25 Mart’ta ABD Başkanı’nın Bilim ve Teknoloji Danışma Kurulu (President’s Council of Advisors on Science and Technology – PCAST) nanoteknoloji ile ilgili bir rapor yayınladı. Gazetelerde bu rapor “Amerika nanoteknolojide liderliği kaybediyor” manşeti ile verildi. Bakalım durum gerçekten öyle mi? Raporun basın toplantısında bazı olumsuz cümlelerin geçmesi, ABD’nin kötü durumda olduğu anlamına gelmeyebilir.
İlk olarak raporu hazırlayan kurul hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. PCAST başkana teknoloji ve bilim konularında yol gösteren, tavsiye veren, bilim ve iş adamlarından oluşan bir topluluk. (Ek bilgi: raporu hazırlayanlar arasında ay başında röportajını yayınladığım Andrew Maynard da var.) Bundan 11 önce ABD’nin nanoteknolojiye yatırım yapması gerektiğini tavsiye eden gene bu kurumdu. O zamanlar hiçbir devletin nanoteknoloji stratejisi yoktu. Ve bu mektuptan sonra dünya nanoteknolojiye yatırım yapmaya başladı. Bizim ülkemizde neden Cumhurbaşkanı’nın dışişleri ve basın danışmanları var da, bilim ve teknoloji konusunda danışmanları yok? Başbakan’ın buna benzer bir başkanlığı var: Strateji Geliştirme Başkanlığı. Fakat bu başkanlıkta kimler var, şu ana kadar başbakana ne gibi raporlar sundular bilemiyoruz, o yüzden başkanlığın işe yarayıp yaramadığı konusunda bir yorum yapamayacağım. PCAST’ın tüm raporlarına ücretsiz ulaşabilmekteyiz.
Neyse, rapora dönelim. PCAST, kanunlara göre Amerika’nın nanoteknoloji ile ilgili kurumu olan Ulusal Nanoteknoloji Girişimi’ni (National Nanotechnology Initiative – NNI) belli aralıklarla değerlendirmek zorunda. Değerlendirme başlıkları arasında şunlar var: kurum üzerine düşen görevleri yaptı mı, kurumun stratejisinin yenilenmesine gerek var mı, araştırma konularına adil para dağılımı yapılıyor mu vs. 25 Mart’ta yayınlanan rapor bu değerlendirmelerin üçüncüsü, ilk değerlendirme 2005′te, ikincisi ise 2008′de yapılmış. Bugün Türkiye’deki araştırma merkezlerinin performansını neden kimse değerlendirmiyor?
Rapordan kısa başlıklar:
- Son 10 yılda (NNI 2001′de kuruldu, bu yıl 10. yılı) ABD nanoteknolojiye 12 milyar yatırmış ve bu konuda dünyada lider. Özel sektör yatırımı devlet yatırımından fazla. 2005′te AB, 2008′de ise Japonya, Çin ve Güney Kore’nin nanoteknolojiye yatırımı, ABD’nin devlet yatırımını geçti.
- ABD’de doktorasını alıp, kendi ülkesine dönenlerin sayısı artıyor. Doktorasını ABD’de bitirenlere yeşil kart verilmeli ve bu kişiler ABD’de tutulmalı. Geçen yıl diplomasını alanların %43′ü geri dönmüş, yüksek bir oran.
- Dünya’da nanoteknolojiye ayırılan para yıllık %27 artarken, ABD’de %18 arttı.
- Nanoteknolojinin ülkeye sağladığı değeri ölçmek için yeni kıstaslar geliştirilmeli. Hesaplara göre yıllık toplam 29 milyarlık nanoürün üretiliyor, bunların 11 milyarı ABD’ye ait. Fakat bu hesaplar yanlış olabilir, durumumuzu daha iyi görmek için bu kıstaslara ihtiyaç var.
- Nanoteknoloji makalesi konusunda ABD artık lider değil, üçüncü sırada. Saygın dergilerde de ABD menşeli makalelerin oranı azalıyor.
- Dünya’da en fazla nanoteknoloji patenti (10.000′den fazla) ABD’ye ait, fakat Çin yaklaşıyor.
Rapora göre ABD aşağıdaki iki şeyi yapmazsa, liderliği tehlikeye girebilir:
1) Ticarileştirme: 10 yıl boyunca teorik araştırma yapılacak altyapı hazırlandı, araştırmacı yetiştirildi. Şimdi ürüne dönüştürme zamanı.
2) Nanoteknolojinin çevre, sağlık ve güvenlik meselesinin halledilmesi. Bu konularda çalışan kurumlar arasında işbirliği artmalı, en önemli soruların cevaplarının daha önce bulunması sağlanmalı. Bu etkili bir şekilde yapılamazsa, halkın nanoteknolojiye desteği azalır ve sonuçta büyük bir fırsatı elimizden kaçırırız.
Başka tavsiyeler:
- Şirketleşme ve ürüne dönüştürme konusunda devlet özel sektöre yardım etmeli. Nanoteknoloji yüksek riskli bir alan olarak görüldüğü için risk sermayesi şirketleri pek ilgi göstermiyor. Geçtiğimiz on yılda çok fazla başarı hikayesi oluşmadı.
- Nanoüretime desteği %100 artırmak lazım. Ürün çıkarma aşamasında nanoüretim yöntemlerine vâkıf olmamız, faydalı olacaktır. [17 Kasım 2010 eklemesi: Tavsiye büyük ihtimalle 2011 yılında hayata geçirilecek.]
- En az beş tane üniversite sanayi işbirliği merkezi kurulması gerekiyor. Örnek olarak ise yarı iletken şirketleri ile birlikte yapılan Nanoelektronik Araştırma Girişimi alınabilir.
Tüm bunları okuduktan sonra ABD’nin nanoteknoloji liderliğini kaybedip, kaybetmediğini bir daha düşünün. Nasıl on bir yıl önceki mektup, ABD’nin nanoteknolojiye yatırım yapmasını tetikledi ise, bu raporda ABD’nin önümüzdeki on yılda bir sürü nanoürün, bir sürü marka çıkarmasını sağlayacak. Şu ana kadar gelişmeler hep teorik alanda olunca, Türkiye’nin ne kadar geri olduğu pek göze çarpmıyordu. Fakat böyle devam edersek, bundan beş yıl sonra treni ne kadar kaçırdığımızı herkes anlayacak.
Türkiye'deki nanoteknoloji araştırmacılarının listesi için 