Daha önce birçok yazımda nanomalzemelerin güvenliğini sağlama ile ilgili yapılan çalışmaları duyurmuştum. Nanoteknolojinin de insanlığa, çevreye zarar verebileceğini diğer teknolojilere göre daha erken idrak etmiş isek de, bunun hareketlerimize bir etkisi maalesef pek olmadı.
Hemen bir örneğe bakalım: 1999, 2004 yıllarında nanomalzemelerin güvenliği ile rapor yayınlayan İngiltere’de değişen bir şey yok. 1999 yılında yapılması gereken şeyler listesi ile 2004 yılında yayınlanan rapordaki liste aynı. İngiltere’de hâlâ nanomalzeme risklerini araştıran bir merkez kurulmamış. İngiltere bu konu ile ilgili yeni bir strateji belirliyormuş, rapor Şubat 2010′da yayınlanacak. Bakalım o raporda da aynı şeyleri mi okuyacağız?
Ağustos ayında bu konu ile ilgili önemli bir makale yayınlandı. Çin’de bir fabrikada çalışan 7 tane kadın akciğerlerinden rahatsız olmuşlar, 2′si ilerleyen günlerde vefat etmiş. Akciğer sıvılarında nanoparçacık olduğunu bulan araştırmacılar, bununla ilgili bir makale yazmışlar. Ölümler medyada da yankı bulmuş ve ölüm sebebi olarak nanoparçacıklar gösterilmiş. Böylece ilk defa nanoteknoloji ve ölüm yanyana zikredilmiş oldu.
Burada meseleye biraz açıklık getirmek gerekiyor. Araştırma makalesini detaylı bir şekilde okuyanlar, araştırmacıların nanoparçacıkların ölüme sebebiyet verdiğini ispat etmediklerini görebilirler. Kadınların akciğerlerinde bulunan nanoparçacıkların hangi malzemeye ait olduğunu, iş yerinde bulunan nanoparçacıklarla aynı olup olmadığı bilinmiyor. Araştırma değersiz değil tabi ki, kamuoyunun ilgisini kısa sürede olsa nanoteknolojinin güvenliği üzerine çekmeyi başardı, nanoparçacıkların %100 zararsız olmadığını, zararlı olabileceklerini bir kez daha gösterdi vs. Görünen o ki, bu olay bile insanları harekete geçirmedi. 1.5 ay içinde konu ile ilgili yeni bir gelişmeye rastlamadım.
Peki neden böyle?
Anthony Seaton’a (tıp bilim adamı, İngiltere’de 2004′te yayınlanan raporun yazarlarından) göre tıp araştırmalarına yatırım yapan birisinin kafası ile düşündüğünüz zaman nanoparçacık zararlarını keşfetme meselesi, pandemi oluşturabilecek hastalıkların araştırılması, iklim değişikliği, toplumun yaşlanması, beyin hastalıkları, aşı geliştirilmesi, hava kirliliği, alkolle mücadele vs. gibi konuların yanında çok küçük kalıyor. Daha zararları kesin ortaya konmuş olmayan, müzdarip sayısı çok az ya da hiç olan bir mesele ile mi uğraşmak daha akıl kârı yoksa; artık zararlarını bildiğimiz, bize zarar vermeye başlayan, iklim değişikliği gibi, ile ilgilenmek mi?
Yatırımcı kafası ile düşündüğünüzde, “Gelecekte birçok yeniliğe sebep olacak, sürekli insan hayatındaki birçok problemi çözecek diye tanıtılan bir teknolojiye dünya çapında birçok şirket yatırım yapıyorsa, ben neden yapmayayım ki?” Benim yatırım yapmamamla değişen bir şey olmayacak, nanoteknoloji zararlı çıkmış olsa bile önceden yatırım yapanlar bu yatırımlarından kat kat kâr elde edecek.”
Sonuçta görünen o ki, nanoteknoloji güvenlik kriterleri ön plana çıkartılarak gelişmeyecek. İş adamları sağlık, çevre etkilerini hiç düşünmeden – ya da düşünüyor gibi gözüküp – ürünlerini bir an önce piyasaya sürüp, kâr etmeye bakacak.
Kaynak: 1 , 2