Türkiye'deki nanoteknoloji araştırmacılarının listesi için tıklayınız.

Yedinci Çerçeve Programı’nda NMP 2011 Çağrıları

Avrupa Birliği’nin 7. Çerçeve programlarında bir başlık da “Nanobilimler, Nanoteknolojiler, Malzemeler ve Yeni Üretim Teknolojileri” (NMP). Başlığın toplam bütçesi 3.5 milyar $. Bu başlıkta 2011 yılı için yeni projeler için başvurular 20 Temmuz’da başlamış. Çağrıda özellikle; nanoteknoloji tabanlı ürünlerin, katma değeri yüksek malzemelerin ve bilgiye dayanan sürdürülebilir çevre dostu üretim süreçlerinin ortaya çıkarılmasına ve uygulanmasına yönelik projeler desteklenmektedir. Tüm proje başlıkları şurada yayınlanmış.

Programın şu ana kadarki başarı öykülerine şu PowerPoint dosyasından ulaşabilirsiniz. Programla ilgili sorularınızı Abdurrahman Türk’e ncpnano@tubitak.gov.tr adresine bir e-posta göndererek sorabilirsiniz.

Ek: 2014 – 2020 yılları arasında uygulanacak olan 8. Çerçeve programı için düşüncelerimizi toplamak için TÜBİTAK bir site açmış: http://fp8.tubitak.gov.tr/. Siteye üye olduktan sonra bir anket dolduruyorsunuz, düşüncelerinizi de sorulara yorum yaparak paylaşıyorsunuz. Böyle bir hizmet için TÜBİTAK’a teşekkür ederim.

Not: Mezuniyet, yüksek lisans ve diğer işlerim dolayısıyla bloga ilk defa bu kadar uzak kaldım. 2 ay boyunca yazı yazamadığım için tüm okurlardan özür diliyorum.

AB İle Fikirlerinizi Paylaşmak İçin Son 10 Gün

AB, 26 Eylül 2009′da “Nanoteknoloji Araştırmalarının Sorumluluk Bilinci İçerisinde Yapılması İçin Davranış Kuralları”nı kabul etti. 20 Ekim 2009′dan itibaren de bu davranış kuralları hakkında herkesten fikir toplamaya başladı. Fikirlerinizi kişisel olarak, ya da bir organizasyon adına gönderebiliyorsunuz.

Fikir gönderme işlemi 3 Ocak 2010′ta bitiyor.

Anket dilinin sadece İngilizce olmasına canım sıkıldı. Eğer birçok ülkeden fikir toplamak istiyorlarsa, anketi olabildiğince fazla dilde hazırlamaları gerekiyordu.

Fikir belirtmeden önce Davranış Kuralları‘nı (PDF) okumanız tavsiye edilir.

Davranış kuralları 7 ana başlığa ayrılmış:

  • Yapılan araştırmaların insanlığa bir faydası olması ve temel hakları ihlal etmemeli.
  • Araştırmalar insanlar, hayvanlar, bitkiler veya çevre için biyolojik, fiziksel ya da ahlaki bir tehdit haline dönüşmemeli.
  • Araştırmalar yapılırken gerekli önlemler alınmalı ve zarar en aza indirgenmeli.
  • Araştırma süreci saydam olmalı. Araştırmalardan etkilenen herkesin söz hakkı olmalı.
  • Araştırmalar standartlara uygun ve en uygun ortamlarda yapılmalı.
  • Araştırmalara yaratıcılığı, yeniliği, esnekliği teşvik etmeli.
  • Araştırmayı yapılan sonuçlara karşı sorumluluk içinde olmalı.

Maddeleri okuduktan sonra, sanki masal dünyasında yaşıyormuşuz gibi gelebilir, fakat hedefi yüksek tutmak lazım, çünkü her zaman hedefin altında bir yere ulaşırsınız.

Son olarak: Anket bağlantısı

Recep Yeşilöz İle Röportaj

Bugün sizlerle  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi Recep Yeşilöz ile e-posta üzerinden yapmış olduğum röportajı paylaşıyorum. Bu röportajdaki amacım ülkemizde nanoürünlerin denetimi konusunda neler yapıldığını, neler yapılacağını öğrenmekti. Recep Yeşilöz’e sorularımı cevapladığı için teşekkür ediyorum. Buyurun, işte soru ve cevaplar:

1 – Kendinizi tanıtabilir misiniz?

Lisans öğrenimimi Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde 2008 yılında tamamladım. Hacettepe Üniversitesi Nanoteknoloji ve Nanotıp A.B.D’da 2008 yılı güz döneminde yüksek lisans eğitimine başladım ve tez çalışmama aynı bölümde devam etmekteyim. Aynı zamanda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı‘nda iş sağlığı ve güvenliği müfettişi olarak çalışmaktayım.

2 – Nanoteknoloji ile nasıl tanıştınız? Şu anki yüksek lisans çalışmanız ne üzerine?

Nanoteknoloji ile tanışmam üniversite yıllarında oldu. Kompozit malzemeler üzerine hazırladığım birkaç proje bu konuya ilgi duymama sebep oldu. Şu anda Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasotik Toksikoloji A.B.D’da “Titanyum dioksit (TiO2) nanopartiküllerinin Genotoksik Etkileri” adlı tez çalışmama devam etmekteyim. Bu çalışma ile fotokatalitik özelliği sebebi ile plastik, boya ve ilaç sanayiinde nanoürünlerin üretiminde sıkça kullanılan TiO2 nanopartiküllerinin genotoksik etkilerini araştırıyoruz.

3 – Nanoteknoloji sizce neleri çözecek? Neleri çözemeyecek ? Nanoteknolojiden beklentiniz nedir?

Nanoteknolojiyi bir kurtarıcı olarak görülmemeli. Nanoteknoloji ile birlikte hayatın çok daha fazla kolaylaşacağını söyleyebilirim. Bundan 20 sene önceki teknolojiyle kıyasladığınız zaman, devasa bir fark ortada. Nanoteknoloji bu anlamda hayatımızda yeni bir devrim daha oluşturacaktır. Bu devrimi sağlıkta, iletişimde, malzemede kısacası hayatın her alanında hissediyoruz, daha da fazla hissedeceğiz. Özellikle malzeme ve sağlık sektörü bu konuda çok büyük buluşlara imza atacaktır. Nanobiyoteknoloji ile kansere ve birçok hastalığa tedavi yöntemleri geliştirilerek, insanların yaşam sürelerinin daha da uzayacağını düşünüyorum. Ayrıca hayatımızda her şeyin eskisinden daha kolay, hafif ve küçük olacağını söyleyebilirim.

4 – Türkiye’de de nanoürünlerin sayısı gitgide artıyor. Nanoürünleri denetleyen bir mekanizma var mı Türkiye’de? Nanoürünlerin sağlık ve çevreye uygun olup olmadığına nasıl karar veriliyor? Sizce nanoürünler denetlenmeli mi?

Nanoürünler dünya ile paralel olarak ülkemizde de büyük bir artış gösteriyor. Gitgide artan ve hayatımıza giren bir teknolojiden bahsediyoruz. Ben bu teknolojinin tam olarak toksikolojik testleri tamamlanmadan tüketiciye sunulmasına karşıyım, çünkü dünya bunun acı tecrübelerini maalesef yaşadı. Örneğin, asbest, 2-5 mikron büyüklüğündeki silika temelli lifli yapılar, 1900’lü yıllarda tüm dünyada mucize(miracle) madde olarak lanse edildi. Yüksek ısıl, mekanik dayanımı ve uzun ömrü sebebi ile endüstrinin her alanında; su, kalorifer borularında, gemi yüzeylerinin izolasyonuna, oradan elektrik kablolarına kadar, benzer birçok alanda kullanıldı. Fakat şu anda dünyanın her yerinde bu maddenin kullanılması yasak çünkü, yüz binlerce insan asbestos hastalığı yüzünden öldü. Bizim mevzuatımız da dahil olmak üzere, asbestli ürünlerin söküm işlemlerinin (kullanımı tamamen yasak) , belli tedbirler alınarak, maruziyetin önlenmesini amaçlayan yönetmelikler bulunmaktadır. Asbestos, solunan asbest liflerinin akciğerde birikerek kanser oluşumuna sebep veren bir hastalık ve şu anda bilim adamları “yeni asbestos vakası mı ?” diyerek nanoteknolojinin mucize maddesi karbon nanotüplerin etkilerini tartışıyor. Karbon nanotüpler ile asbest liflerinin morfolojik yapıları çok benzer özellikler göstermekte. Bu da bu konudaki şüpheleri arttırmakta ve bu konudaki çalışmaların daha yoğun ve ivedilikle yapılması gerekliliğini göstermekte. Amerika ve Japonya’da yapılan son iki araştırmada; çift katmanlı (multiwall)karbon nanotüplerin canlı hayvan(fare) üzerindeki deneyleri yapılmış, deneklerde kanser oluşumu gözlenmiştir. Peki bu konuda ne yapılıyor, denetimler ne durumda derseniz, Türkiye’de ürünlerin çevre ve sağlığa olan etkilerini belirleyen ve denetleyen mekanizmalar mevcut, fakat nanoteknolojik ürünler için dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir yasal mevzuat boşluğu var. Dünyadaki otoriteler bu konu üzerinde değişik çalıştaylar ve konferanslar düzenleyerek, çeşitli proje grupları ile bu konudaki yasal mevzuatı oluşturmayı planlamakta. Burada sorun nano boyuttaki maddelerin çevreye ve insana olan toksikolojik etkilerinin (zararlı etkileri) bilinmemesinden kaynaklanıyor. (Konu ile ilgili yazım, makale)

5 – Türkiye’de nanoürünlerle ilgili yönetmelik çıkarılması düşünülüyor mu?

Bu konuda maalesef dünyada büyük bir yasal düzenleme boşluğu var. Nano boyuttaki malzemelerin zararlı etkileri şu anda tam olarak bilinmiyor. Genel kimyasal ve kanserojen, mutajen maddelere göre uygulamalar sürdürülüyor, fakat bu ihtiyacı karşılayamamakta. Avrupa Birliği ve Amerika dahil olmak üzere dünyanın gelişmiş ülkeleri bu konuda araştırmalar yapmakta, Türkiye de AB üyelik müzakere sürecinde bir ülke olduğu için, standartlar ve direktifler yayınlanınca bunların ülkemiz şartlarına uyumlaştırılması Çevre, Sanayi ve Ticaret ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları için kaçınılmaz olacaktır. Çevre ve Orman Bakanlığı ülkeye girişi yapılan ürünlerde REACH uygulamasını yürürlüğe koymuş durumda. REACH, kimyasalların kaydı, değerlendirilmesi, izni ve kısıtlanmasını öngören yeni bir Avrupa Birliği mevzuatıdır. Bu mevzuatla 1 ton üzeri üretimi yapılan ürünlerin tüm toksik testlerinin yapılması ve Malzeme Güvenlik Formlarının düzenlenmesi zorunluluğu getirilmektedir. Yani ihraç veya ithal edilen ürünlerin gerekli toksikolojik testleri yapılmadan, piyasaya verilmesi mümkün olmayacak. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak nanoteknolojik ürünlerin üretiminde kullanılan nano maddelerin işçilere olan maruziyetlerindeki limit maruziyet değerleri (TLV-TWA) belirlendikçe, mevzuatımızdaki kimyasal yönetmeliğimize eklenip, işletmelerde gerekli tedbirlerin alınması sağlanacaktır.

6 – Türkiye’de de nanoteknoloji üzerine çalışan şirketler var. Bu işyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği kontrol ediliyor mu?

Türkiye’deki tüm işyerleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu İş Sağlığı ve Güvenliği Müfettişleri tarafından düzenli olarak denetlenmektedir. Bazı sektörler de özel olarak teftiş programına alınmakta ve proje teftişleri yapılmaktadır. Nanoteknoloji kullanarak çalışan ve nanomalzeme kullanan şirketlerin de önümüzdeki dönemde bir proje teftişi şeklinde yapılması ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin çok geç olmadan alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu konudaki çalışmaların sonucunu ve raporumuzu sizinle paylaşmayı ümit ediyorum.

7 – Hiç nanoürün kullanıyor musunuz? Kullanma imkanınız olsa gönül rahatlığı ile kullanabilir misiniz?

Burada esas sıkıntı şu ki, kullandığımız ürünlerin nano olup olmadığını bilmiyoruz. Tüketici olarak kullandığımız ürünlerin etiketlerinde nanomalzeme kullanıp kullanılmadığı özellikle belirtilmesinin bir tüketici hakkı olduğunu düşünüyorum. Ben doğrudan maruziyeti olduğu iddia edilen nano ürünleri, toksikolojik testleri tamamlanana kadar, kullanmama taraftarıyım (nanoteknolojik güneş kremleri, kendi kendini temizleyen tekstil ürünleri vb.), fakat bilgisayar içindeki çipte veya güneş enerji pilleri gibi benzeri maruziyet olmayan ürünlerde bir mahzur görmüyorum.

8 – Türkiye’nin nanoteknoloji alanındaki durumunu nasıl değerlendiriyoruz? Yaptığımız hatalar neler? Yakın zamanda neleri yapmamız lazım?

Nanoteknolojiyi, sanayi ve teknoloji devrimlerinin ardından günümüzün yeni devrim yaratacak olayı olarak görüyorum. Bu konuda ki treni kaçırmış değiliz, doğru ve akıllı politikalarla bu konuda ileride söz sahibi olacak bir stratejik plan oluşturmamız gerekiyor. Bilkent, Sabancı, Hacettepe üniversitelerinde bu konuda yapılmaya çalışan iyi niyetli çabalar mevcut, fakat bunlar maalesef yeterli değil, doğrudan sanayi ile işbirliği içinde ürüne yönelik etkinliği yüksek çalışmalar yapmalıyız. Makale yazmak için çalışma yapmamalıyız. Bu konuda Rusya çok güzel bir örnek, nanoteknolojiyi devlet politikası haline getirip, planlamalarını yaptılar ve bu konuda olumlu sonuçlarını almaya başladılar. Ülkemizde ben tekstil sektörü dışında bu konuda yapılan inovasyon göremiyorum. Şu anda DYO kendini temizleyen boya diyerek tanıttığı nano boyaların (know-how) prosesini dışarıdan satın almakta, neden biz yapamıyoruz ? Titanyum dioksiti sol-jel haline getirip boya karışımına katmak çok zor bir olay değil, bunu herkes biliyor ama maalesef üniversitelerimiz ile sanayimiz farklı dünyalarda yaşıyorlar. Bu işbirliğini sağlayamaz isek bilim adamlarımızın çalışmaları maalesef laboratuar ortamında kalacaktır.

9 – Nanoteknoloji alanında belli bir seviyeye gelememe Türkiye’ye nelere malolur? Nanomalzemelerin güvenliğini sağlama konusunda geç kalmamız ne gibi gelişmeleri engeller?

Bu sorunun cevabını şu anki durumumuz çok iyi özetliyor. Sanayi ve teknoloji devrimini kaçırmamız, bizi dünyanın gelişmiş ülkelerinin gerisinde bıraktı ise, eğer bu fırsatı da kaçırırsak bu çok pahalıya patlar ve ülke olarak 25 sene daha kaybederiz diye düşünüyorum. Nanomalzemelerin güvenliğini araştırıp bu konuda standartlar belirleyecek bilgi ve donanıma maalesef sahip değiliz bu konuda dünyada ki otorite kuruluşların(ILO, NIOHS) çalışmalarını takip edip mevzuatımıza uyarlayarak halkımızı ve çevremizi korumalıyız.

10 – Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Sağlıklı ve güvenli nanoteknolojik ürünler üreten ve tüketen bir dünya temenni ediyorum…

Almanya Kozmetik Düzenlemesine Karşı Çıkıyor

Mart ayında AB’nin nanomalzeme içeren kozmetik ürünlerle ilgili yeni bir düzenlemesini haber yapmıştım. Düzenlemeye göre 2012 yılından itibaren AB’de satılacak olan ürünlerin içerisinde 100 nm ve altı malzeme kullanılırsa, malzemenin adından sonra parantez içerisinde “nano” yazacak.

Almanya ise “nano” etiketi yazmanın insanları gereksiz yere endişelendireceğini düşünüyor, çünkü bir malzemenin ürünlerde kullanılmasına izin veriliyorsa, zaten o maddenin sağlığa olan etkisinin incelendikten sonra uygun olduğuna karar verildiğini ileriye sürüyor. Almanya etiketin anca malzemenin özelliğinde bir değişiklik olursa konmasından yana. Üreticilerin görüşleri de bu yönde. Zira düzenleme bu hali ile kabul edilirse, bir sürü raflardan toplanmak zorunda kalacak.

Düzenlemenin tam metnine şuradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: 1 , 2 (PDF)

AB Kozmetik Ürünleri Daha Sıkı Denetleyecek

Nanoteknoloji kullanarak üretilen kozmetik ürünler 1995′ten beri hayatımızdalar. Nanoteknolojinin ilk uygulamalarından. Şirketler bu tip kremleri hiçbir zorluk olmadan satıyorlar, 14 yıldır. Birçok kişi bu tip kremlerin normal kremler gibi olmadığını, sağlığa etkilerinin bilinmediğini, bu kremlere “nanoteknolojik parçacıklar içeriyor” gibi uyarılar konulmasını istiyordu.

Devletler yavaş yavaş bu tepkilere kulak asıp, kanunlar oluşturuyorlar. Şubat’ta Avustralya bir kanunu hayata geçirdi, dün de (salı günü) AB Parlemantosu.

Kanuna göre nanoteknolojik kozmetik ürünlerinin AB üyesi ülkelerde satılabilmesi için, üzerinde “Önce güvenlik” ibaresi bulunduracak. AB yetkilileri nanoparçacıkların zararlı olabileceğini düşünüyor. Kanun yürürlüğe 2012 yılında girecek.

Avrupa Tüketici Organizasyonu ise durumdan memnun değil. Kanun 3 yıl sonra hayata geçecek ve 3 yıl içerisinde nanomalzemeli kozmetik ürünlerin Avrupa Birliği’nde çoktan yaygınlaşmış olacağını düşünüyorlar. Haklılar tabi. Kanun neden bu sene içinde hayata geçmiyor anlamadım. Nanoteknolojinin güvenliği ile ilgili tüm raporlara bakın, hepsi ilk defa bir teknolojinin zararlarını daha teknoloji yaygınlaşmadan etkisiz hale getirebileceğimizden bahsediyor. Bu sefer zararları biliyoruz ama uygulamıyoruz.

Diğer mesele de bu “Önce güvenlik” ibaresinin ne kadar etkili olacağı. Sigara paketlerinin üzerinde kocaman kocaman “Önce sağlık” yazıyor, insanlar artık sigaranın zararlı olduğunu biliyor ama bu bilginin davranışlarına bir etkisi olmuyor. Nanomalzemelerin zararlı olabileceğini bilen bir müşteri, çok sevdiği kremi kullanmayı bırakır mı sizce?

Daha da önemli soru. Ülkemizde de bulunan bu nanoteknolojik kremlerle ilgili kanunları ne zaman çıkartacağız? Zamanında atmayacağımız bu “basit” adımlar, 10 yıl sonra başımızı ağrıtacak gibi.

Kaynak: 1

2008-2012 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 46000'i geçti.

Real Time Web Analytics