UNAM'a yüksek lisans ve doktora başvuruları devam ediyor. Bilgi için.

Bilkent’te 3. Nanoteknoloji Günü Düzenleniyor

Bugün Bilkent Nanoteknoloji Kulübü başkanı Durmuş Uğur Karatay‘dan bir e-posta aldım. 27 Mart 2010 Cumartesi günü 3. Nanoteknoloji Günü’nü düzenliyorlarmış. Kayıt olmak için kulübün sitesini ziyaret etmelisiniz. Katılım herkese açık. Ankara’da olanlara duyurulur.

Program şöyle:

09:00 – 09:30 Açılış ve Kayıt
09:30 – 10:30 Prof. Dr. Ekmel ÖZBAY
10:30 – 10:45 Kahve Arası
10.45 – 11:45 Yrd. Doç. Dr. Gürer BUDAK
11.45 – 12:45 Öğle Arası
12:45 – 13:45 Doç. Dr. İhsan GÜRSEL
13:50 – 14:50 Yrd. Doç. Dr. Hilmi Volkan DEMİR
14:50 – 15:20 Kahve Arası
15.20 – 16:20 Yrd. Doç. Dr. Emrah ÖZENSOY
16.25 – 17:15 Yrd. Doç. Dr. Erman BENGÜ

Etkinlik yeri:

Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Muhendisligi Binasi EE-01 Salonu.

05 Mart 2010 eklemesi: Salonun kapasitesi 160 kişi imiş.

Ulaşımla ilgili sorularınız olursa aşağıya yorum bırakabilirsiniz, ya da e-posta atabilirsiniz. Görüşmek üzere.

SUNUM İlk Disiplinlerarası Araştırma Merkezi Mi?

Geçen hafta ben tam finallerimle ve bitirme projemler uğraşırken, nanoteknoloji gündeme oturdu. Güler Sabancı, Sabancı Üniversitesi bünyesinde kurulacak olan SUNUM’un resmi duyurusunu yaptı. Bu yazıyı aslında 10 gün önce yazmam gerekiyordu, anca yazıyorum.

Bu merkezin kurulacağı Mart 2009′da belli idi, adının da NANODAM (Nanoteknoloji Disiplinlerarası Araştırma Merkezi) olması düşünülüyordu.

Basın toplantısında Güler Sabancı tarafından sarfedilen şu cümleler dikkatimi çekti:

Nanoteknoloji alanında da bir ilk’i gerçekleştirerek kapılarımızı Türkiye’deki tüm araştırmacılara açıyoruz. Sabancı Üniversitesi, vizyonu ve stratejisi paralelinde, geçtiğimiz yıl, Türkiye’nin ve bölgemizin ilk disiplinlerarası nanoteknoloji araştırma ve geliştirme merkezinin kurulması çalışmalarına başlamıştı. Merkezimiz sanayi, üniversite ve diğer araştırma kurumlarının işbirliğine açık olacak.

Ne yazık ki SUNUM Türkiye’nin ilk disiplinlerarası ve herkese açık araştırma merkezi değil. En azından 2008 yılında açılmış olan UNAM var. UNAM’da bulunan cihazlar Türkiye’deki her araştırmacıya açık ve farklı farklı disiplinlerden öğrenciler UNAM bünyesinde yüksek lisans ve doktora yapıyor.

Nedir bu “Türkiye’nin ilk’i” olma sevdamız? Keşke Güler Sabancı bu cümleleri sarf etmeseydi. Şimdiden UNAM ile SUNUM arasında gizli bir düşmanlık oluşmasından korkuyorum. Hiç gerek yok.

İlginç bir şekilde internette yaptığım araştırma sonucunda kimsenin bu konuya itiraz ettiğini görmedim. İşi daha da ileriye götürüp, SUNUM’u Türkiye’nin ilk nanoteknoloji merkezi olarak haber yapanlar bile var.

Kaynak: 1

TÜBİTAK Bilim Ödülleri Dün Verildi

TÜBİTAK Bilim Ödülleri dün Çankaya Köşkü’nde düzenlenen törenle 44. kez sahiplerine verildi. Geçen sene ödüllerin bir tanesi nanoteknoloji üzerine çalışan bilim adamımıza verilmişti: Selim Ünlü.

Bu sene nanoteknoloji alanında çalışan üç bilim adamımız ödül aldı.

Engin Umut Akkaya: “Süpramoleküler kimya alanında moleküler algılayıcı ve bilgi işlemcilerin rasyonel tasarım, sentez ve uygulamaları konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeni ile ödül almış. Şu an UNAM’da araştırmacı olarak görev yapıyor.

Taner Yıldırım: “Deneysel ve Kuramsal Katıhal Fiziği ve NanoMalzeme Bilimi alanında alışılmışın dışında kalan üstüniletkenler, moleküler kristaller ve hidrojen depolama konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeni ile ödül almış. Salim Çıracı ile beraber yaptıkları titanyum dioksit eklemeli karbon nanotüp çalışması ile biliniyor.

Hilmi Volkan Demir: “Nanoteknoloji ve Nanobilim alanında Nanofotonik konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları” nedeni ile ödül almış. Ayarlanabilir beyaz LED makalesi ile biliniyor.

Engin Umut Akkaya plaketini alırken

Taner Yıldırım plaketini alırken

Hilmi Volkan Demir plaketini alırken

Ayrıca, bölümümün değerli hocası Emre Alper Yıldırım‘ı da ödül alanlar arasında olduğu için kutluyorum.

Emre Alper Yıldırım plaketini alırken

Kaynak: 1 , 2

Memristörün Farkına Varan Stanley Williams Bilkent’te İdi

Pazartesi günü (26 Ekim 2009) HP Laboratuvarları’ndan Stanley Williams Bilkent’te memristörlerle ilgili bir sunum yaptı. Williams geçen hafta Bilkent’in 18-23 Ekim arasında Antalya’da düzenlediği 13. Avrupa Yüzey ve Arayüzey Konferansı dolayısıyla Türkiye’ye gelmiş, ve Kimya bölümü başkanı Şefik Süzer‘in davetini kırmayarak bir de Bilkent’te sunum yapmayı kabul etmiş.

stanley-williams-sunuma-baslarken

Sunumunda Stanley memristörün ne olduğunu, tarihçesini, kendisinin memristörleri nasıl bulduğunu, gelecekteki uygulamalardan bahsetti.

Bu çalışma için 100′den fazla kişi çeşitli zamanlarda katkıda bulunmuş. Türkiye’den de katılanlar olmuş, Aykutlu Dâna gibi.

Williams’a göre memristörler 7-8 yıl içerisinde hayatımızı bayağı değiştirecek: manyetik sabit diskler, CD’ler, DVD’ler, flaş diskler, DRAM’ler, SRAM’ler artık yok olacak. Ortalık memristörlü devrelerle dolacak.

ilk-slayt

Memristörden ilk bahseden ve ismini koyan Leon Chua adlı bir matematikçi. Elektronikçilerin bir devre ile ilgili 4 şeyle (yük, akım, gerilim, akı) ilgilendiklerini görüyor, ve yük ile akı arasında henüz bir ilişkinin kurulmadığını fark ediyor. Bu ilişkiyi anlatan bir denklem kuruyor fakat gerçek hayatta böyle bir alet o zamanlar olmadığı için düşüncesini ispatlayamıyor. Chua’nın 1971′de yazdığı makaleye şuradan ulaşabilirsiniz.

devredeki-dort-degerin-birbiri-ile-iliskisi

Bu denklemdeki ilginç şey hayali aletin sıfır enerji ile bir bilgi tutuyor olması. (Üstteki resimde sağ üstte 8 şeklinde bir grafik var,o grafik (0,0) noktasından geçiyor gördüğünüz gibi, işte sıfır enerji ile bilgi tuttuğunu buradan anlıyoruz.)

İşin ilginci memristör eskiden 40 yıldır vardı fakat insanlar bilmiyordu. Stanley Williams’ın memristör ürettiği TiO2 malzemesinde yıllarca bu etki farklı araştrımacılar tarafından gözlemlendi fakat herkes kendine göre bir sebep buldu.

Peki insanlar neden memristör özelliğini fark edemedi? Araştrımaların devamında fark etmişler ki, memristörlük özelliği ancak nanoseviyede etkili olmaya başlıyor. Milimetre seviyelerdinde memristörün etkisi fark edilemeyecek kadar az. Diğer iki neden ise yanlış ölçüm alma ve yanlış matematiksel denklemleri kullanmak.

Artık nanoboyutta malzemelerin farklı davrandığına bir örnek daha elimize geçmiş bulunuyor, memristör özelliği. Şu ana kadar hep nanoboyutta gümüşün antimikrobiyel olması ve nanoboyutta altının tepkimeye giren bir malzeme olduğu örnek verilirdi.

Stanley şöyle bir espri de yaptı: memristörü üniversite birinci sınıf elektroniği ile gösterdim ve Nature’da makalem yayınlandı.

memristorun-calisma-sekli

Memristörün 1. sınıf elektronik bilgisi ile ispatlanması. (Resmin üstüne tıklayıp yazıları daha net görebilirsiniz.)

HP 3 yıl içerisinde ilk ticari ürünü çıkarmayı planlıyor, gelecek hafta laboratuvarda seri üretim denemeleri başlayacak.

Memristöre yazım süresi nanosaniye mertebelerinde ve yazılan bitin çok uzun süre (milyonlarca yıl) memristörün üstünde kaldığı tahmin ediliyor. Bitin milyon yıldan daha az sürede kaybolduğunu gösteren bir deney sonucu çıkmamış daha. Şu an üretilen memristörlerin büyüklüğü 5nm x 30 nm.

Gelecekteki elektronik devreler hep nanoelektronik olacağı için, bundan sonra artık devrelermizde memristör etkisini de göz önüne almalıyız ya da memristör özelliğini nasıl yok edeceğimizi araştırmalıyız.

Stanley Williams kendi laboratuvarında ilk melez CMOS çipini üretmiş. Memristörler bu çipe ne kzanadırmış diyecek olursanız, onlarca tranzistörün yaptığı işi bir memristöre yaptırmışlar. Böylece aynı alanı kullanarak daha hızlı çip üretmiş oluyorsunuz.

bir-baska-kare

Stanley Williams’ın konferansın sonundaki cümleleri bilimsel araştırma yapma metodolojimizin artık değişmesigerektiği çok iyi anlatıyordu:

TiO2′yi yıllarca birçok bilim dalı araştırdı: jeolojiciler, seramikçiler, yarı iletkenciler, kimyacılar, vs. Hepsi de bu malzemenin farklı özelliklerini buldu. Bu bilim dalları arasında iletişim olmadığı için yapboz parçaları bir araya gelememişti. Ben yaklaşık bir yılımı tüm bu farklı bilim dallarındaki TiO2 ile ilgili makalelerini okuyarak geçirdim ve yapbozun parçalarını birleştirmeyi başardım.

Bu gerçekten çok önemli bir tavsiye. Yeni şeyleri üretmenin tek yolu artık kendi alanına odaklanmak değil. Birçok bilime serpilmiş parçaları birleştirerek de yeni şeyler üretiliyor ve eminim birleştirilecek çok şey var.

Memristörlerle ilgili ekstra okuma parçaları: 1 , 2

Görünmezlik Pelerini Mevzusu

Dün Anadolu Ajansı NANOTAM’ın yeni bir basın bültenini yayınladı, dünkü birçok gazetede bu bülten yayınlandı ve haberin doğası gereği çok ilgi çekti. Bunu haber yorumlarını okuduğunuzda anlıyorsunuz. Kimileri hocalarımızı kutlarken, kimisi bu teknolojinin başkalarını satılacağından, kimisi teknolojinin kötüye kullanılacağından bahsetmiş.Kimisi hocalarımız yeni bir şey yapmadığını, aslında varolan şeyleri yeniymiş gibi lanse ettiklerini söylemiş. İşin ilginci, herkes haklı aslında!

Haber NANOTAM’ın görünmez pelerin ürettiği başlığı ile duyuldu. İşin bilimsel tarafından haberdar olmayanlar için bu haber çok heyecan verici olabiliyor. Zira bugün bir arkadaşımın beni arayıp “Ahmet, duydun mu, sizinkiler görünmezlik pelerin yapmış!” dedi.

Öncelikle şunu açıkça söylemem lazım: NANOTAM’da araştırmalarına devam eden hocalarımıza buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Umarım daha birçok araştırmaya imza atarlar, hocalarımızı sonuna kadar destekliyoruz.

Şimdi de tabloyu netleştirelim.

Haberde “görünmezlik pelerini” olarak kullanılabilecek maddelerin bir diğer adı metamalzemeler. Metamalzemeler şu an dünyanın değişik yerlerinde araştırma malzemesi olarak kullanılıyor, öncelikle bunun farkında olalım. Yani bu malzemeler yeni bulunmadı, birçok hoca bu konuda araştırma yapıyor. Bizim de bu konuda araştırma yapıyor olmamız çok güzel. Basın bülteninde geçiyordu bu ibare, bu tip bir metamalzeme yapan 4. enstitü olduk diyordu Ekmel Hoca. Ekmel Hoca bu çalışmalarına yıllardır devam ediyor, 2005′te bu alanda yaptığı çalışmalar neticesinde Descartes Ödülü’nü aldı. Bu haber bu projede bir adımın daha bittiğini gösteriyor aslında, projeye devam ediliyor. Geçmiş yıllarda da aslında bu konu ile ilgili haberler çıktı. Bulabildiklerim şöyle: Zaman, Hafif.org

Ayrıca ortada pelerin falan yok. Aynı şekilde Ekmel Hoca’nın ürettiği sanılan 500 kat daha fazla kapasiteye sahip DVD de yok. Yapılan deneyler sonucunda nanoseviyede, ultratemiz ortamda, sıcaklık seviyesi eksi bilmem kaç derecede bazı elektromanyetik dalgalara karşı görünmez olan bir madde üretiliyor. Üzerinize giyince sizi görünmez kılmıyor bu malzeme, elektromanyetik dalgalara karşı görünmez oluyorsunuz. Gözle bakınca gene görünüyor bu “pelerin” ile çevirili malzeme,  tank vs. DVD haberinde de normalden 500 kat daha fazla bit sığan bir nanomalzeme üretilmişti.

Bilimde laboratuvardan ticari ürüne dönüşme yıllar alabiliyor. Geçen gün yayınladığım röportajda Can Bayram mavi lazerlerin 10 yıl sonra ürünlerde kullanılmaya başlandığını söylemişti. Öncelikle malzemeyi makroseviyelerde üretip, özelliklerinin nanoseviyedekine göre değişmemesini sağlayacaksınız, üretim süreçlerini belirleyip, maliyetleri düşürmek için uğraşacaksınız. Çok uzun bir süreç olması gayet doğal.

Yani bu teknoloji yeni değil, bizim de bu konularda uğraşmamız güzel, malzeme sizi gözlere değil dalgalara görünmez kılıyor, ticari bir ürüne dönüşmüş değil.

Bu konuda daha fazla bilgiye TRT2′de Şubat ayında yayınlanmış 44 dakikalık bir videoyu izleyerek ulaşabilirsiniz. İşte bağlantı.

2008-2012 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 46000'i geçti.

Real Time Web Analytics