UNAM'a yüksek lisans ve doktora başvuruları devam ediyor. Bilgi için.

Gerçek Yeniliğin Farkında Olabilmenin Zorluğu

Geçen hafta nanoteknoloji konulu bir haber gazetelerde, sitelerde, forumlarda bayağı ilgi çekti. Hem de bayağı bir ilgi çekti. Haberin manşeti olan “Silecek derdine son”‘u Google’da aradığımızda, karşımıza 37.300 sonuç çıkıyor. Habere göre, İtalyan mühendis Leonardo Fioravanti bir araba tasarlamış ve bu arabada camlar suyu ittiği için sileceklere de gerek görülmemiş.

Haberi duyunca buna benzer bir bilgiyi 2006 yılında Mehmet Bayındır’ın sunumunda dinlediğimi hatırladım. Sunumu bilgisayarımdan bulup, araştırmaya başladım. Gerçekten de benzer bir bilgi sunumda mevcuttu. Audi’nin allroad quattro concept arabasının camlarının su ve çiziğe karşı dayanıklı olduğu yazıyordu. Audi’nin nanoparçacıklarla kaplı cam, suyu itiyormuş. Sunuma bakmak isteyenler şuradan PDF dosyasını indirebilir.

sileceksiz-araba

Leonardo Fioravanti’nin tasarladığı araba

Araştırmama devam ettim. Leonardo Fioravanti’nin tasarladığı bu arabanın aslında eski bir haber olduğunu fark ettim. Haber Şubat 2008′de Engadget blogunda yayınlanmış. Leonardo ile yapılmış bir röportaja da buradan ulaşabilirsiniz. Nasıl oldu da haber 18 ay sonra Türkiye’de yayınlandı anlamış değilim. Daha önce de buna benzer hataları medyada gördüm ve şu sonuca vardım:  kaliteli haber yapmak gerçekten zor iş.

Şimdi tüm bu olanlardan sonra aklıma önemli bir husus geldi. Blogda sık sık bazı araştırma sonuçlarını yayınlıyorum. Araştırmaları haber yaparken seçici davranmaya çalışıyorum. Daha önce benzer bir konuda haber yapıp yapmadığıma, araştırmanın ne kadar “kayda değer” olduğuna bakıyorum. Araştırma ile ilgili vaktim elverdiği sürece ön bir araştırma yapmaya çalışıyorum. Fakat her konuda çok derinlemesine bilgim olmadığı için, bilinçsiz bir şekilde, gazetelerimizin yukarıda anlattığıma benzer hatalara ben de düşüyorumdur. Hiç de yeni olmayan bir buluşu, haberi aldığım kaynakta yeni dedikleri ve bilgi eksikliğinden dolayı yeni diye yazabilirim, daha önce yapıldığı halde bir araştırmayı hiç yapılmamış diye tanıtabilirim ya da hiçbir değeri olmayan bir araştırmayı ballandıra ballandıra tanıtabilirim. Eğer siz yazılarda buna benzer hatalar bulursanız, lütfen yorumlarınızda bunu belirtiniz. İnsanları yanlış bilgilendirmek istemem. Doğru bildiğiniz yanlış bence çok tehlikelidir ve en yakın zamanda düzeltilmelidir.

Ramazan döneminde yeni yazı sık sık ekleyemiyorum, inşaallah Eylül ayında eski performansıma dönerim. Hayırlı Ramazanlar…

Görünmezlik Pelerini Mevzusu

Dün Anadolu Ajansı NANOTAM’ın yeni bir basın bültenini yayınladı, dünkü birçok gazetede bu bülten yayınlandı ve haberin doğası gereği çok ilgi çekti. Bunu haber yorumlarını okuduğunuzda anlıyorsunuz. Kimileri hocalarımızı kutlarken, kimisi bu teknolojinin başkalarını satılacağından, kimisi teknolojinin kötüye kullanılacağından bahsetmiş.Kimisi hocalarımız yeni bir şey yapmadığını, aslında varolan şeyleri yeniymiş gibi lanse ettiklerini söylemiş. İşin ilginci, herkes haklı aslında!

Haber NANOTAM’ın görünmez pelerin ürettiği başlığı ile duyuldu. İşin bilimsel tarafından haberdar olmayanlar için bu haber çok heyecan verici olabiliyor. Zira bugün bir arkadaşımın beni arayıp “Ahmet, duydun mu, sizinkiler görünmezlik pelerin yapmış!” dedi.

Öncelikle şunu açıkça söylemem lazım: NANOTAM’da araştırmalarına devam eden hocalarımıza buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Umarım daha birçok araştırmaya imza atarlar, hocalarımızı sonuna kadar destekliyoruz.

Şimdi de tabloyu netleştirelim.

Haberde “görünmezlik pelerini” olarak kullanılabilecek maddelerin bir diğer adı metamalzemeler. Metamalzemeler şu an dünyanın değişik yerlerinde araştırma malzemesi olarak kullanılıyor, öncelikle bunun farkında olalım. Yani bu malzemeler yeni bulunmadı, birçok hoca bu konuda araştırma yapıyor. Bizim de bu konuda araştırma yapıyor olmamız çok güzel. Basın bülteninde geçiyordu bu ibare, bu tip bir metamalzeme yapan 4. enstitü olduk diyordu Ekmel Hoca. Ekmel Hoca bu çalışmalarına yıllardır devam ediyor, 2005′te bu alanda yaptığı çalışmalar neticesinde Descartes Ödülü’nü aldı. Bu haber bu projede bir adımın daha bittiğini gösteriyor aslında, projeye devam ediliyor. Geçmiş yıllarda da aslında bu konu ile ilgili haberler çıktı. Bulabildiklerim şöyle: Zaman, Hafif.org

Ayrıca ortada pelerin falan yok. Aynı şekilde Ekmel Hoca’nın ürettiği sanılan 500 kat daha fazla kapasiteye sahip DVD de yok. Yapılan deneyler sonucunda nanoseviyede, ultratemiz ortamda, sıcaklık seviyesi eksi bilmem kaç derecede bazı elektromanyetik dalgalara karşı görünmez olan bir madde üretiliyor. Üzerinize giyince sizi görünmez kılmıyor bu malzeme, elektromanyetik dalgalara karşı görünmez oluyorsunuz. Gözle bakınca gene görünüyor bu “pelerin” ile çevirili malzeme,  tank vs. DVD haberinde de normalden 500 kat daha fazla bit sığan bir nanomalzeme üretilmişti.

Bilimde laboratuvardan ticari ürüne dönüşme yıllar alabiliyor. Geçen gün yayınladığım röportajda Can Bayram mavi lazerlerin 10 yıl sonra ürünlerde kullanılmaya başlandığını söylemişti. Öncelikle malzemeyi makroseviyelerde üretip, özelliklerinin nanoseviyedekine göre değişmemesini sağlayacaksınız, üretim süreçlerini belirleyip, maliyetleri düşürmek için uğraşacaksınız. Çok uzun bir süreç olması gayet doğal.

Yani bu teknoloji yeni değil, bizim de bu konularda uğraşmamız güzel, malzeme sizi gözlere değil dalgalara görünmez kılıyor, ticari bir ürüne dönüşmüş değil.

Bu konuda daha fazla bilgiye TRT2′de Şubat ayında yayınlanmış 44 dakikalık bir videoyu izleyerek ulaşabilirsiniz. İşte bağlantı.

Nanoteknoloji Mesleği İçin Ne Lazım?

Malum tercih dönemindeyiz. Gazetelerde gene her zaman olduğu gibi geleceğin meslekleri tanıtılmaya başlandı, öğrencilere geleceklerini oluşturmada yardımcı olunuyor, yol gösteriliyor. Benim de sık sık e-posta üzerinden aldığım bir soru var bu konu ile ilgili: “Nanoteknolojiye ilgi duyuyorum. Nanoteknoloji mesleği için (her neyse o) nereyi yazayım? Nerede okuyayım?”

Nanoteknoloji gelecekte büyük önem kazanacak. Tamam böyle bir beklentimiz var, fakat sevgili arkadaşlar devrim gerçekleşmeden ne olacağını bilemeyiz ki? Hiç beklemediğiniz bir buluş, davranış, dünyayı değiştiriyor. Nanoteknoloji ile ilgili tutumumu anlatabilmemin en iyi yolu geçmişten örnek vermek olacak.

Düşünün 90′lı yılların başındayız. Bilgisayarlar günümüze göre çok daha az gelişmiş. İnternet neredeyse hiç yaygın değil. O zamanlar da her yerde bilgisayar devrimi olacak deniyor. Bilgisayar öğrenmenin çok büyük avantajlar oluşturacağı söyleniyordu. Bilgisayar teknolojisi olmayan devlein geri kalacağı söyleniyordu. O zamandan bu yana, bilgisayar sektörüne kimler nasıl katkı yaptı bir düşünelim: daha hızlı çip üretmek, hafıza teknolojisi geliştirmek, donanım üretmek, internet sitelerinin altyapısı teknolojileri geliştirmek, yazılım geliştirmek, site tasarımı yapmak, ağ kurup yönetmek vs. Aklıma gelmeyen, farkında olmadığım daha bir sürü kişi bilgisayar devriminin oluşmasına katkıda bulundu. Birçok farklı meslekten insanlar vardı ve daha birçok meslek grubu daha katılacak devam eden zamanda. 90′lı yıllarda bilgisayar endüstrisine katkıda bulunmak isteyen birine kesinlikle bilgisayar mühendisliği okumalısın demek ne kadar gülünç geliyor değil mi, gelecekten bakınca?

Nanoteknoloji devriminde de, eğer olacaksa, benzer şeyler yaşanacak. Şimdilik sadece fizikçilerin, kimyacıların ya da elektronik mühendislerinin işiymiş gibi gözükse de, ileride nanoteknoloji konusunda başarılı ülkelerde her kesimden insan bu devrime bir şekilde yardımcı olmanın yollarını araştıracak, yapacaklar da. Böylece devrim etkisini daha da artıracak.

O yüzden mesele gene dönüp dolaşıp yapmak istediğiniz meslek ne sorusuna geliyor. Devrimler mesleklerinizi belirlemez, siz mesleklerinizi belirlersiniz.

Bilmem anlatabildim mi?

Teknik Tekstil Raporu

Dün MÜSİAD’ın sitesinde dolaşırken, MÜSİAD’ın Mart 2009′da teknik tekstillere ilgili bir araştırma raporu yayınlandığını gördüm. 105 sayfalık bu raporun PDF haline şuradan ulaşabilirsiniz.

Raporda önce teknik tekstilin tanımı, nasıl üretildiklerini ve nerelerde kullanıldıkları detaylı bir şekilde anlatılıyor. Daha sonra Dünya’da teknik tekstilin durumu inceleniyor, Türkiye’nin teknik tekstildeki durumu yorumlanıyor ve tavsiyeler veriliyor.

Teknik tekstil aslında çok uzun zamandır hayatımızda. Evden otomobile, giyimden tarıma, karayolundan hastanelere kadar günlük hayatımızın çeşitli alanlarında yoğun olarak kullanılmaya başlanmıştır. Teknik tekstilin bir alt dalı olan akıllı tekstiller ise nanoteknoloji ile hayatmıza girmiş durumda. Güzel koku salan, antimikrobiyel, ıslanmayan kumaşlar vs. AB ülkelerinde tekstil üretiminin neredeyse dörtte birini teknik tekstil oluşturmaktadır.

Teknik tekstil üretiminde dünyada önde gelen bölgeler Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Doğu Avrupa, Güney Amerika, Güney Asya ve Güneydoğu Asya ülkeleridir. Ülke olarak bakıldığında ABD, Hindistan, Çin, Japonya, Brezilya, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya teknik tekstil üretiminde dünyada önde gelen ülkelerdir. Teknik tekstil üretim süreçleri, ileri teknoloji, nispeten pahalı cihazlar ve tecrübeli işçiler gerektirdiği için gelişmiş ülkelerde yoğunlaşmış durumdadır.

ABD ve Avrupa tekstil üretimini tamamen Çin’e kaptırmış durumda değildir. Tam tersi “üretimin sıkıcı kısmı” Çin’ gibi Uzakdoğu ülkelerine devredilmiştir. Avrupa ve ABD klasik tekstil ve konfeksiyonun yerine akıllı ve çok fonksiyonlu tekstiller üzerine yoğunlaşmaktadırlar. En büyük katma değer gene gelişmiş ülkelere kalmış oluyor.

Raporda nanoteknolojinin teknik tekstile olan katkısından bahsedilmesi çok güzel. Farklı kurumların ve şirketlerin bu konuda yaptığı araştırmalardan kısaca bahsedilmesi hoşuma gitti. MIT’nin Askeri Nanoteknolojiler Merkezi’ne dikkat çekilmesi de hoş bir ayrıntı idi. Fakat bir düzeltme yapmak istiyorum,  raporda nanoteknolojinin tanımında vücudumuza girip tedavi yapan nanorobotlardan sanki üretilmiş gibi bahsediliyor, bu robotlar daha üretilmedi. :)

Türkiye artık yeni bir yol ayrımına geldi. Şu an sahip olduğumuz üretim ve pazarlama teknikleri ile rekabet gücümüz azalmış durumda. Rakiplerimizden üstün olmak için yönelebileceğimiz alanlar katma değeri yüksek moda, marka, tasarım ve teknolojiye dayalı ürünler.

Türkiye’nin bu konudaki avantajları şöyle sıralanmış: tekstil konusunda geniş ve yeterli bir deneyime sahip olması, uluslararası rekabet yeteneğinin kazanılmış durumda olması, Türkiye’nin yeni teknolojilere uyum becerisinin yüksek oluşu.

Peki bu konudaki problemlerimiz neler? Türk tekstil ve konfeksiyon sanayicileri, teknik tekstil ve nanoteknoloji ürünleriyle katma değeri yüksek mallar üretilebileceğinin, bunlarla farklılık yaratılabileceğinin bilincinde olmasına rağmen, bu konu ile ilgili konferanslar takip edilmesine rağmen ne yazık ki somut adımlar atılmamaktadır. Yıllardır tekrar edilen “üniversite-sanayi” işbirliği istenen seviyeye gelememiştir. Ülkemizde teknik tekstil firma üretim bilgilerinin gizli tutulması gibi nedenlerle bilgi edinememek, politika belirleyememek ve bu alanda envanter çalışması yapılamamaktadır. Bu yüzden, teknik tekstiller pazarının önemi hakkında ihracatçı birlikleri, sektörel dernekler, odalar ve vakıflar, sendikalar, üniversiteler gibi kuruluşlarla işbirliği halinde firmalarımızın bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi gerekmektedir.

Aşağıdaki tabloda Türkiye’deki teknik tekstil ithalatı ve ihracatını görüyorsunuz. İhraç ettiğimiz malzemeler çoğunlukla ara ürünler, teknik tekstillerde en rekabetçi durumda olduğumuz alan ise ambalaj uygulamaları. Durumumuz çok da kötü değil.

teknik-tekstil-ithalat

teknik-tekstil-ihracat

Teşvik paketinde akıllı tekstilin açıkça desteklenecek sektörler arasında yer almasının bu konuda yardımcı olmasını umuyorum. Yrd. Doç. Dr. Kahraman Arslan’a böyle bir raporu hazırladığı için teşekkür ediyorum.

Teşvik Planı’nda Nanoteknoloji

Geçtiğimiz Perşembe günü uzun süredir beklenen teşvik planı açıklandı. Bu teşvik sistemine göre Türkiye 4 bölgeye ayrıldı, en gelişmemiş bölgede yatırım yapmak daha cazip hale getirildi. İlk günden 5 yabancı şirket yatırım için sıraya geçti. Teşvik paketi hakkında kısa bir sunuma şuradan ulaşabilirsiniz.

Şu anda yürürlülükte olan Dokuzuncu Kalkınma Planına göre nanoteknoloji önem verilecek teknolojiler kategorisinde ilk sırada zikrediliyordu. Ben de teşvik paketinde nanoteknolojinin yerini araştırayım dedim. Hazine’nin sitesinden taslak olarak yayınlanan “Bölge Bazında Desteklenecek Sektörler” başlıklı belge (PDF) bana yardımcı oldu.

Dosyayı incelediğimde nanoteknoloji ile direk ilişkili bir tek uygulama gördüm: akıllı çok fonksiyonlu teknik tekstil. Açık bir şekilde akıllı tekstilin teşvik edilmesi Türkiye Tekstil endüstrisi için sevindirici bir şey. Zaten bazı firmalar bu konuda yatırım yapıyordu, dilerim bu şirket sayısı artar.

Fakat kafamı kurcalayan bir mesele var, akıllı tekstil neden Türkiye’nin her bölgesinde teşvik ediliyor? Bunun yerine günümüzde tekstilde önemli bir yere sahip şehirlerde teşvik olsaydı, plan daha mı verimli olurdu? Belki de böylece Doğu illerimizin akıllı tekstil merkezi haline gelmesi amaçlanmıştır.

Diğer yüksek teknoloji içeren ve nanoteknolojiyi kullanması muhtemel uygulama ise tıbbi aletler, hassas ve optik aletler. Hatırlarsanız, Rosnanoteh’in onayladığı ilk projelerden biri optik eleman üretimi ile ilgili idi. Tabi bu yatırım direk nano ile ilgili değil.

Bakalım bu paket Türkiye’deki nanoteknolojiye nasıl bir katkı sağlayacak.

2008-2012 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 46000'i geçti.

Real Time Web Analytics