Ücretsiz bilim dergisi NetBilim'in son sayısını okumak için tıklayın.

Hacettepe Nanoteknoloji ve Nanotıp Anabilim Dalı Öğrenci Alıyor

2008 Bahar döneminde Hacettepe’de kurulan Nanoteknoloji ve Nanotıp Anabilim Dalı, 2009-2010 Akademik yılı Bahar dönemi için yüksek lisans ve doktora öğrencileri kayıtlarına devam ediyor. Başvuru için son tarih 20 Ocak 2010.

Kontenjanlar ise şöyle:

T.C. Uyruklu
Yüksek Lisansa Dayalı Doktora : 10
Lisansa Dayalı Doktora : 5
Yüksek Lisans Tezli : 15

Yabancı Uyruklu
Doktora : 2
Yüksek Lisans Tezli : 3

Yatay Geçiş
Doktora : 2
Yüksek Lisans Tezli : 3

Daha fazla bilgiye anabilim dalının sitesinden ulaşabilirsiniz.

Recep Yeşilöz İle Röportaj

Bugün sizlerle  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi Recep Yeşilöz ile e-posta üzerinden yapmış olduğum röportajı paylaşıyorum. Bu röportajdaki amacım ülkemizde nanoürünlerin denetimi konusunda neler yapıldığını, neler yapılacağını öğrenmekti. Recep Yeşilöz’e sorularımı cevapladığı için teşekkür ediyorum. Buyurun, işte soru ve cevaplar:

1 – Kendinizi tanıtabilir misiniz?

Lisans öğrenimimi Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde 2008 yılında tamamladım. Hacettepe Üniversitesi Nanoteknoloji ve Nanotıp A.B.D’da 2008 yılı güz döneminde yüksek lisans eğitimine başladım ve tez çalışmama aynı bölümde devam etmekteyim. Aynı zamanda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı‘nda iş sağlığı ve güvenliği müfettişi olarak çalışmaktayım.

2 – Nanoteknoloji ile nasıl tanıştınız? Şu anki yüksek lisans çalışmanız ne üzerine?

Nanoteknoloji ile tanışmam üniversite yıllarında oldu. Kompozit malzemeler üzerine hazırladığım birkaç proje bu konuya ilgi duymama sebep oldu. Şu anda Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasotik Toksikoloji A.B.D’da “Titanyum dioksit (TiO2) nanopartiküllerinin Genotoksik Etkileri” adlı tez çalışmama devam etmekteyim. Bu çalışma ile fotokatalitik özelliği sebebi ile plastik, boya ve ilaç sanayiinde nanoürünlerin üretiminde sıkça kullanılan TiO2 nanopartiküllerinin genotoksik etkilerini araştırıyoruz.

3 – Nanoteknoloji sizce neleri çözecek? Neleri çözemeyecek ? Nanoteknolojiden beklentiniz nedir?

Nanoteknolojiyi bir kurtarıcı olarak görülmemeli. Nanoteknoloji ile birlikte hayatın çok daha fazla kolaylaşacağını söyleyebilirim. Bundan 20 sene önceki teknolojiyle kıyasladığınız zaman, devasa bir fark ortada. Nanoteknoloji bu anlamda hayatımızda yeni bir devrim daha oluşturacaktır. Bu devrimi sağlıkta, iletişimde, malzemede kısacası hayatın her alanında hissediyoruz, daha da fazla hissedeceğiz. Özellikle malzeme ve sağlık sektörü bu konuda çok büyük buluşlara imza atacaktır. Nanobiyoteknoloji ile kansere ve birçok hastalığa tedavi yöntemleri geliştirilerek, insanların yaşam sürelerinin daha da uzayacağını düşünüyorum. Ayrıca hayatımızda her şeyin eskisinden daha kolay, hafif ve küçük olacağını söyleyebilirim.

4 – Türkiye’de de nanoürünlerin sayısı gitgide artıyor. Nanoürünleri denetleyen bir mekanizma var mı Türkiye’de? Nanoürünlerin sağlık ve çevreye uygun olup olmadığına nasıl karar veriliyor? Sizce nanoürünler denetlenmeli mi?

Nanoürünler dünya ile paralel olarak ülkemizde de büyük bir artış gösteriyor. Gitgide artan ve hayatımıza giren bir teknolojiden bahsediyoruz. Ben bu teknolojinin tam olarak toksikolojik testleri tamamlanmadan tüketiciye sunulmasına karşıyım, çünkü dünya bunun acı tecrübelerini maalesef yaşadı. Örneğin, asbest, 2-5 mikron büyüklüğündeki silika temelli lifli yapılar, 1900’lü yıllarda tüm dünyada mucize(miracle) madde olarak lanse edildi. Yüksek ısıl, mekanik dayanımı ve uzun ömrü sebebi ile endüstrinin her alanında; su, kalorifer borularında, gemi yüzeylerinin izolasyonuna, oradan elektrik kablolarına kadar, benzer birçok alanda kullanıldı. Fakat şu anda dünyanın her yerinde bu maddenin kullanılması yasak çünkü, yüz binlerce insan asbestos hastalığı yüzünden öldü. Bizim mevzuatımız da dahil olmak üzere, asbestli ürünlerin söküm işlemlerinin (kullanımı tamamen yasak) , belli tedbirler alınarak, maruziyetin önlenmesini amaçlayan yönetmelikler bulunmaktadır. Asbestos, solunan asbest liflerinin akciğerde birikerek kanser oluşumuna sebep veren bir hastalık ve şu anda bilim adamları “yeni asbestos vakası mı ?” diyerek nanoteknolojinin mucize maddesi karbon nanotüplerin etkilerini tartışıyor. Karbon nanotüpler ile asbest liflerinin morfolojik yapıları çok benzer özellikler göstermekte. Bu da bu konudaki şüpheleri arttırmakta ve bu konudaki çalışmaların daha yoğun ve ivedilikle yapılması gerekliliğini göstermekte. Amerika ve Japonya’da yapılan son iki araştırmada; çift katmanlı (multiwall)karbon nanotüplerin canlı hayvan(fare) üzerindeki deneyleri yapılmış, deneklerde kanser oluşumu gözlenmiştir. Peki bu konuda ne yapılıyor, denetimler ne durumda derseniz, Türkiye’de ürünlerin çevre ve sağlığa olan etkilerini belirleyen ve denetleyen mekanizmalar mevcut, fakat nanoteknolojik ürünler için dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir yasal mevzuat boşluğu var. Dünyadaki otoriteler bu konu üzerinde değişik çalıştaylar ve konferanslar düzenleyerek, çeşitli proje grupları ile bu konudaki yasal mevzuatı oluşturmayı planlamakta. Burada sorun nano boyuttaki maddelerin çevreye ve insana olan toksikolojik etkilerinin (zararlı etkileri) bilinmemesinden kaynaklanıyor. (Konu ile ilgili yazım, makale)

5 – Türkiye’de nanoürünlerle ilgili yönetmelik çıkarılması düşünülüyor mu?

Bu konuda maalesef dünyada büyük bir yasal düzenleme boşluğu var. Nano boyuttaki malzemelerin zararlı etkileri şu anda tam olarak bilinmiyor. Genel kimyasal ve kanserojen, mutajen maddelere göre uygulamalar sürdürülüyor, fakat bu ihtiyacı karşılayamamakta. Avrupa Birliği ve Amerika dahil olmak üzere dünyanın gelişmiş ülkeleri bu konuda araştırmalar yapmakta, Türkiye de AB üyelik müzakere sürecinde bir ülke olduğu için, standartlar ve direktifler yayınlanınca bunların ülkemiz şartlarına uyumlaştırılması Çevre, Sanayi ve Ticaret ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları için kaçınılmaz olacaktır. Çevre ve Orman Bakanlığı ülkeye girişi yapılan ürünlerde REACH uygulamasını yürürlüğe koymuş durumda. REACH, kimyasalların kaydı, değerlendirilmesi, izni ve kısıtlanmasını öngören yeni bir Avrupa Birliği mevzuatıdır. Bu mevzuatla 1 ton üzeri üretimi yapılan ürünlerin tüm toksik testlerinin yapılması ve Malzeme Güvenlik Formlarının düzenlenmesi zorunluluğu getirilmektedir. Yani ihraç veya ithal edilen ürünlerin gerekli toksikolojik testleri yapılmadan, piyasaya verilmesi mümkün olmayacak. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak nanoteknolojik ürünlerin üretiminde kullanılan nano maddelerin işçilere olan maruziyetlerindeki limit maruziyet değerleri (TLV-TWA) belirlendikçe, mevzuatımızdaki kimyasal yönetmeliğimize eklenip, işletmelerde gerekli tedbirlerin alınması sağlanacaktır.

6 – Türkiye’de de nanoteknoloji üzerine çalışan şirketler var. Bu işyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği kontrol ediliyor mu?

Türkiye’deki tüm işyerleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu İş Sağlığı ve Güvenliği Müfettişleri tarafından düzenli olarak denetlenmektedir. Bazı sektörler de özel olarak teftiş programına alınmakta ve proje teftişleri yapılmaktadır. Nanoteknoloji kullanarak çalışan ve nanomalzeme kullanan şirketlerin de önümüzdeki dönemde bir proje teftişi şeklinde yapılması ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin çok geç olmadan alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu konudaki çalışmaların sonucunu ve raporumuzu sizinle paylaşmayı ümit ediyorum.

7 – Hiç nanoürün kullanıyor musunuz? Kullanma imkanınız olsa gönül rahatlığı ile kullanabilir misiniz?

Burada esas sıkıntı şu ki, kullandığımız ürünlerin nano olup olmadığını bilmiyoruz. Tüketici olarak kullandığımız ürünlerin etiketlerinde nanomalzeme kullanıp kullanılmadığı özellikle belirtilmesinin bir tüketici hakkı olduğunu düşünüyorum. Ben doğrudan maruziyeti olduğu iddia edilen nano ürünleri, toksikolojik testleri tamamlanana kadar, kullanmama taraftarıyım (nanoteknolojik güneş kremleri, kendi kendini temizleyen tekstil ürünleri vb.), fakat bilgisayar içindeki çipte veya güneş enerji pilleri gibi benzeri maruziyet olmayan ürünlerde bir mahzur görmüyorum.

8 – Türkiye’nin nanoteknoloji alanındaki durumunu nasıl değerlendiriyoruz? Yaptığımız hatalar neler? Yakın zamanda neleri yapmamız lazım?

Nanoteknolojiyi, sanayi ve teknoloji devrimlerinin ardından günümüzün yeni devrim yaratacak olayı olarak görüyorum. Bu konuda ki treni kaçırmış değiliz, doğru ve akıllı politikalarla bu konuda ileride söz sahibi olacak bir stratejik plan oluşturmamız gerekiyor. Bilkent, Sabancı, Hacettepe üniversitelerinde bu konuda yapılmaya çalışan iyi niyetli çabalar mevcut, fakat bunlar maalesef yeterli değil, doğrudan sanayi ile işbirliği içinde ürüne yönelik etkinliği yüksek çalışmalar yapmalıyız. Makale yazmak için çalışma yapmamalıyız. Bu konuda Rusya çok güzel bir örnek, nanoteknolojiyi devlet politikası haline getirip, planlamalarını yaptılar ve bu konuda olumlu sonuçlarını almaya başladılar. Ülkemizde ben tekstil sektörü dışında bu konuda yapılan inovasyon göremiyorum. Şu anda DYO kendini temizleyen boya diyerek tanıttığı nano boyaların (know-how) prosesini dışarıdan satın almakta, neden biz yapamıyoruz ? Titanyum dioksiti sol-jel haline getirip boya karışımına katmak çok zor bir olay değil, bunu herkes biliyor ama maalesef üniversitelerimiz ile sanayimiz farklı dünyalarda yaşıyorlar. Bu işbirliğini sağlayamaz isek bilim adamlarımızın çalışmaları maalesef laboratuar ortamında kalacaktır.

9 – Nanoteknoloji alanında belli bir seviyeye gelememe Türkiye’ye nelere malolur? Nanomalzemelerin güvenliğini sağlama konusunda geç kalmamız ne gibi gelişmeleri engeller?

Bu sorunun cevabını şu anki durumumuz çok iyi özetliyor. Sanayi ve teknoloji devrimini kaçırmamız, bizi dünyanın gelişmiş ülkelerinin gerisinde bıraktı ise, eğer bu fırsatı da kaçırırsak bu çok pahalıya patlar ve ülke olarak 25 sene daha kaybederiz diye düşünüyorum. Nanomalzemelerin güvenliğini araştırıp bu konuda standartlar belirleyecek bilgi ve donanıma maalesef sahip değiliz bu konuda dünyada ki otorite kuruluşların(ILO, NIOHS) çalışmalarını takip edip mevzuatımıza uyarlayarak halkımızı ve çevremizi korumalıyız.

10 – Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Sağlıklı ve güvenli nanoteknolojik ürünler üreten ve tüketen bir dünya temenni ediyorum…

Hacettepe Nanoteknoloji ve Nanotıp Anabilim Dalı Ziyareti

Hacettepe’de bulunan Nanotıp ve Nanobilim Anabilim Dalı‘nı ne zamandır ziyaret etmek istiyordum, fakat bir türlü ayarlamamıştım. Nasip geçtiğimiz Cuma’ya imiş.

Cuma günü öğleden sonra yürüyerek Bilkent’ten Hacettepe kampüsüne ulaştım. Nanotıp binası olarak böyle birkaç katlı merkez bekliyorum. Fakat gerçek öyle çıkmadı. Anabilim dalı kimya fakültesi binasının bodrum katında imiş. Gerçekten çok mütevazı bir ortam. Bu ortamda bile birçok şeyi başarmış durumdalar. Bence, devletin acilen ülkemizdeki tek nanotıp araştırma merkezini desteklemeli. DTP 2 yıldır yeni bina inşaası projesine destek olmuyormuş. Çok acı bir durum.

nanotip-ve-nanobilim-anabilim-dali-giris

Giriş kapısı

Katta yeni bir laboratuvar inşaatı olduğu için bugün detaylı bir ziyaret yazısı yazmayacağım. Birkaç hafta içinde laboratuvar inşaatı bittikten sonra merkezi tekrar ziyaret edeceğim, o zaman daha detaylı, laboratuvar fotoğraflarını da içeren bir yazı yazacağım.

Bu yazıda sizlerle anabilim dalının tarihçesinden bahsetmek istiyorum.

Anabilim dalının olduğu bodrum kat eskiden fare yuvası imiş. Emir hoca daha anabilim dalı kurulmadan önce, büyük bir özveri ile katın tadilatını yaparak yavaş yavaş laboratuvarı oluşturmaya başlamış.

2007′de nanoteknoloji alanında çalışan bir merkez oluşturmak isteyen Emir Baki Denkbaş, en hızlı çözüm olarak anabilim dalı kurmaya karar vermiş. Sebebi ise, anabilim kurarken, bina inşaatı, mali destek, diğer bürokratik işlere gerek olmaması. Mesela UNAM gibi merkez kurmak için DPT’den mali desteğin verilmesi, bina inşaatının tamamlanması, cihaz alımı gibi çok uzun süren işlerin bitmesini beklemek lazım. Kurulmaya karar verilmesinden beri 3 yıl geçmesine UNAM hâlâ tam kapasite çalışamıyor.

Hocaların belirlenme süreci ise şöyle olmuş: üniversite genelinde nanoteknoloji alanında çalışan kişilere çağrıda bulunulmuş. Çağrıya cevap veren hocalarla detaylı görüşmeler yapıldıktan sonra, bu işe sıcak bakan, kendi uzmanlık konularında ders vermeyi kabul eden hocalar anabilim dalına katılmış.

3. yarıyıl bu dönem başlamış durumda, 60 civarı öğrenci var, 4 tez tamamlanmış durumda. Tezlerin konularına baktığımız zaman merkez sadece nanotıp ile ilgilenmediğini görüyoruz.

Birçok farklı bölümden öğrenci var: gıda mühendisliği, bilgisayar mühendisliği, nükleer enerji mühendisliği, fizik, kimya, eczacılık vs.

Disiplinlerarası bir çalışma ortamı oluştuğu için tüm araştırmalar anabilim dalındaki laboratuvarlarda yapılmıyor. Her hoca kendi bölümü bünyesindeki gelişmiş laboratuvarlarında çalışmalarına devam ediyor.

Merkez ayrıca belli aralıklarla NanoBülten adlı bir e-dergi çıkarıyor. Türkiye’deki nanoteknoloji merkezlerinden sanırım bu işi ilk yapanlardan. En son çıkan sekizinci sayıya şuradan ulaşabilirsiniz. Dergide birkaç defa bloga da atıfta bulunulmuş. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Bu girişimleri diğer merkezlere de örnek oluyor. UNAM Ağustos ayında kendi NanoBülten’ini yayınladı. Bakalım devamı gelecek mi?

Şimdilik paylaşacaklarım bu kadar. Daha detaylı bir gezi yazısında görüşmek üzere. Bu yazının ülkemizdeki bilim adamlarımızın hangi imkanlarla neleri başardığını idrak etmemize yardımcı olduğuduğunu düşünüyorum.

2008-2010 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 23000'i geçti.

Real Time Web Analytics