Türkiye'deki nanoteknoloji araştırmacılarının listesi için tıklayınız.

Erciyes Üniversitesi’ne Nanoteknoloji Merkezi

Bugün Resmi Gazete’de “Erciyes Üniversitesi Nanoteknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi”nin (ERNAM) yönetmeliği yayınlandı.

Üniversitenin sitesinde merkezle ilgili sadece bir duyuruya ulaşabildim. Merkezin kurulacağı 10 Aralık 2010 günü bir toplantıda açıklanmış. 40 araştırmacı olacak deniyor.

Merkezin amacı:

Merkezin amacı; Üniversite öğretim elemanlarının nanofotonik, nanoelektronik, nanomanyetizma, nanomalzeme, nanokarekterizasyon, nanofabrikasyon, nano ölçekte kuantum bilgi işleme gibi nanobilim ve nanoteknoloji ile diğer alanlarda yapacakları çalışmalara destek sağlamak, çağdaş eğitim yöntemlerinin uygulanmasında ve ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitimde yapılacak nanoteknoloji ile ilgili pratik çalışmalara katkıda bulunmak, teknolojik gelişmeler ve uygulama alanları konusunda analiz ve araştırmalar yapmak, çözüm önerilerinde bulunmak, ticari ürünler oluşturarak Merkeze gelir sağlamak ve bu alanlarda patent almak ve yayınlar yapmaktır.

Bilgiler geldikçe, burayı güncellerim. Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümü başkanı Mehmet Hançer ile iletişime geçmeyi düşünüyorum.

04 Mayıs 2011 güncelleme: Dün (03 Mayıs 2011) Mehmet Hançer’den cevap geldi. E-postadaki yazım hatalarını düzelterek yayınlıyorum.

Başlangıç olarak 1600 m2 bir alana kurulacak merkezin ilk yatırım maliyeti için gerekli olan 1 milyon TL’lik mali destek Kayserili hayırsever bir işadamımız tarafından karşılanmıştır. Uluslararası standartlarda inşa edilecek merkezde 170 m2’lik bir alanda sınıf 10000 ve sınıf 1000 kalite temiz odalar, 800 m2’lik bir alanda normal laboratuar ve 400 m2’lik bölümde ise ofis ve yönetim alanları bulunacaktır. Merkezin temeli 11 Nisan 2011’de Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün de bulunduğu bir törende atılmıştır. Yine merkez resmen YÖK tarafından tanınarak Erciyes Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (ERNAM) adı altında Resmi Gazete’de ilan edilmiştir. Bu bakımdan, merkezin kurumsal bir kimlik kazanması açısından önemli olan tüm adımlar atılmış ve gerekli altyapı planlamaları yapılmıştır. Araştırma merkezinin üniversitemiz bünyesinde kurulması ile bölgemize ve özellikle Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde (KOSB) faaliyet gösteren 300’ün üzerindeki orta ve küçük ölçekteki şirketlere ürün portföyünün artırılması ve gelişimi konusunda hatırı sayılır katkı yapması beklenmektedir. Merkez 14-18 kişilik disiplinlerarası bir çekirdek kurucu uzman kadrodan oluşmakta olup, özellikle nanomalzemeler (nanopartikül ve nanoyapı sentezi, karekterizasyonu, modelleme, akıllı nanokaplamalar, seramik-polimer kompozit, ambalaj, lityum ve katı oksit yakıt pilleri, diş protezleri) ve nanoilaçlar (güdümlü, kontrollü ilaç dağıtımı, nano diş dolgu malzemeleri) üzerine bir çalışma modeli benimsemiştir. Bu tipte bir çalışma modelinin özellikle bölgemiz ve ülkemiz küçük ve orta ölçekte şirketlerin sınırlı Ar-Ge çalışma şartları dikkate alındığında daha gerçekçi bir yaklaşım olacağı öngörülmüştür. Bu nedenle destek istenen Erciyes Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’nin (ERNAM) yaratacağı imkânların, sadece üniversitemizdeki farklı bölümlerle sınırlı kalmayıp, bölgemizde faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekteki şirketlerin nanoteknoloji tabanlı yeni ürünler geliştirerek, dünya ile rekabet edebilmelerine ve süratle büyümelerine katkı sağlaması beklenmektedir.

Kendisine hızlı cevap için teşekkür ediyorum.

NanoTR 7 Sabancı Üniversitesi’nde

7. NanoTR konferansı 27 Haziran 2011 – 1 Temmuz 2011 tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi‘nde düzenlenecek. Bakalım bu sene NanoTR daha önceki yıllarda olan eksiklikler giderilecek mi? NanoTR’de neler değişmeli yazısı.

NanoTR 7 konferansının logosu

Konferansın anasayfa adresi: http://nanotr7.sabanciuniv.edu

Konferansın amacı geçen yıllarla aynı:

7. Nanobilim ve Nanoteknoloji Konferansı’nın amacı, ülkemizde ve dünyada nanobilim ve nanoteknoloji alanında araştırma yapan temel bilim, mühendislik, eczacılık ve tıp gibi farklı disiplinlerden bilim insanlarını, araştırmacıları, öğrencileri ve sanayi kuruluşlarını bir araya getirerek ilgili alanlardaki son gelişmelerin tartışılması ve bir sinerji oluşturarak yeni açılımlara doğru adım atılmasını sağlamaktır.

İki tane yeni tema eklenmiş. Bu konularla ilgili bildirileri merak ediyorum:

  • Nano Girişim – Araştırmadan uygulamaya geçiş öyküleri
  • Nanoteknolojinin Yönetişimi ve Ulusal Nanoteknoloji Politikaları

Davetli konuşmacı listesi zengin olmuş.

Özet gönderme için son gün 15 Nisan saat 00:00, erken kayıt dönemi ise 1 Mayıs 2011‘de bitiyor.

Programa maalesef katılamayacağım. Öğrenciler için erken kayıt fiyatı 125 TL, normal kayıt fiyatı ise 150 TL. Öğrencilerin de olduğu bir sinerji ortamı oluşturmak gibi bir hedefiniz varsa, öğrenci kayıt fiyatları çok daha düşük olmalı. Ben şahsen düzenleme kuruluna bu konu ile ilgili bir e-posta atacağım, siz de destek olursanız sevinirim.

Son güncelleme: 15 Nisan 2011

4. Nanoteknoloji Günü’nden Canlı Blog (İkinci Kısım)

Merhaba arkadaşlar. 4. Nanoteknoloji Günü öğleden sonraki oturumları başladı. Sabahki sunumlarla ilgili notlara şuradan ulaşabilirsiniz.

Etkinlik bitti. İlginiz için teşekkürler. Bir başka canlı blogda görüşmek üzere.

Geçen seneki canlı blog için tıklayınız.

Doç. Dr. Alper Kiraz – Koç

Not: Bu konuşma çok teknik olduğu ve biraz hızlı devam ettiği için buraya çok detaylı şeyler yazamadım. Kusura bakmayın.

Konuşma üç kısımdan oluşacak.

Kuantum mühendisliği

Kimya ve biyoloji mühendisliği

Optoelektronik mühendisliği

Kuantum mühendisliği:

Kuantum mühendisliği için ayrık enerji sistemlerine sahip bir sistem gerekli. Kuantum özelliklere sahip bir sistemle bilgi işleyebiliriz. Fakat şu ana kadar böyle bir sistem yapamadık, kuantum bilgisayarlar piyasada değil. Kuantum mühendisliğinin önündeki en büyük engel dış dünya etkilerinden kuantum sistemi koruma.

Sistemi nasıl koruyacağız? İlk yöntem, vakum kullanarak atomları tuzaklayabiliriz. Tuzaklama sistemini yapan kişi Nobel aldı.

Çok atomu, tek atomu ve iyonları tuzaklayabilirsiniz. İki problem var: atomu tuzaklasanız bile hareket etmeye devam ediyor: Brownian hareketi. Bir de tuzağa düşmüş atomu sonsuza kadar incelemeniz mümkün değil.

İkinci yöntem ise soğutma. Sistemi soğutarak ideale yakın kuantum-mekanik sistemler oluşturabilirsiniz.

Tek foton kaynağı üretme problemi. Elektronları teker teker göndermeniz mümkünken tek foton üretme kaynağı doğada yok.

Tek foton algılayıcılar üretildi. Şu ana kadar çok büyük bir uygulama bulunmadı ama bir şey yapmak mümkün: rastgele sayı üretme, kuantum kriptoloji (çok daha güvenli haberleşme, idealde kimsenin konuşmayı dinlemesi mümkün değil bu sistemlerde).

Kimya ve biyoloji mühendisliği:

Ajan molekülleri kullanmak. Ajan molekül olarak ne kullanabiliriz? Boya, kuantum nokta vs.

Tek moleküllü motorlarıni incelenmesi.

Not: Bu kısımdaki konuları daha önce bilmediğim için buraya çok detaylı şeyler yazamadım. Kusura bakmayın. Konuşmada çok fazla teknik terim var.

Optoelektronik mühendisliği

Not: Bu kısımdaki konuları daha önce bilmediğim için buraya çok detaylı şeyler yazamadım. Kusura bakmayın. Konuşmada çok fazla teknik terim var.

Prof. Dr. Emir Baki DENKBAŞ – Hacettepe

Emir hocayı Hacettepe’de ziyaret etmiştim, okumak isterseniz buyurun.

Konuşma başlığı: “Tıp ve sağlık bilimlerinde nanoteknoloji”

Nanoteknolojinin kısa tarihçesi, tanımından bahsetti şu ana kadar. Şu yazı faydalı olabilir: Nanoteknoloji Nedir?

Gecko, kelebek ve nilüfer yaprağında nanoyapılar. Doğada birçok nanoyapı var, biz de bunlardan çokça ilham almalıyız.

Nanoteknoloji önümüzdeki 5 yıla damgasını vuracak. Şu an sizler çok şanslı bir dönemdesiniz.

Tekstilde prestijli ülke idik. Şu an biraz geride kaldık. Akıllı tekstille tekrar eski prestijimizi yakalayabiliriz.

Şu an nanoteknoloji ürünleri yavaş yavaş etrafımızı sarıyor. Farkında olarak ya da olmayarak nanoürünler kullanıyoruz. Ürünlerin çoğu büyük şirketler tarafından üretiliyor.

Nanoteknoloji kullanan yöntemlerle hastalık teşhisi yapılabiliyor. Yavaş yavaş klinik uygulamalar başladı.

Farklı tıp alanlarında nanoteknoloji uygulamaları:

Kalp stentlerinde nano delikler açıp buraya tıkanmayı engelleyecek ilaçlar dolduruluyor. Daha sonra kontrollü olarak bu ilacı salıyorsunuz.

Tümörleri dondurarak öldürme ve tedavi etme. Bu yöntemle kemoterapide olduğu gibi sağlıklı hücreler de donduruluyordu. Artık önce nanoparçaçık gönderiliyor ve sadece zararlı hücreler öldürülüyor. Klinik denemeleri başladı, yöntemin literatürde adı nanocryosurgery.

Nanorobotik ile vücudu kesmeye gerek kalmadan vücudun içine çeşitli robotlarla girip müdahale etmek mümkün. Diş hekimliğinde de yapay diş konusunda nanoteknoloji uygulamaları var: nanodentistry diye arama yapılabilir.

Yapay organ ve ortopedide nanoiplikçikler kullanılıyor.

Nanoparçacıklar kullanarak daha detaylı parmak izi almak mümkün. Parmak altın nanoparçacıklara batırılıyor.

Nanoteknolojinin zararları araştırılmalı ve önlenmeli. Nanotoksikoloji alanı bununla ilgileniyor.

Hacettepe Üniversitesi Nanoteknoloji ve Nanotıp Anabilim dalı‘nda şu an 110 öğrenci var. Şu ana kadar 15 öğrenci yüksek lisansını bitirmiş, seneye de 4-5 tane doktorasını bitirecek.

Yrd. Doç. Dr. Sinan Filiz – Bilkent

Konuşma başlığı: “Biyolojiden Esinlenen Üretim”

Mikrosistemler üzerine çalışmalar yapıyor. Konular ise hassas üretim tezgahı (kendi tasarımı, hassas konum ölçme özelliği, hassas kesiciler), mikroenjeksiyon, mikro iğnelerle ilaç tedariki, minyatür protezler (kulak protezi mesela).

Konuşma kendi araştırması üzerinde olmayacak, daha çok şu an üzerinde düşündüğü konularla ilgili olacak. Teknik bir konuşma değil, felsefi bir konuşma yani.

Biyolojiden esinlenen tasarımdan daha önce bahsettik (gecko, nilüfer vs.)

Doğada bir de üretim var. Mesela çok küçük bir canlı olan sinekte birçok üretim süreci var. Bunların üzerinde düşünmemiz lazım. Aynı şekilde insanın gelişimi boyunca otomatik olarak birçok üretim yapılıyor.

Bakteri motorunun çalışma prensibini hâlâ tam olarak bilmiyoruz, çünkü çok küçük bir yapı (50 nm). Motor proteinlerden oluşuyor. Motorun oluşumu aslında nanoseviyede bir üretim.

Bizim nanoüretimde şu an kullandığımız üretim yöntemleri (litografya, katman katman üretim vs.) doğadaki nanoüretim yöntemlerine göre çok kaba kalıyor.

Tohum temelli üretim olabilir ileride. Tıpkı gerçek tohumlar gibi ürünün tohumuna dönüşmesi mümkün olacak, tabi ki tohumu hammaddelerin olduğu bir ortama koymak lazım.

Etkinlik bitti. İlginiz için teşekkürler. Bir başka canlı blogda görüşmek üzere.

 

 

4. Nanoteknoloji Günü’nden Canlı Blog

İyi günler arkadaşlar. Şu an Bilkent’te 4. Nanoteknoloji Günü‘ndeyim. Etkinliğe katılamayanlar için konuşmalardan notlarımı canlı olarak aktaracağım. Bu sayfayı düzenli olarak yenilemenizi tavsiye ediyorum. Sorularınız için nanoturkiye@gmail.com

Son durum: Öğleden sonraki oturumlar devam ediyor. Yeni bir yazı başlattım. Ulaşmak için tıklayınız.

Uyarı: Bu yazıdaki bilgileri bir çalışmada kullanmak için ilgili konuşmacı ile iletişime geçmenizi tavsiye ediyorum. Canlı blog olduğu için duyduklarımı buraya yanlış/eksik aktarabilirim.

Prof. Dr. Ekmel Özbay açılış konuşması yaptı. Son 5 dakikasına yetiştim. Aldığım notlar:

Nanoteknoloji yeni mi? Hayır yıllardır gelişen farklı bilim dallarının bir çatı altında  toplanması. İnternet de aşama aşama gelişmişti.
Kendinizi iyi yetiştirin, nanoteknoloji ile ilgilenen diğer arkadaşlarınızda bir konuda uzmanlaşmaya çalışın.
Türkiye parlayan bir yıldız haline geldi, parlatmaya birlikte devam edelim.

Prof. Dr. Raşit Turan – ODTÜ

Konuşma başlığı “Nanoteknoloji ve Güneş Enerjisi”
Son 10 yılda Türkiye olarak iyi atılım yaptık bilim alanında.
Özellikle Ankara’daki bilim merkezlerindeki teknik donanım Avrupa’daki birçok bilim merkezinin üstünde.
Türkiye olarak altyapı kurduk, şu anki sorun insan potansiyeli az
Yurtdışına gitmeyip, burada çalışma yapın (burslar, imkanlar çok iyi)

Enerji çok önemli, önümüzdeki dönemde en sıcak konulardan olmaya aday.
Türkiye’deki probleminin çok fazla meselesi var.

Enerji kullanımı Dünya çapında artıyor. Gelişmekte olan ülkeler yakın bir gelecekte şu anda gelişmiş olan ülkeler kadar enerji kullanacak. Enerjinin çoğu fosil yakıtlardan elde ediliyor bu da atmosferi olumsuz yönde etkiliyor.

Çözüm – yenilenebilir enerji, Güneş’ten Dünya’ya dünyanın enerji ihtiyacından çok daha fazlası ulaşıyor.

Güneş enerjisini kullanmak için alana ihtiyaç var. Şu anki teknoloji ile dünyanın çok az bir bölümünü güneş panelleri ile kaplasak enerji ihtiyacı karşılanıyor.

Yenilenebilir Enerji yasası çıktı, Almanya kadar teşvik etmese de Güneş enerjisini teşvik ediyor.

Fotovoltaik güneş pillerinin çalışma prensiplerini anlattı.

Güneş pilleri çalışma prensiplerine göre farklı nesillere ayrılmış. En fazla kullanılan ikinci nesil güneş pilleri. İkinci nesil güneş pilleri cam üzerinde yapılıyor, yarı saydam yapılabiliyor. Bu yüzden çok ilgi görüyor. Bu tip fotovoltaik güneş pilleri GÜNAM‘da üretilebiliyor.

Silisyumla elde edilebilecek enerji verimliliği teorik olarak hesaplanabiliyor.  Acaba nanoteknoloji ile daha verimli güneş pilleri üretebilir miyiz?

Enerji verimliliğinin artması ile fiyat artması çok fazla. %42 verimli olan güneş pili %12 verimli olanlardan 1000 kat daha pahalı. Şu anda %12′lik güneş pilleri yaygın. Uzun vadede hangi teknolojinin öleceğini tahmin etmek zor.

Silikon plaka üzerini gümüş nanoparçacıklar ile kaplayıp, farklı şartlardaki performanslarını analiz etmişler.

Nanotelleri nasıl kullanabiliriz fotovoltaik güneş pillerinde?

Silikon plakasına gümüş nanoparçacıkla kapladıktan sonra güneş ile gümüş nanoparçacıkların aşağıya doğru gitmesini sağlıyorsunuz. Böylece fırça gibi bir yapı oluşuyor. Yani silikon yüzeyi nanotellere dönüştürüyorsunuz.

Peki bu ne işe yarıyor? Işık bu nanotel ormanı diyebileceğimiz yapı içerisinde hapsoluyor. Işık güneş pilinde ne kadar çok zaman geçirirse verimlilik o kadar yüksek. GÜNAM’da bu yöntemle çalışan bir güneş pili ürerilmiş. Verimliliği %10. Daha optimize edilmemiş, şu an optimize etme üzerine çalışıyorlar.

Raşit Turan İtalyan arkadaşı Lorenzo Pavesi ile birlikte Silicon Nanocrystals başlıklı bir kitap yayınlamış.

ODTÜ 1980′lerden beri güneş enerjisi üzerine çalışıyor. Alan yetersiz geldiği için 2007′de yeni bir araştırma merkezi kurmak istemişler. DPT’ye başvurmuşlar destek için. İlk başta oradaki yetkililer “Böyle araştırma merkezi mi olur?” demişler. Sanki sadece nanoteknoloji merkezi olabilirmiş gibi. Bir sene uğraşmışlar ve sonunda ikna etmişler. Ocak 2009′dan beri destekler başladı.

Amaç: Güneş enerjisi alanında öncü bir kuruluş olması, bu teknolojinin yurtdışından ithal edilmemesini sağlama, insan yetiştirme.

Merkezi ziyaret edebilirsiniz, çalışma yapmak için lütfen başvurun. Birçok farklı alandan öğrenci var.

Ürüne dönüştürmek çok önemli. Devlet çok büyük paralar veriyor, omzumuzda yük büyük. İlk hedef 3 yıl içerisinde yerli kaynaklarla güneş paneli üretmekti. Şu anda mevcut teknolojinin transferi ile güneş pilleri üretildi. Tabi transferden ziyade yeni teknolojiler üretmeliyiz, ama öncelikle mevcfbiut teknolojiyi üretebiliyor olmak lazımdı. Bu hedefe ulaştık.

Prof. Dr. Engin Umut Akkaya – Bilkent/UNAM

Konuşmanın başlığı “Nanoteknoloji ve Kimya”

Bu yıl Uluslararası Kimya yılı imiş.

Kimya bize çok yararlı oldu. Antibiyotikler mesela. İkinci Dünya Savaşı döneminde bulundu antibiyotik. Açıkçası yeni bir buluş. Kimya hayat standardımızı yükseltti.

Peki nanoteknoloji ve kimya arasındaki ilişki ne? Bugün çok yaygın değilse de, uzun süreçte kimyanın nanoteknolojiye katkısı çok büyük olacak.

Nanoteknolojiden bilim kurgu denebilecek şeyler bekleniyor. Bunların bazıları gerçek olacak. Zaten bir bilimden beklenti bilim kurgu düzeyinde değilse o beklenti sığdır. Şu anda birçok uygulama 50 yıl öncesi için bilim kurgu idi.

Neler üzerine çalışıyoruz?

- Otonom Moleküler Kontrol Sistemleri

- Fotodinamik tedavi (kanser tedavi yöntemi, çok yaygın değil, yaygınlaşması için çalışıyoruz)

- Moleküler algılayıcı ve anahtarlar

- Moleküler Mantık İşlemcileri

- Kendiliğinden Bir Araya Gelen Sistemler

- Işık Hasatı Sistemleri

Bu kadar farklı gibi gözüken bilim alanını bir araya getirdik ve fotodinamik tedavi uygulamasında kullandık.

Fotodinamik tedavi ne ondan bahsetmek lazım önce. Türkiye’de yok.

Üç şey lazım: fotoduyarlaştırıcı, oksijen, ışık.

Fotodinamik tedavide kullanılan ajanlar zararlı olmak zorunda değil. Kemoterapide zararlı olması gerekiyor. Çünkü sadece zararlı hücreleri öldürmek çok zor. Sağlıklı hücreler de ölüyor kemoterapide.

Hastaya damardan boyayı verdik, karanlık bir odada 24-48 saat bekliyoruz. Bu süre sonunda bu madde vücuttan atılıyor çoğunlukla idrar ile. Ama tümörlerde kalıyor. Kırmızı dalga boyutlu bir ışık gönderiliyor tümörlere (lazer, LED olabilir), tümördeki bu ışığa duyarlı madde uyarılıyor, o da oksijeni uyarıyor. Bu uyarılmış oksijen etrafındaki hücreleri öldürüyor. Neden kırmızı dalga? Vücuttan kolayca geçebilmesi için bu dalga boyu kullanılıyor.

Fotodinamik tedavi için tümörlerin çok büyük olmaması gerekiyor (içinden ışık geçemiyor), ve tümörlerin deriye yakın ve iç organların dış yüzeyinde olması gerekiyor.

Bir molekülde birçok özelliği birleştirmek istiyoruz tedavi için. Mesela, molekül tümörle birleşmesi lazım sadece. Bunu nasıl yapabiliriz? Tümörlü hücre ile sağlıklı hücre aslında birbirinden farklı. Tümörlü hücrenin pH’ı daha düşük, sodyum konsantrasyonu da. Burada da VE mantık kapısı kullanmışlar. VE mantık kapısı ne zaman doğru sonuç verir, bileşenlerinin hepsi doğru ise. Burada da tümörde neler farklı ise o özelliklere (pH, sodyum konsantrasynu vs.) duyarlı moleküllerini VE mantık kapısı şeklinde birleştirirseniz çok güzel bir ilaç elde ediyorsunuz. Neden VE? Çünkü bu farklı özelliklerin hepsinin gözlemlenmesi durumunda (hem pH, hem sodyum konsantrasyonu vs.) ortamda tümör var diyorsunuz. İlaç neden güzel? Bu madde vücutta dolaşacak ve tümör bulduğu an, ilaç aktive olacak.

Bu tip moleküler mantık kapılarının sıkıntısı ne? Birden fazla mantık kapısını nasıl birleştireceksiniz?

Diğer bir sıkıntı, sağlıklı hücre ve tümör arasında aşırı bir farklılık yok. Tümörlü bölgede pH 6.2 iken, sağlıklı hücrenin pH’ı 7.2.

Fotodinamik tedavinin eksiği fazla derindeki tümörlere ulaşamamasıdır demiştik. Bunu nasıl çözebiliriz? Madde kendi ışığını yanında taşırsa o zaman istediğimiz derinlikte tümörde etkili olabiliriz. Bu prensipte mümkün mü? Mümkün kemolüminisans (kimyasal yolla ışık oluşturma) kullanabiliriz. Şu an ışık kaynağına gerek yok, ürettiğimiz malzeme tümörde ışığı oluşturuyor.

Nanoteknolojiden gerçekten beklediğimiz şeyler daha etkili güneş pilleri ya da daha etkili güneş kremleri değil. Nanoteknoloji ile olaylara çok daha farklı bir açıdan bakmamız lazım. Yeni yapılar ve yani malzemeler. Mesela moleküler mantık, moleküler makine vs.

04 Nisan 2011 güncelleme: Yazım hataları düzeltildi.

2011-2016 Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi Hakkında

22. BTYK  toplantısı 15 Aralık 2010 tarihinde yapıldı. Toplantı sonucunda 2005-2010 Bilim Stratejisi değerlendirildi, 2011-2016 Bilim Stratejisi, 2011-2016 Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynağı Strateji belgeleri kabul edildi. Bu yazıda, bu belgeler hakkındaki yorumlarımı paylaşacağım. Yazının tek cümlede özeti: Türkiye nanoteknolojiyi artık üzerinde çalışılması gereken kritik bir teknoloji olarak görmüyor.

2005-2010 Bilim Stratejisi değerlendirilmesi (PDF)

Öncelikle bir bilim stratejisinin beş yılda bir değerlendirilmesi çok yanlış. Normalde her yıl bilim stratejisinde konulan hedeflere ulaşıldı mı, yeni hedefler konmalı mı, hangi hedefler değiştirilmeli gibi soruları inceleyen bir değerlendirme yapılması lazım. BTYK toplantılarında alınan kararlara baktım, orada da stratejileri ve hedefleri eleştirip, düzelten bir belge yok.

Bu belge son 5 yıldaki BTYK toplantılarında alınan kararların bir özeti sayılabilir. Devlet ne yaptı bu beş yılda bilim adına? Ar-ge teşvik edildi, araştırma merkezleri kuruldu, araştırmacı sayısı artırıldı vs. Bunlar yazılmış. Ben nanoteknoloji ile ilgilendiğim için diğer kısımların özetini yayınlamıyorum.

Nanoteknoloji ile ilgili bilgiler:

1) 2005 yılında öncelikli teknoloji alanları belirlenmiş. Nanoteknoloji de o sekiz teknolojinin içinde. Diğer yedisi: Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri, Mekatronik, Üretim Süreç ve Teknolojileri, Malzeme Teknolojileri, Enerji ve Çevre Teknolojileri, Tasarım Teknolojileri.

2) Açılan merkezler: (maliyetler 2010 fiyatları ile)

  • İTÜ – Nanobilim ve Nanoteknoloji İleri Araştırmalar Merkezi (2008-2011) 23 milyon TL
  • GYTE – Nano-Magnetizm Araştırma Merkezi (2009-2011) 14 milyon TL
  • Gazi Üniversitesi – Nanotıp-Nanoteknolojiye Dayalı Yeni Tanı ve Tedavi Yöntemlerinin Geliştirilmesi Merkezi (2007-2010) 12 milyon TL
  • GYTE – GYTE-KOSGEB Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (2003-2006) 9 milyon TL
  • Bilkent Üniversitesi – Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi 2. Faz Altyapı Projesi (2007-2010) 31,9 milyon TL
  • Sabancı Üniversitesi – Nano-Mikro Disiplinlerarası İleri Araştırma Merkezi (2009-2011) 27 milyon TL
  • Bilkent Üniversitesi – Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (1. Faz) (2005-2006) 13,6 milyon TL
  • Fatih Üniversitesi – BiyoNanoTeknoloji Araştırma Laboratuvarı (2008-2010) 7,1 milyon TL

3) Avrupa Birliği 6. çerçeve programında “Nanoteknoloji ve Nanobilimler, Bilgi Tabanlı Çok Fonksiyonlu Malzemeler, Yeni Üretim Süreçleri ve Araçları” başlığı Türkiye’den en fazla rağbet gösterilen dördüncü alan.

2011-2016 Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynağı Strateji Belgesi (PDF)

Nanoteknoloji ile ilgili bir şey yok.

Öne çıkan istatistikler şöyle:

2002-2009 arasındaki 9 yıllık dönemde, bu alandaki artışlar sırasıyla (Tam Zaman Eşdeğer Ar-Ge personeli ve Tam Zaman eşdeğer araştırmacı sayısı), %60 ve %40 olmuştur. Bu artış hızlarıyla 2003-2008 döneminde OECD ülkeleri içinde Türkiye Ar-Ge personelini en hızlı artıran 5. ülke ve araştırmacı sayısını en hızlı artıran 4. ülke konumuna ulaşmıştır.

Hâlâ nüfus başı araştırmacı sayımız birçok ülkeden az.

Bu strateji belgesinde dikkatimi çeken bir şey de yakın zamanda artık akademik yükselmelerde sadece makale sayısına değil, patentlere, araştırma projelerinde proje yürütücüsü veya araştırmacı olarak görev almaya da bakılacak. Şu an makale kalitesinden ziyade makale sayısına bakıldığı için sahte makale üretme yöntemleri türedi. (A. Murat Eren’in bu konudaki yazısı okunmalı)  Bundan sonra da sahte patentlerin ve projelerin sayısı patlayabilir.

2011-2016 Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi (PDF)

Nanoteknoloji ile ilgili bir şey yok! 2023 için belirlenen sekiz öncelikli alanla ilgili bir strateji yok. Hatta yeni strateji belirleme emri de yok. Onun yerine Başbakan’ın himayeleri altına aldığı enerji, su ve gıda alanlarında ulusal Ar-Ge ve yenilik stratejilerinin hazırlanması emri var. Bu üç raporun 2011 yılı içerisinde hazırlanması bekleniyor.

TÜBİTAK, üniversitelerden ve özel sektörden oluşan üç yeni strateji çalışma grubu oluşturulmuş. Kurullara üyeler nasıl seçildi bilemiyoruz. Enerji çalışma grubunda özel sektörden bir tek TÜPRAŞ, gıda çalışma grubunda Ülker gıda ve Kula Gıda Kombinaları A.Ş. var, su çalışma grubunda ise özel sektörden kimse yok.

Şimdi bu ne demek?

TÜBİTAK 8 yıl önce 2023′e kadar söz sahibi olmamız gereken sekiz alan belirliyor. Sekiz yılda bu alanlarla ilgili nitelikli çok az adım atılıyor – yukarıda 2005-2010 yıllarında yapılanları özetledim. Yarı yolda stratejimizi tamamen değiştiriyoruz. 2023 strateji belgesinden alıntılıyorum:

Sonuçta bu teknolojiye [nanoteknolojiye] sahip ülkelerin refah seviyesi, ekonomisi ve ulusal güvenliği çok daha güçlü konuma gelecektir. Zamanında sanayi ve mikroelektronik, enformatik devrimlerini yakalayamamış olan ülkemiz için, nanoteknoloji bir son fırsattır. (sayfa 19)

Bu teknoloji alanlarındaki [8 kritik teknoloji] nihai hedefimiz, ülkemizi 2023’e taşıyacak öncelikli teknolojik faaliyetleri gerçekleştirebilecek yetkinlik düzeyine gelmektir. (sayfa 33)

Tabi ki Türkiye’nin bilimi sadece bu sekiz teknoloji ile gelişmek zorunda değil. Fakat bu sekiz teknolojiden vazgeçme sebepleri açıklanmadı. Anında karar verilmiş gibi. Aynı senaryonun  bu yeni üç alanın (enerji, su, gıda) başına gelmeyeceğine dair elimizde bir garanti de yok. Üç tane strateji yayınlanacak, bunların ne kadar önemli olduğu yazılacak, bu stratejilerde bazı hedefler olacak, hedeflere ulaşıldı mı kontrol edilmeyecek, birkaç yıl sonra yeni alanlar belirlenecek, yeni kurullar kurulacak, yeni stratejiler belirlenecek vs.

Nanoteknoloji artık kritik bir teknoloji olarak görülmüyorsa, binbir zorlukla kurulan sekiz nanoteknoloji merkezine bundan nasıl bir destek sağlanacak merak ediyorum. Gelişmeleri öğrenen diğer alanlardaki bilim adamlarının şevki kırılmayacak mı?

Bunun böyle olacağının sinyalleri geliyordu zaten: Sanayi Bakanlığı Stratejisi, Orta Vadeli Plan.

Sizler ne düşünüyorsunuz? Türkiye’nin bu adımları doğru mu?

2008-2012 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 46000'i geçti.

Real Time Web Analytics