UNAM'a yüksek lisans ve doktora başvuruları devam ediyor. Bilgi için.

2011-2016 Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi Hakkında

22. BTYK  toplantısı 15 Aralık 2010 tarihinde yapıldı. Toplantı sonucunda 2005-2010 Bilim Stratejisi değerlendirildi, 2011-2016 Bilim Stratejisi, 2011-2016 Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynağı Strateji belgeleri kabul edildi. Bu yazıda, bu belgeler hakkındaki yorumlarımı paylaşacağım. Yazının tek cümlede özeti: Türkiye nanoteknolojiyi artık üzerinde çalışılması gereken kritik bir teknoloji olarak görmüyor.

2005-2010 Bilim Stratejisi değerlendirilmesi (PDF)

Öncelikle bir bilim stratejisinin beş yılda bir değerlendirilmesi çok yanlış. Normalde her yıl bilim stratejisinde konulan hedeflere ulaşıldı mı, yeni hedefler konmalı mı, hangi hedefler değiştirilmeli gibi soruları inceleyen bir değerlendirme yapılması lazım. BTYK toplantılarında alınan kararlara baktım, orada da stratejileri ve hedefleri eleştirip, düzelten bir belge yok.

Bu belge son 5 yıldaki BTYK toplantılarında alınan kararların bir özeti sayılabilir. Devlet ne yaptı bu beş yılda bilim adına? Ar-ge teşvik edildi, araştırma merkezleri kuruldu, araştırmacı sayısı artırıldı vs. Bunlar yazılmış. Ben nanoteknoloji ile ilgilendiğim için diğer kısımların özetini yayınlamıyorum.

Nanoteknoloji ile ilgili bilgiler:

1) 2005 yılında öncelikli teknoloji alanları belirlenmiş. Nanoteknoloji de o sekiz teknolojinin içinde. Diğer yedisi: Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri, Mekatronik, Üretim Süreç ve Teknolojileri, Malzeme Teknolojileri, Enerji ve Çevre Teknolojileri, Tasarım Teknolojileri.

2) Açılan merkezler: (maliyetler 2010 fiyatları ile)

  • İTÜ – Nanobilim ve Nanoteknoloji İleri Araştırmalar Merkezi (2008-2011) 23 milyon TL
  • GYTE – Nano-Magnetizm Araştırma Merkezi (2009-2011) 14 milyon TL
  • Gazi Üniversitesi – Nanotıp-Nanoteknolojiye Dayalı Yeni Tanı ve Tedavi Yöntemlerinin Geliştirilmesi Merkezi (2007-2010) 12 milyon TL
  • GYTE – GYTE-KOSGEB Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (2003-2006) 9 milyon TL
  • Bilkent Üniversitesi – Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi 2. Faz Altyapı Projesi (2007-2010) 31,9 milyon TL
  • Sabancı Üniversitesi – Nano-Mikro Disiplinlerarası İleri Araştırma Merkezi (2009-2011) 27 milyon TL
  • Bilkent Üniversitesi – Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (1. Faz) (2005-2006) 13,6 milyon TL
  • Fatih Üniversitesi – BiyoNanoTeknoloji Araştırma Laboratuvarı (2008-2010) 7,1 milyon TL

3) Avrupa Birliği 6. çerçeve programında “Nanoteknoloji ve Nanobilimler, Bilgi Tabanlı Çok Fonksiyonlu Malzemeler, Yeni Üretim Süreçleri ve Araçları” başlığı Türkiye’den en fazla rağbet gösterilen dördüncü alan.

2011-2016 Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynağı Strateji Belgesi (PDF)

Nanoteknoloji ile ilgili bir şey yok.

Öne çıkan istatistikler şöyle:

2002-2009 arasındaki 9 yıllık dönemde, bu alandaki artışlar sırasıyla (Tam Zaman Eşdeğer Ar-Ge personeli ve Tam Zaman eşdeğer araştırmacı sayısı), %60 ve %40 olmuştur. Bu artış hızlarıyla 2003-2008 döneminde OECD ülkeleri içinde Türkiye Ar-Ge personelini en hızlı artıran 5. ülke ve araştırmacı sayısını en hızlı artıran 4. ülke konumuna ulaşmıştır.

Hâlâ nüfus başı araştırmacı sayımız birçok ülkeden az.

Bu strateji belgesinde dikkatimi çeken bir şey de yakın zamanda artık akademik yükselmelerde sadece makale sayısına değil, patentlere, araştırma projelerinde proje yürütücüsü veya araştırmacı olarak görev almaya da bakılacak. Şu an makale kalitesinden ziyade makale sayısına bakıldığı için sahte makale üretme yöntemleri türedi. (A. Murat Eren’in bu konudaki yazısı okunmalı)  Bundan sonra da sahte patentlerin ve projelerin sayısı patlayabilir.

2011-2016 Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi (PDF)

Nanoteknoloji ile ilgili bir şey yok! 2023 için belirlenen sekiz öncelikli alanla ilgili bir strateji yok. Hatta yeni strateji belirleme emri de yok. Onun yerine Başbakan’ın himayeleri altına aldığı enerji, su ve gıda alanlarında ulusal Ar-Ge ve yenilik stratejilerinin hazırlanması emri var. Bu üç raporun 2011 yılı içerisinde hazırlanması bekleniyor.

TÜBİTAK, üniversitelerden ve özel sektörden oluşan üç yeni strateji çalışma grubu oluşturulmuş. Kurullara üyeler nasıl seçildi bilemiyoruz. Enerji çalışma grubunda özel sektörden bir tek TÜPRAŞ, gıda çalışma grubunda Ülker gıda ve Kula Gıda Kombinaları A.Ş. var, su çalışma grubunda ise özel sektörden kimse yok.

Şimdi bu ne demek?

TÜBİTAK 8 yıl önce 2023′e kadar söz sahibi olmamız gereken sekiz alan belirliyor. Sekiz yılda bu alanlarla ilgili nitelikli çok az adım atılıyor – yukarıda 2005-2010 yıllarında yapılanları özetledim. Yarı yolda stratejimizi tamamen değiştiriyoruz. 2023 strateji belgesinden alıntılıyorum:

Sonuçta bu teknolojiye [nanoteknolojiye] sahip ülkelerin refah seviyesi, ekonomisi ve ulusal güvenliği çok daha güçlü konuma gelecektir. Zamanında sanayi ve mikroelektronik, enformatik devrimlerini yakalayamamış olan ülkemiz için, nanoteknoloji bir son fırsattır. (sayfa 19)

Bu teknoloji alanlarındaki [8 kritik teknoloji] nihai hedefimiz, ülkemizi 2023’e taşıyacak öncelikli teknolojik faaliyetleri gerçekleştirebilecek yetkinlik düzeyine gelmektir. (sayfa 33)

Tabi ki Türkiye’nin bilimi sadece bu sekiz teknoloji ile gelişmek zorunda değil. Fakat bu sekiz teknolojiden vazgeçme sebepleri açıklanmadı. Anında karar verilmiş gibi. Aynı senaryonun  bu yeni üç alanın (enerji, su, gıda) başına gelmeyeceğine dair elimizde bir garanti de yok. Üç tane strateji yayınlanacak, bunların ne kadar önemli olduğu yazılacak, bu stratejilerde bazı hedefler olacak, hedeflere ulaşıldı mı kontrol edilmeyecek, birkaç yıl sonra yeni alanlar belirlenecek, yeni kurullar kurulacak, yeni stratejiler belirlenecek vs.

Nanoteknoloji artık kritik bir teknoloji olarak görülmüyorsa, binbir zorlukla kurulan sekiz nanoteknoloji merkezine bundan nasıl bir destek sağlanacak merak ediyorum. Gelişmeleri öğrenen diğer alanlardaki bilim adamlarının şevki kırılmayacak mı?

Bunun böyle olacağının sinyalleri geliyordu zaten: Sanayi Bakanlığı Stratejisi, Orta Vadeli Plan.

Sizler ne düşünüyorsunuz? Türkiye’nin bu adımları doğru mu?

2011-2014 Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nde Nanoteknoloji

Bugün Sanayi Bakanlığı’nın sitesinde 2011-2014 Türkiye Sanayi Strateji Belgesi (AB üyeliğinde doğru) başlıklı bir belge yayınlnadı. PDF formatında şuradan ulaşabilirsiniz. Türkiye’nin uzun dönemli sanayi vizyonu şu şekilde tanımlanmış: “Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya’nın üretim üssü olmak.

Nanoteknoloji iki yerde geçiyor:

1 – Firmaların Teknolojik gelişimi altbaşlığında politikalar maddesi:

Sanayi stratejisinin odağında, firmaların tümünün teknolojik gelişmişlik düzeyini arttırmaya yönelik politikalara ağırlık verilecektir. Firmaların, mevcut teknolojileri etkili bir şekilde kullanmaları; ürün, süreç ve organizasyonel yenilikçilikleri başarılı bir biçimde gerçekleştirmeleri ve kendilerini küresel piyasalardaki rakiplerinden ayrıştırabilen firmaların sayısının ve etkinliğinin arttırılması yönünde politikalar uygulanacaktır. Buna ek olarak, bilgi yoğun sanayilerin geliştirilmesi, biyoteknoloji ve nanoteknoloji gibi alanlara yatırım yapılması da politika öncelikleri arasındadır. (İtalikliği ben ekledim)

2 -  Yukarıdaki amaca yönelik eylem planında ise şöyle deniyor:

Sorumlu kuruluş: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

İşbirliği yapılacak kuruluşlar: TÜBİTAK, TİKA, Ulusal Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü (UNAM), Üniversiteler, Özel Sektör

Performans Göstergesi: Gelişmekte olan ülkelerden ve Türkiye’de yerleşik kurum, kuruluş ve üniversitelerden yılda 40 kişinin eğitilmesi

Süre: 2011 – 2014

Yapılacak işlem ve açıklama: Bakanlığımız, Ulusal Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü (UNAM) ve Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) işbirliğinde düzenlenecek “Nanoteknolojide Temizoda Kullanımı Konulu Eğitim Programı” projesi ile gelişmekte olan ülkeler ve ülkemiz katılımcılarının temizoda teknolojileri, nano-cihaz proses tasarımı ve optimizasyonu ve nanoteknolojide son gelişmeler konularında eğitilmesi ve uzman yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Bazı ülkelerin; sosyoekonomik ve endüstriyel gelişmişlik seviyesinin yükselmesi, UNAM ve ülkemiz ile ortak uygulamaya yönelik projeler geliştirmesi, Ülkemiz ile katılımcıların ülkeleri arasında teknik işbirliği imkânları yaratılması ve geliştirilmesi, Ülkemizin özellikle teknoparklar ile büyük sanayi kuruluşlarının Ar-Ge personelinin eğitim ihtiyaçlarının karşılanması hedeflenmektedir.

Bir performans göstergesinin olması güzel. Sanayi bakanlığının önümüzdeki üç yıl için nanoteknoloji stratejisi yılda 40 kişiyi eğitmek. Sayısal bir hedef var çok güzel. Fakat araştırma yapma ve bilgiyi ürüne dönüştürme ile ilgili strateji belirlenmemesi kötü olmuş. ABD, Rusya ve diğer ülkelerin nanoteknoloji stratejisinde üç ana başlık var: araştırma, ürüne dönüştürme, eğitim.

Bu arada söz konusu “Nanoteknolojide Temizoda Kullanımı Konulu Eğitim Programı” geçen sene yapıldı. İnternet sitesine şuradan ulaşabilirsiniz.

07 Ağustos 2011 ekleme: SETAV Sanayi strateji belgesi üzerine bir değerlendirme yayınlamış. Ulaşmak için tıklayın.

Orta Vadeli Program Açıklandı, Nanoteknolojide Yeni Bir Şey Yok

10 Ekim’de Resmi Gazete’de 2011-2013 arası uygulanacak “Orta Vadeli Programı Hazırlıkları” açıklandı. Nanoteknoloji ile ilgili sadece bir cümle var (“Alt Sektör Öncelikleri” başlığında):

[...] geleceğe yönelik olarak nanoteknoloji, biyoteknoloji, yeni nesil nükleer teknolojiler ile hidrojen ve yakıt pili teknolojileri, sanayi politikasının öncelik vereceği sektörlerdeki araştırmalar, yerli kaynakların katma değere dönüştürülmesini amaçlayan Ar-Ge faaliyetleri, aşı ve anti-serum başta olmak üzere yaşam kalitesinin yükseltilmesine yönelik sağlık araştırmaları, bilgi ve iletişim teknolojileri ile savunma ve uzay teknolojileri öncelikli alanlar olarak belirlenmiştir. [...]

Bu kadar. Türkiye’nin nanoteknoloji politikası, sadece nanoteknolojiyi öncelikli bir alan olarak nitelendirmekten ibaret.

2004′te yazılmış bir nanoteknoloji stratejimiz var (PDF). Geçen 6 yıllık sürede bu rapor ne güncellendi, ne işleyişi kontrol edildi. Bakalım 6 yıl önce hedefler neymiş, neleri gerçekleştirmişiz.

  • Özel olarak nanobilim ve nanoteknoloji araştırmalarına yönelik kapsamlı bir araştırma planımız bulunmamaktadır. Bu planın hazırlanması ve bunun gerektirdiği araştırma altyapısına verilecek destekte geç kalınması halinde, Türkiye bu son fırsatı da kaçıracaktır. (6 yıl geçti hâlâ bu plan yok. Plan olmadan bir hedefe ulaşılabilir mi?)
  • Yetişmiş eleman açığının öncelikle giderilmelidir. (Birkaç üniversite yüksek lisans, doktora programları başlattı. Fakat bu fakülteler planlı açılmıyor. Tamamen üniversitelerin inisiyatifine bırakılmış. 10 yıl sonra kaç tane nanoteknoloji uzmanı lazım, o sayıya ulaşmak için önümüzdeki yıllarda nerelerde kaç tane program açalım hesaplaması yok.)
  • Üniversitelerin, küçük, orta ve büyük ölçekli sanayinin araştırma alt yapısının oluşturulması, yasal
    düzenlemelerle geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerekir. (Ar-Ge kanunu, teknokentler gibi girişimler yapıldı. Nanoteknolojide çok fazla şirket kurulmadı geçen altı yıl içerisinde.)
  • Araştırma merkezleri artırılmalı ve yaygınlaştırılmalı, sanayi tarafından yapılan veya yönlendirilen araştırmalar teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. (Her geçen gün yeni bir araştırma merkezi açılıyor. En son üç tanesi: 1, 2, 3. Fakat verim çok düşük. Ortak bir plan olmadığı için, her araştırma merkezi kendine göre bir şeyler yapmaya çalışıyor. Makale sayısının artması öncelikli hedef.)
  • Teknoparkların yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi, nanoteknolojilerin geliştirilmesi için özellikle önemlidir. (Teknokent sayısı arttı, kurulan nanoteknoloji şirketi sayısı çok çok az.)

Nanofotonik, nanoelektronik, nanomanyetizma ile ilgili hedefler

Temel Araştırma Hedefleri

HEDEF 1: Yarıiletkenlerden (grup IV ve II-VI yerıiletkenleri) oluşan nanoyapıların üretim süreçlerinin anlaşılması. Bu süreçler hakkında fizik, kimya, biyoloji, elektronik ve diğer ilgili alanları kapsayan çok disiplinli araştırma programlarının geliştirilmesi. Üretilen nanoyapıların ölçülmesi ve analiz edilebilmesi için yöntemlerin araştırılması ve geliştirlmesi (2007).

HEDEF 2: Nanoyapılar içeren elektronik, fotonik ve spintronik aygıtların fiziğinin anlaşılması ve araştırılması. Yeni açılımların tespit edilmesi ve öngörülmesi (2010).

(Bu üretim süreçleri anlaşıldı mı? Nasıl anlayacağız bu süreçlerin anlaşıldığını? Türkiye’de kimler bu konular üzerinde çalışıyor? 2010 yılı bitiyor, yeni açılımlar tespit edildi mi? Hiçbir fikrimiz yok.)

Uygulamalı ve Sınai Araştırma Hedefleri

HEDEF 1: Nanoyapılar içeren Light Emitting Diode (LED), lazer ve dedektör prototipinin üretilmesi ve üretim metodolojisinin geliştirilmesi (2008). (Yapıldı mı? Kimler bu konuda çalışıyordu?)

Sınai Geliştirme

HEDEF 1: Nanoyapılar içeren ilk özgün LED, lazer ve nanodedektör üretiminin gerçekleştirilmesi (2010). (Türkiye’de özgün nanoyapılı LED üreten bir şirket var mı?)

Bu sadece bir alt dalla ilgili hedefler. Diğer alanlarda da benzer hedefler var, hepsini burada yazmaya gerek yok. Ortak nokta: hedefler konmuş ama o hedeflere nasıl ulaşılacağı belirtilmemiş.

Geri kalanlar en çok dikkatimi çekenler de şunlar:

  • Ulusal Nanokarakterizasyon Merkezinin kurulması (2007)
  • Ulusal Nanolitografi Merkezinin kurulması (2007)
  • Taramalı Uç Mikroskoplarının Geliştirilmesi, atomik manipülasyonun oda sıcaklığında daha
    kontrollü yapılabilmesi (2010)
  • Paralel elektron demet litografi kullanarak 10 nm boyutlarında nanoyapılar içeren tümleşik
    entegre develerin üretimi (2010)

Özet

Türkiye elindeki fırsatları değerlendiremediği için, nanoteknoloji devrimini kaçırmıştır. Eğer bu konuda bir şeyler yapmak istiyorsa, önce bu konudaki planını hazırlamalı ve düzenli olarak bu planı denetlemelidir. Artık çok çok daha hummalı bir çalışma yapmalıdır. Geçen altı yıla, gündeme bakınca, bunun gerçekleşmesinin çok zor olduğunu düşünüyorum.

Bundan sonra eğer birisi “Türkiye daha bu devrimi kaçırmadı.” der ise, lütfen ona bu yazıyı gösterin.

14 Ekim’de Sakarya Üniversitesi’nde (SAÜ) Nanoteknoloji Günleri’nin düzenleneceğini duyurmuştum. Fizik Topluluğu başkanı Burak Ustaoğlu etkinliğin özetini bizlerle paylaştı. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

SAÜ Fizik Topluluğunun(SAÜFİT) düzenlemiş olduğu NANO TEKNOLOJİ GÜNLERİ üniversitemizde eşi görülmemiş bir bilimsel organizasyon olarak kayıtlara geçti. Üniversitemiz Kültür ve Kongre Merkezi Salon 1′de yapılan organizasyona öğrenciler yoğun bir katılım gösterdiler. Yaklaşık 1000 öğrencinin katıldığı organizasyonda Türk bilim dünyasının önemli isimleri üniversite öğrencilerimizi nanoteknoloji hakkında bilgilendirdiler. Topluluk Akademisyen Yönticisi Yard. Doç. Dr. Ali Çoruh, Sakarya Üniversitesi Fizik Topluluğu olarak 2011 Eylül-Ekim ayları içinde Sakarya Üniversitesi’nde ULUSLARARASI BİLİM SEMPOZYUMU düzenleyeceklerini söyledi.

Organizasyonun ilk gününde bu yoğun ilgiyi gören ODTÜ Öğretim Üyesi ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tomak “Biz ODTÜ’de bilimsel bir organizasyon dediğimizde 100 kişi gördüğümüzde bunu ‘mükemmel’ diye yorumlarız. Ancak SAÜ bu konuda ODTÜ’yü geçmiş görünüyor herhalde bugün SAÜ’nün yarısı burada” diyerek salondan yoğun bir alkış aldı. “Nanoteknolojinin bilim dünyasında bir devrim” olduğunu söyleyen Prof.Dr.Mehmet Tomak “şu an görüyorum ki devrim Sakarya’ya da sıçarmış” beyanında bulundu. Daha sonra sahneyi devralan Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Gülseren de aynı duygu ve düşüncede olduğunu ve SAÜ’nün bu denli araştırmacı öğrencilere sahip olduğundan dolayı şanslı ve gelecekte üst düzey olacak bir üniversite olarak yorumladı. Doç.Dr. Oğuz Gülseren “Grafen’in teknoloji için büyük bir buluş olduğunu belirtirken bu maddenin bilgisayarlardan cep telefonlarına kadar günlük hayata hız katacağını vurguladı.”

Organizasyonun son gününde sunumunu gerçekleştiren Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi(SU-NUM) Direktörü Dr. Volkan Özgüz “SU-NUM’un Nisan 2011′de hayata geçeceğini sadece Sabancı Üniversitesi’ne ait bir merkez olmayıp tüm üniversiteler ve sanayi tarafından da kullanılacak bir merkez olduğunu” açıkladı. (Kendi eklemem: SU-NUM ile ilgili yazım) Ayrıca “SU-NUM’un kurulması için Devlet Planma Teşkilatı’nda 27 milyon TL, Sabancı Vakfı’ndan da 23 milyon TL kaynak aktarıldığını” beyan etti.

Burak USTAOĞLU
SAÜFİT Başkanı

Heinrich Rohrer Bilkent’te İdi

4-5 Ekim arasında Bilkent’te 100. AEA toplantısı “Nanoteknoloji, İnformatik ve Yeni Ekonomik Paradigmalar” başlığı ile yapıldı. Etkinliğin yapılacağını internetten ilk öğrendiğimde katılım paralı gözüküyordu,  etkinliği blogumda paylaşmak istemedim. Etkinliğe herkesin katılabileceğini toplantı günü öğrendim. Sponsorlar katılım ücretini karşılamış herhalde.

Toplantının göze en fazla çarpan konuşmacısı Heinrich Rohrer idi. Rohrer, 1986 yılında Gerd Binnig ile beraber Taramalı Tünellemeli Mikroskobu icat ettiği için Fizik dalında Nobel Ödülü’nün sahibi. Rohrer daha önce Türkiye’yi 19 yıl önce ziyaret etmişti.

Bundan sonra konuşmalar sırasında aldığım notları paylaşacağım.

Heinrich Rohrer

Konuşmasının başlığı “Nanoteknoloji: Sürdürülebilirliğin Anahtarı” idi.

Dünya’da dört tane devrim oldu:

1) Coğrafi devrim: Dünyayı araştırdık.

2) Sanayi devrimi: Fiziksel gerçekliği araştırdık.

3) Mikro devrim: Basit zihinsel süreçleri (hesaplama gibi) yerine getirdik.

4) Nano devrimi: Karmaşık zihinsel süreçleri yapacağız.

Küçük kuvvetlidir, küçük büyüğe hükmeder. Küçük şeyler daha az enerji tüketir. Bugün hesaplamaları bilgisayarlara yaptırdığımız için 1012 kat daha az enerji harcıyoruz. Doğadaki bütün olaylar nanoseviyesinde olduğu için nanoteknolojinin önemi artıyor. Doğayı çok daha iyi anlayacağız.

Nanoteknloji sadece mikrodan nanoya geçiş değil. Devrim olabilmesi için tamamen yeni bakış açıları geliştirtmesi lazım.

Malzeme biliminin temel problemi istenilen malzemeyi, istenen yerde, istenen özelliklerde üretebilmek.

En iyi anahtarlar (elektronikte) iki farklı halde kararlı yapıya sahip moleküllerdir. Bu molekülleri bulmamız lazım.

Murat Günel

Murat Günel Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Nörosirürji Bölümü’nde profesör. Nörogenomik üzerine çalışıyor.

Bir gen ne kadar az insanda var ise hastalık oluşturma riski o kadar fazla.

İnsan genomunun çok az bir kısmının ne işe yaradığını biliyoruz.

Birçok insandan alınan genomlar sekanslandıktan sonra, ortaya çıkan veri bilgisayar sayesinde inceleniyor ve hastalığa sebep olan gen bulunmaya çalışılıyor. Sadece o gene müdahale edildiği zaman hastalık geçiyor.

Genom sekanslanması hızlandıkça daha etkili tedavi yöntemleri geliştireceğiz. Herkesin bir ilaca verdiği tepki farklı. Bir grup hastada hiç etki etmeyen ilaç, bir diğer grupta yan etki gösterebiliyor. Genetiğimize uygun ilaç almak çok daha iyi.

Erol Gelenbe

Erol Gelenbe Imperial College’da Elektrik Elektronik Mühendisliği profesörü.

Mesele bir şeyler bulmak değil, onları ürüne dönüştürüp ekonomik fayda sağlamak.

Nanoteknoloji sadece şimdi varolan yapıların daha küçüğünü yapmak değil, nanoboyutun farklarından yararlanarak paradigmalar üretmek.

2008-2012 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 46000'i geçti.

Real Time Web Analytics