Ücretsiz bilim dergisi NetBilim'in son sayısını okumak için tıklayın.

Rosnano’nun Son Aylarda Yaptığı Ortaklıklar

28 Mayıs’ta Rosnano ile Finlandiya’nın devlet yatırım fonu kurumu Suomen Teollisuussijoitus arasında üç yıllık bir ortaklık anlaşması imzalandı. Her iki taraf ortak yatırımlar için 25 milyon euro ayıracak. Anlaşma gerekirse uzatılacak. İlk yatırımlar önümüzdeki altı ay içinde yapılacak.

12 Mayıs’ta Finlandiya’nın teknoloji ve inovasyon finansmanını sağlayan kurumu TEKES ile nanoteknolojinin güvenliği, metroloji ve standardizasyonu alanında ortaklık anlaşması imzalandı. Bilgi değişimi Haziran 2010′da başlayacak ve üzerinden durulacak ilk konu, nanoteknolojinin çevreye ve insana verdiği zararlar.

4 Mayıs’ta Rosnano ve MP Biomedicals arasında yenilikçi ilaç üretimi için altyapı oluşturma anlaşması imzalandı. Ayrıca iki taraf nanoteknolojinin farmakolojide uygulamaları ile ilgili toplantılara, konferanslara katılacak.

20 Nisan’da Çinli Thunder Sky Group ile ortak lityum iyon pil üretme anlaşması imzalandı. “Litiy-iyonnıye tehnalogii” adlı bir şirket kuruldu. Fabrika ilk ürünleri 2011′in altıncı ayında üretecek. 2013 yılında şirketin kârının 13 milyar ruble olacağı tahmin ediliyor.

2 Nisan’da Rosnano ile Hindistan bundan sonra bilimsel araştırmalarda işbirliği yapmaya karar verdiler. Alanlar arasında nanoteknoloi, ekoloji, farmakoloji, malzemeler, kaplamalar ve bilişim teknolojisi var.

Kaynak: 1 , 2 , 3 , 4 , 5

PCAST ABD’nin Nanoteknolojideki Durumunu İnceledi

25 Mart’ta ABD Başkanı’nın Bilim ve Teknoloji Danışma Kurulu (President’s Council of Advisors on Science and Technology – PCAST) nanoteknoloji ile ilgili bir rapor yayınladı. Gazetelerde bu rapor “Amerika nanoteknolojide liderliği kaybediyor” manşeti ile verildi. Bakalım durum gerçekten öyle mi? Raporun basın toplantısında bazı olumsuz cümlelerin geçmesi, ABD’nin kötü durumda olduğu anlamına gelmeyebilir.

İlk olarak raporu hazırlayan kurul hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. PCAST başkana teknoloji ve bilim konularında yol gösteren, tavsiye veren, bilim ve iş adamlarından oluşan bir topluluk.  (Ek bilgi: raporu hazırlayanlar arasında ay başında röportajını yayınladığım Andrew Maynard da var.) Bundan 11 önce ABD’nin nanoteknolojiye yatırım yapması gerektiğini tavsiye eden gene bu kurumdu. O zamanlar hiçbir devletin nanoteknoloji stratejisi yoktu. Ve bu mektuptan sonra dünya nanoteknolojiye yatırım yapmaya başladı. Bizim ülkemizde neden Cumhurbaşkanı’nın dışişleri ve basın danışmanları var da, bilim ve teknoloji konusunda danışmanları yok? Başbakan’ın buna benzer bir başkanlığı var: Strateji Geliştirme Başkanlığı. Fakat bu başkanlıkta kimler var, şu ana kadar başbakana ne gibi raporlar sundular bilemiyoruz, o yüzden başkanlığın işe yarayıp yaramadığı konusunda bir yorum yapamayacağım. PCAST’ın tüm raporlarına ücretsiz ulaşabilmekteyiz.

Neyse, rapora dönelim. PCAST, kanunlara göre Amerika’nın nanoteknoloji ile ilgili kurumu olan Ulusal Nanoteknoloji Girişimi’ni (National Nanotechnology Initiative – NNI) belli aralıklarla değerlendirmek zorunda. Değerlendirme başlıkları arasında şunlar var: kurum üzerine düşen görevleri yaptı mı, kurumun stratejisinin yenilenmesine gerek var mı, araştırma konularına adil  para dağılımı yapılıyor mu vs. 25 Mart’ta yayınlanan rapor bu değerlendirmelerin üçüncüsü, ilk değerlendirme 2005′te, ikincisi ise 2008′de yapılmış. Bugün Türkiye’deki araştırma merkezlerinin performansını neden kimse değerlendirmiyor?

Rapordan kısa başlıklar:

- Son 10 yılda (NNI 2001′de kuruldu, bu yıl 10. yılı) ABD nanoteknolojiye 12 milyar yatırmış ve bu konuda dünyada lider. Özel sektör yatırımı devlet yatırımından fazla. 2005′te AB, 2008′de ise Japonya, Çin ve Güney Kore’nin nanoteknolojiye yatırımı, ABD’nin devlet yatırımını geçti.

- ABD’de doktorasını alıp, kendi ülkesine dönenlerin sayısı artıyor. Doktorasını ABD’de bitirenlere yeşil kart verilmeli ve bu kişiler ABD’de tutulmalı. Geçen yıl diplomasını alanların %43′ü geri dönmüş, yüksek bir oran.

- Dünya’da nanoteknolojiye ayırılan para yıllık %27 artarken, ABD’de %18 arttı.

- Nanoteknolojinin ülkeye sağladığı değeri ölçmek için yeni kıstaslar geliştirilmeli. Hesaplara göre yıllık toplam 29 milyarlık nanoürün üretiliyor, bunların 11 milyarı ABD’ye ait. Fakat bu hesaplar yanlış olabilir, durumumuzu daha iyi görmek için bu kıstaslara ihtiyaç var.

- Nanoteknoloji makalesi konusunda ABD artık lider değil, üçüncü sırada. Saygın dergilerde de ABD menşeli makalelerin oranı azalıyor.

- Dünya’da en fazla nanoteknoloji patenti (10.000′den fazla) ABD’ye ait, fakat Çin yaklaşıyor.

Rapora göre ABD aşağıdaki iki şeyi yapmazsa, liderliği tehlikeye girebilir:

1) Ticarileştirme: 10 yıl boyunca teorik araştırma yapılacak altyapı hazırlandı, araştırmacı yetiştirildi. Şimdi ürüne dönüştürme zamanı.

2) Nanoteknolojinin çevre, sağlık ve güvenlik meselesinin halledilmesi. Bu konularda çalışan kurumlar arasında işbirliği artmalı, en önemli soruların cevaplarının daha önce bulunması sağlanmalı. Bu etkili bir şekilde yapılamazsa, halkın nanoteknolojiye desteği azalır ve sonuçta büyük bir fırsatı elimizden kaçırırız.

Başka tavsiyeler:

- Şirketleşme ve ürüne dönüştürme konusunda devlet özel sektöre yardım etmeli. Nanoteknoloji yüksek riskli bir alan olarak görüldüğü için risk sermayesi şirketleri pek ilgi göstermiyor. Geçtiğimiz on yılda çok fazla başarı hikayesi oluşmadı.

- Nanoüretime desteği %100 artırmak lazım. Ürün çıkarma aşamasında nanoüretim yöntemlerine vâkıf olmamız, faydalı olacaktır.

- En az beş tane üniversite sanayi işbirliği merkezi kurulması gerekiyor. Örnek olarak ise yarı iletken şirketleri ile birlikte yapılan Nanoelektronik Araştırma Girişimi alınabilir.

Tüm bunları okuduktan sonra ABD’nin nanoteknoloji liderliğini kaybedip, kaybetmediğini bir daha düşünün. Nasıl on bir yıl önceki mektup, ABD’nin nanoteknolojiye yatırım yapmasını tetikledi ise, bu raporda ABD’nin önümüzdeki on yılda bir sürü nanoürün, bir sürü marka çıkarmasını sağlayacak. Şu ana kadar gelişmeler hep teorik alanda olunca, Türkiye’nin ne kadar geri olduğu pek göze çarpmıyordu. Fakat böyle devam edersek, bundan beş yıl sonra treni ne kadar kaçırdığımızı herkes anlayacak.

Kaynak: 1 , 2

Andrew Maynard İle Röportaj

Bugünkü konuğumuz Project on Emerging Nanotechnologies Baş Bilim Danışmanı Andrew Maynard. Kendisi nanomalzemeler güvenliği konusunda dünya çapında tanınıyor, aynı zamanda sıkı bir blog yazarı. 2020Science adlı blogunu takip etmenizi öneriyorum.

1 – Kendinizi tanıtabilir misiniz?

Adım Andrew Maynard.  Washington’da bulunan Woodrow Wilson Center, Project on Emerging Nanotechnologies’in Baş Bilim Danışmanıyım. Bu proje 2005 yılında devletlere, şirketlere, tüketicilere ve diğer kişilere nanoteknolojinin oluşturacağı engelleri belirleyip, üstesinden gelmelerine yardımcı olma amacı ile başlatılmıştı. Ben bir fizikçiyim, doktoramı 1993 yılında Cambridge Üniversitesi’nden aldım fakat bir bilim adamı olarak araştırmalarımın çoğu meslek sağlığı ve aerosol parçacıklarına maruz kalma üzerineydi. Son yıllarda ise yoğun bir şekilde bilim iletişimi ve politikaları (özellikle nanoteknoloji gibi yeni bilim dallarının) üzerine çalışıyorum.

2 – Nanoteknolojiden nasıl haberdar oldunuz?

Sanırım “nanoteknoloji” kelimesini ilk defa duyup, hafızama kaydettiğim an, büyük ihtimalle 1990′lı yıllarında sonunda idi. On yıl önce havada uçan nanometre boyutundaki parçaları analiz etmek için yeni teknikler geliştirmeye çalışıyordum, fakat o zamanlar insanlar “nanoteknoloji” terimini bu kadar yaygın bir şekilde kullanmıyorlardı. 1995 yılında nanometrik parçacıkların içe çekilince olağandışı sağlık risklerine sebep oldukları ile ilgili bir araştırmadan haberdar oldum. Haber beni bu alanda araştırmaya yapmaya sevk etti. 1999 yılında İngiltere’deki Sağlık ve Güvenlik Labratuvarı için o zamanlar ultra küçük parçaçıklar olarak adlandırılan maddelere işyerinde maruz kalmanın etkilerinin araştırılmasının önündeki engellerle ilgili bir rapor yazdım. Bu rapordaki bir bölüm nanoteknoloji ile ilgili idi, ve burada insanların nanoteknoloji ile riskleri bilinmeyen malzemelerle karşı karşıya gelme riskinden bahsediliyordu. O zamanlar nanoteknoloji gelişen bir bilim alanı idi, fakat o zamanlar bile nanoteknolojinin getireceği büyük değişim ve zorlukları tahmin etmek mümkündü.

3 – Nanoteknolojinin sorumluluk bilinci ile geliştirilmesi hakkındaki düşünceleriniz zamanla nasıl değişti? Sizce bunu başarmak mümkün mü?

Doğruyu söylemem gerekise, nanoteknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi hakkındaki düşüncelerim sürekli değişiyor. Bu şaşırıtıcı değil, yeni bir alan sayılır, ve sürekli yeni bilgiler ve fikirler ortaya çıkıyor.  Uzun süreler herhangi bir teknolojinin toplumda ve çevredeki olası uzun ve kısa vadeli etkileri düşünülerek geliştirilmesi taraftarıydım, ve toplumsal faydanın kârdan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat gelişen bir teknoloji olan nanoteknolojinin sorumluluk bilinci ile geliştirilmesini nasıl sağlarsınız bu ayrı bir mesele. Bence hâlâ bir teknolojinin sorumluluk bilinci ile geliştirilmesinin önündeki problemleri ve onları en iyi şekilde nasıl çözebileceğimizi öğreniyoruz. Bunu söyledikten sonra aklıma kendimizin oluşturduğu bir engel geldi, o da “nanoteknoloji” teriminin kendisi. Nanoboyutta mühendislik üzerine birçok alanda ürünler üretiliyor ve bu alan sayısı gitgide artıyor. Sorumluluk bilinci ile geliştirme sürecinde yapılacaklar bu ürün gruplarının doğasına bağlı olacaktır. Sorumluluk bilinci ile gelişim çerçevesini belli teknolojiler etrafında değil de  nanoteknoloji çevresinde çizmemiz, yanlış soruları sorup yanlış cevapları alma riskini doğuracaktır.

4 – Nanoteknolojiden beklentiniz ne? Hangi problem çözülebilecek, hangileri çözülemeyecek?

Bu zor bir soru. Nanoboyutta dünyanın nasıl işlediğini anlamamızın ve bu dünyadan faydalanmayı öğrenmeye başlamamızın hayatımızı derinden etkileyeceğini düşünüyorum. Var olan teknolojiler atomik ve moleküler seviyede düzgün yapılar oluşturmamıza izin vermiyordu, nanobilim bu işleri daha iyi yapmamızı sağlayacak. Böyle düşününce, nanobilimdeki gelişmelerden etkilenmeyecek bir teknoloji bulmak zor, nanobilim süreçlere ve ürünlere değer katıyor. Aynı zamanda nanobilim daha önce yapamadığımız şeyleri yapmamızı sağlıyor – akıllı ilaçlar, yeni bilgisayar platformları, çok fonksiyonlu malzeme üretimi…

Bu iki süreç, şimdiki teknolojilere yeni değerler katma ve yeni teknolojiler üretme, büyük problemlerimizi – gıda üretimi, su temizliği, hastalık tedevisi, enerji üretimi gibi – çözmekte kullanabileceğimiz alet sayısını zenginleştiriyor. Burada önemli olan mesele tüm umudumuzu nanobilim ve nanoteknolojiye  bağlamamamız. Bunlar önemli araçlar. Bu araçlar dışında da elimizde araçlar var ve duruma göre daha iyi olanları var.

5 – ABD’nin nanoteknoloji stratejisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Başka neler yapılmalı? Sistemin eksiklikleri neler?

Bu büyük bir soru, birkaç kelime bu soruya tam nasıl cevap verebilirim bilmiyorum. ABD’nin Ulusal Nanoteknoloji Girişimi yeni bilim ve teknolojilerin geliştirilmesini teşvik etme konusunda inanılmaz etkili oldu.  Bence şunu söyleyebiliriz: girişim ve altında yatan strateji dünyayı değiştirdi. Daha iyi olabilir miydi? Evet. Burada geliştirme yapılabilecek üç alanı özellikle vurgulamak istiyorum.

Hareketlerimizin sosyal, ekonomik ve siyasi yönden etkilerini daha geniş bir biçimde anlama. ABD etkili bir ülke. Harekete geçtiği zaman, insanlar cevap veriyor. ABD’nin nanoteknoloji girişimi ilk başta bilime ve teknolojiye odaklanmış olsa bile, dünyayı sosyal, ekonomik ve siyasi topluluklar vasıtası ile yavaş yavaş etkiledi. Fakat, girişimin ABD’deki liderlerinin, kararlarının küresel etkilerini ya da bu kadar “güç” ile üzerilerindeki sorumluluğu tam olarak anlayabildiklerinden emin değilim. Mesela, şu an dünyanın değişik yerlerinde ekonomilerin nanoteknolojiye para aktardığını görüyoruz. Sebebi ise ABD’nin bu alana yatırım yapması ve devletlerin geri kalmak istememesi. Merak ediyorum, bu girişimlerden kaçı kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade ABD’nin bu konuda en iyi olmasından kaynaklandı? Benzer şekilde, ABD’nin nanoteknoloji üzerine odaklanması, daha önce tam olarak sorulamamış sosyal ve güvelik sorularına kapı açtı.

Pazarlama. ABD’nin nanoteknoloji stratejisi var olmayan (bunun bir sebebi de teknolojinin gelişmesinin birkaç yıl sürmesi) bir teknoloji hakkındaki beklentileri artırdı.  Bunun sonucunda, teknoloji zirve performansına ulaşmadan araştırmacıların, yatırımcıların ve tüketicilerin haklarının ellerinden alınma tehlikesi var.

Ve bir de insan ve çevre güvenliği meselesi var. Emin olmak için, ABD hükümeti ve dünyadaki diğer hükümetler ve şirketler riskler oluşmadan onları bulabilmek için gerçekten muhteşem çalışmalar yaptılar. Fakat şu soru hâlâ geçerli – yeteri kadar çalıştılar mı? Ulusal Bilim Akademileri’nin geçen yıl yayınladıkları “ABD’nin çevre, sağlık ve güvenlik etkileri araştırma stratejileri değerlendirmesi”‘nde nanoteknolojilerin daha sorumlu bir şekilde geliştirilmesi için yapılacak daha çok işin olduğu yazıyordu.

6 – Farklı araştırma sonuçlarına göre, ABD nüfusunun çoğu (diğer ülkelerde de eminim durum böyledir) nanoteknoloji hakkında çok fazla bilgi sahibi değil. Bu bir problem teşkil eder mi?

Bence etmez, fakat bu konuda uzman değilim. Nanoteknoloji farkındalığının düşük seviyede olduğu doğru. Fakat bir yandan da birçok meselede farkındalık düşük seviyede. Daha önemli bir soru şu. İnsanlar nanoteknoloji hakkında bir karar vermeleri gerektiği zaman bilgiye istedikleri şekilde ulaşabilecekler mi?

7 – Nanoteknolojinin kaderi genetiği değiştirilmiş organizmalar, nükleer enerji gibi teknolojilerin kaderine benzer olacak mı?

Bence olmayacak, çok basit bir sebepten ötürü. Nanoteknoloji belli bir teknolojiyi temsil etmiyor, gerçekten çok geniş ve değişik teknolojileri adlandırmak için kullanılan moda bir kelime. Nanoteknolojinin belli alanlarda uygulanması – mesela gıda sanayisi – başka alanlara göre – nanoelektronik  gibi – daha zor olabilir.

8 – Nanoteknoloji devrinin “gerçek kazananları” kimler olacak sizce?

Doğru anlarsak, hepimiz. İşbrliği ile teknoloji geliştirmeye doğru bir yönelme var. Ne demek bu? Yenilikten faydalanacak insanlar da (sen, ben gibi insanlar) denklemin  bir parçası oluyor. Durum tam olarak böyle değil fakat, gitgide yaklaşıyoruz. Bu trend devam etikçe de, nanobilimin milyonların, belki de milyarların hayat kalitesini yükseltmek için kullanılma ihtimali artacak.

9 – 3. Sanayi Devrimi ne olacak? :) (Nanoteknoloji hakkında konuşmaktan sıkıldık, 10-15 yıl içinde nanoteknoloji her yerde olacak, konuşacak yeni bir konu bulmalıyız.)

Ha ha. Sentetik biyoloji diyecektim, fakat aslında diyeceğim şu. Öyle bir çağa giriyoruz ki teknolojik yenilikler birbiri ile o kadar bağlantılı ve hızlı ki, devrimsel değişiklikler, farklı alanlardaki tecrübelerimiz birleştirdikçe ortaya çıkacak. Bazıları buna yakınsama diyor. Bu “üçüncü sanayi devriminin” farkına varabileceğimizi de düşünmüyorum. Her şey olup bittikten sonra farkına varcağız, bu devri yaşamak bulut içinde olmaya benzeyecek, bulutun farkına anca içinden çıkınca varabiliyorsunuz.

10 – Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı? Röportaj için teşekkürler.

Sadece çok heyecan verici bir dönemde yaşadığımızı, birkaç yıl içerisinde teknolojik yeteneklerimizin geçmişte yapabildiğimiz her şeyi geçeceğini  fakat buna rağmen teknolojinin aklımızı başımızdan almasına ve ortaya çıkan problemlerle ilgili çözümleri gözden kaçırmamıza izin vermememiz gerektiğini söylemek istiyorum.

Yorumlarınızı bekliyorum. Bir başka röportajda görüşmek üzere.

14 Mart 2010 düzeltme: 6. soruda “diğer ülkelerdeki durum hakkında bilgim yok” kısmı “diğer ülkelerde de eminim durum böyledir” olarak değiştirildi. Röportajın orijinalinde soruyu böyle sormuşum. Yanlışlık için özür dilerim.

Illinois Üniversitesi’nden Jian Ku Shang daha önce morötesi ışık yerine güneş ışını ya da aydınlatmada kullanılan ışıkla antibakteriyel özellik göstermeye başlayan bir madde üretmişti. Titanyum dioksite azot karıştırılması ile (doping) elde edilen malzeme, titanyum dioksitin fotokatalitik özelliğinden faydalanıyor.

Şimdi ise Shang artık ışık kaynağı kaldırıldıktan sonraki 24 saat boyunca antibakteriyel özelliği göstermeye devam eden malzeme üretmeyi başarmış. Titanyum dioksit-azot birleşimine paladyum oksit (PdO) nanoparçacıklarının eklenmesi karanlıkta da antibakteriyel özelliğin devam etmesini sağlıyor.

Makale yeni malzeme üretimi ile ilgili Journal of Materials  Chemistry dergisinde yayınlanmış.

Şu an antibakteriyel madde olarak çoğunlukla nanogümüş kullanılıyor. Nanogümüşün sağlığa ve çevreye zarar verdiği birkaç defa gösterildi, araştırmalar devam ediyor.  Bu yeni malzemenin nanogümüşe alternatif olması da zor gözüküyor, paladyum elementinden dolayı. Bakalım başka ne gibi çözümler geliştirilecek.

Kaynak: 1

UML 4 Milyon Dolar Destek Aldı

Yüksek miktarda nanoüretim üzerine çalışan Massachusetts Lowell Üniversitesi Nanoüretim Merkezi 4 milyon dolarlık destek aldı. Destek kararı güvenlik ödenekleri başlığı altında Kongre’den geçti ve geçtiğimiz Pazartesi (21 Aralık) günü Obama tarafından imzalandı.

Üniversitede geliştirilecek olan aletler arasında şunlar bulunuyor:

  • Bir ortamda biyolojik ve kimyasal maddelerin olup olmadığını gösteren sensörler
  • Araçlardaki yapısal hasarları teşhis etme mekanizmaları – Vasıtaları önceden belirli bir çizelgeye göre kontrol etmektense, bu mekanizam sayesinde hasar oluştuğu an tamir yapılacak.

Hyattsville’de bulunan Ordu Araştrıma laboratuvarı ve Natick Laboratuvarları üniversitenin işbirliği yaptığı araştırma kurumları. Sonuçta ticari bir ürün çıkarsa, faydalanacak olan firmalar Raytheon (Dünyanın en büyük savunma sanayisi şirketlerinden), Textron ve Triton.

Merkez daha önce 2004 yılında 5 yıllığına 12.4 milyon $ destek almıştı. 2009 yılında bu destek bitince miktarın azalması dikkat çekici.

Kaynak: 1

2008-2010 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 23000'i geçti.

Real Time Web Analytics