Türkiye'deki nanoteknoloji araştırmacılarının listesi için tıklayınız.

PCAST ABD’nin Nanoteknolojideki Durumunu İnceledi

25 Mart’ta ABD Başkanı’nın Bilim ve Teknoloji Danışma Kurulu (President’s Council of Advisors on Science and Technology – PCAST) nanoteknoloji ile ilgili bir rapor yayınladı. Gazetelerde bu rapor “Amerika nanoteknolojide liderliği kaybediyor” manşeti ile verildi. Bakalım durum gerçekten öyle mi? Raporun basın toplantısında bazı olumsuz cümlelerin geçmesi, ABD’nin kötü durumda olduğu anlamına gelmeyebilir.

İlk olarak raporu hazırlayan kurul hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. PCAST başkana teknoloji ve bilim konularında yol gösteren, tavsiye veren, bilim ve iş adamlarından oluşan bir topluluk.  (Ek bilgi: raporu hazırlayanlar arasında ay başında röportajını yayınladığım Andrew Maynard da var.) Bundan 11 önce ABD’nin nanoteknolojiye yatırım yapması gerektiğini tavsiye eden gene bu kurumdu. O zamanlar hiçbir devletin nanoteknoloji stratejisi yoktu. Ve bu mektuptan sonra dünya nanoteknolojiye yatırım yapmaya başladı. Bizim ülkemizde neden Cumhurbaşkanı’nın dışişleri ve basın danışmanları var da, bilim ve teknoloji konusunda danışmanları yok? Başbakan’ın buna benzer bir başkanlığı var: Strateji Geliştirme Başkanlığı. Fakat bu başkanlıkta kimler var, şu ana kadar başbakana ne gibi raporlar sundular bilemiyoruz, o yüzden başkanlığın işe yarayıp yaramadığı konusunda bir yorum yapamayacağım. PCAST’ın tüm raporlarına ücretsiz ulaşabilmekteyiz.

Neyse, rapora dönelim. PCAST, kanunlara göre Amerika’nın nanoteknoloji ile ilgili kurumu olan Ulusal Nanoteknoloji Girişimi’ni (National Nanotechnology Initiative – NNI) belli aralıklarla değerlendirmek zorunda. Değerlendirme başlıkları arasında şunlar var: kurum üzerine düşen görevleri yaptı mı, kurumun stratejisinin yenilenmesine gerek var mı, araştırma konularına adil  para dağılımı yapılıyor mu vs. 25 Mart’ta yayınlanan rapor bu değerlendirmelerin üçüncüsü, ilk değerlendirme 2005′te, ikincisi ise 2008′de yapılmış. Bugün Türkiye’deki araştırma merkezlerinin performansını neden kimse değerlendirmiyor?

Rapordan kısa başlıklar:

- Son 10 yılda (NNI 2001′de kuruldu, bu yıl 10. yılı) ABD nanoteknolojiye 12 milyar yatırmış ve bu konuda dünyada lider. Özel sektör yatırımı devlet yatırımından fazla. 2005′te AB, 2008′de ise Japonya, Çin ve Güney Kore’nin nanoteknolojiye yatırımı, ABD’nin devlet yatırımını geçti.

- ABD’de doktorasını alıp, kendi ülkesine dönenlerin sayısı artıyor. Doktorasını ABD’de bitirenlere yeşil kart verilmeli ve bu kişiler ABD’de tutulmalı. Geçen yıl diplomasını alanların %43′ü geri dönmüş, yüksek bir oran.

- Dünya’da nanoteknolojiye ayırılan para yıllık %27 artarken, ABD’de %18 arttı.

- Nanoteknolojinin ülkeye sağladığı değeri ölçmek için yeni kıstaslar geliştirilmeli. Hesaplara göre yıllık toplam 29 milyarlık nanoürün üretiliyor, bunların 11 milyarı ABD’ye ait. Fakat bu hesaplar yanlış olabilir, durumumuzu daha iyi görmek için bu kıstaslara ihtiyaç var.

- Nanoteknoloji makalesi konusunda ABD artık lider değil, üçüncü sırada. Saygın dergilerde de ABD menşeli makalelerin oranı azalıyor.

- Dünya’da en fazla nanoteknoloji patenti (10.000′den fazla) ABD’ye ait, fakat Çin yaklaşıyor.

Rapora göre ABD aşağıdaki iki şeyi yapmazsa, liderliği tehlikeye girebilir:

1) Ticarileştirme: 10 yıl boyunca teorik araştırma yapılacak altyapı hazırlandı, araştırmacı yetiştirildi. Şimdi ürüne dönüştürme zamanı.

2) Nanoteknolojinin çevre, sağlık ve güvenlik meselesinin halledilmesi. Bu konularda çalışan kurumlar arasında işbirliği artmalı, en önemli soruların cevaplarının daha önce bulunması sağlanmalı. Bu etkili bir şekilde yapılamazsa, halkın nanoteknolojiye desteği azalır ve sonuçta büyük bir fırsatı elimizden kaçırırız.

Başka tavsiyeler:

- Şirketleşme ve ürüne dönüştürme konusunda devlet özel sektöre yardım etmeli. Nanoteknoloji yüksek riskli bir alan olarak görüldüğü için risk sermayesi şirketleri pek ilgi göstermiyor. Geçtiğimiz on yılda çok fazla başarı hikayesi oluşmadı.

- Nanoüretime desteği %100 artırmak lazım. Ürün çıkarma aşamasında nanoüretim yöntemlerine vâkıf olmamız, faydalı olacaktır. [17 Kasım 2010 eklemesi: Tavsiye büyük ihtimalle 2011 yılında hayata geçirilecek.]

- En az beş tane üniversite sanayi işbirliği merkezi kurulması gerekiyor. Örnek olarak ise yarı iletken şirketleri ile birlikte yapılan Nanoelektronik Araştırma Girişimi alınabilir.

Tüm bunları okuduktan sonra ABD’nin nanoteknoloji liderliğini kaybedip, kaybetmediğini bir daha düşünün. Nasıl on bir yıl önceki mektup, ABD’nin nanoteknolojiye yatırım yapmasını tetikledi ise, bu raporda ABD’nin önümüzdeki on yılda bir sürü nanoürün, bir sürü marka çıkarmasını sağlayacak. Şu ana kadar gelişmeler hep teorik alanda olunca, Türkiye’nin ne kadar geri olduğu pek göze çarpmıyordu. Fakat böyle devam edersek, bundan beş yıl sonra treni ne kadar kaçırdığımızı herkes anlayacak.

Kaynak: 1 , 2

3. Nanoteknoloji Günü’nden Canlı Yayın

Herkese hayırlı sabahlar! Bilkent Üniversitesi’nde bugün 3. Nanoteknoloji Günü düzenleniyor. Etkinlikten gün boyunca canlı blog tutacağım. Umarım faydalı olur. Bu yazıyı tarayıcınızda sürekli yenilemeniz tavsiye edilir.

Programı hatırlayalım:

09:00 – 09:30 Açılış ve Kayıt
09:30 – 10:30 Prof. Dr. Ekmel ÖZBAY
10:30 – 11:00 Kahve Arası
11:00 – 12:00 Yrd. Doç. Dr. Gürer BUDAK
12:00 – 13:00 Doç. Dr. İhsan GÜRSEL
13:00 – 14:00 Öğle Arası
14:00 – 15:00 Doç. Dr. Hilmi Volkan DEMİR
15:00 – 15:30 Kahve Arası
15:30 – 16:30 Yrd. Doç. Dr. Emrah ÖZENSOY
16.30 – 17:30 Yrd. Doç. Dr. Erman BENGÜ

Ekmel Özbay konuştu

Konuşmanın başlığı “Günümüzde Nanoteknoloji ve Uygulamaları”.

Bilimi sadece almakla yetinirseniz, bir yere varamazsınız. Amacımız teknolojileri ürünlere dönüştürmek. NANOTAM 14 yılda 45 kişilik bir araştırma merkezi haline geldi. Araştırma merkezinde sadece bilim yapan, bir de o üretilen bilimi dönüştürmeye çalışan 2 ayrı grup var.

NANOTAM’ın yayın performansı: 8 yılda 235 makale. (Yaklaşık 10 günde bir makale) Toplam 5000 atıf. Toplam altyapı 10-15 milyon lira.

Sunumun benzerini (neredeyse aynısını) şu bağlantıdan izleyebilirsiniz: http://video.bilkent.edu.tr/series_listing.php?series_id=5

Nanobilim ve nanoteknolojiyi ayırmak lazım. Eğer manipülasyon varsa, o nanoteknolojidir, yoksa nanobilimdir. Manipülasyonu açacak olursak, istediğimiz atomu istediğimiz yere koyma işlemi.

Dünya’da nanoteknoloji yatırım miktarları. (Sonunda Rusya’nın nanoteknoloji stratejisinden bahsedildi, üzerinde daha fazla durulmalı)

Fark etmeden kullandığımız nanoteknoloji ürünler var: fotovoltaik filmler, çizilmeyen cam, leke tutmayan kumaş vs. iPhone 4G OLED ekranla gelecek.

10 yıllık Nanotex teknolojisi anlatılıyor. Lotus çiçeği örneği. Uzay asansörü projesi. Ekmel hoca biraz umutsuz bu proje konusunda. Şu an santimetre boyutunda nanotüpler üretiliyor, uzay asansörü için 100.000 km nanotüp lazım. Bu geçişin çok da kolay olacağını düşünmüyor.

Metamalzemelerden bahsediyor: çok kapasiteli DVD’ler, görünmezlik pelerini, termal kameralar, daha küçük antenler.

Grafen malzemesinin özellikleri. 1 Nisan’da NANOTAM’da da Avrupa’dan gruplarla işbirliği  ile grafen tranzistör üretilmesi üzerine çalışmalara başlanacak.

Uzay projesine başlanmış durumda. Uzaya gönderilen ilk GaN tabanlı MMIC devresi olacak. Türkiye’de ilk defa bir uydu baştan sona üretilecek.

Yüksek verimli güneş pilleri üzerinde çalışmalar başlayacak yakında.

Gürer Budak konuştu

Konuşmanın başlığı “Nanoteknoloji ve Nanotıp”. Kendisi Gazi Üniversitesi Nanotıp Araştırma Merkezi başkanı. Nanotıpla ilişkili olabilecek hemen hemen her alanda çalışmalar yapılıyor. Dünya’da bu kadar kapsamlı nanotıp merkezi yokmuş.

İşletme yüksek lisansı yapmış birisi, çünkü yapılan projelerin büyüklüğü gitgide artınca, işletme bilmesi gerektiğini düşünmüş. Kendisi bir doktor.

9. Kalkınma Planı’nda nanoteknoloji öncelikli yatırım yapılacak alanlar arasında yer aldı. Tüm bu kurumlar UNAM, SUNUM, Gazi Nanotıp vs. bu desteklerin sonuçları.

AB’de Avrupa Teknoloji Platformu’nun Nanomedicine adlı kuruluşa da üye. Bu kurum AB’de nanotıpla ilgili tüm kararları veren bir mekanizma. Oy verme hakkımız var. AB’deki gelişmeleri çok yakından takip edebiliyoruz.

Uluslararası Nanotıp Akademi’sinin kurucularından, halen başkan. Yakın zamanda uluslararası bir kongre yapılacak Pekin’de.

AB’nin nanoteknoloji ile ilgili tüm araştırmaları tek bir çatıda toplayan NMP’nin Türkiye delegesi. Desteklenecek proje konu başlıkları burada belirleniyor. Buraya üye olmak çok avantajlı, başlıkları önceden takip etme şansımız oluyor.

Nanoteknoloji bu kadar yaygın olunca, sahte birçok uygulama çıkıyor. Bilen bilmeyen, bir şekilde nanoteknoloji üzerine yorumlar yapıyor. Herkes kendi çalışmasının nanoteknoloji ile ilgili olduğunu bir şekilde göstermeye çalışıyor. (Türkiye’de artan sahte “nanoürün”lerden bahsetmesi çok isabetli oldu. Teşekkürler hocam.)

Denetleme mekanizmaları kurulması lazım. Nanoteknoloji çalışıyoruz demek zor olacak. (İnşaallah yakın zamanda oluşur bu mekanizmalar.)

Nanotıp konusunda disiplinlerarası çalışmak zorundasınız. Sadece mühendisler ve doktorlar yeterli değil.

Çarşamba günleri akademik makale tartışmaları oluyor, ziyaret etmemizi bekliyorlar.

Mühendislerin etik konuları ile pek bir ilgisi yok fakat tıpta etik konusundan çalışmanın her aşamasında sorumlusunuz. Mühendislere göre dezavantaj bu tıbbın. (Nanoteknolojinin kötü taraflarının olduğuna ve bu konuda çalışmalar  yapılması gerektiğine dikkat çekmesi güzel oldu)

3 ana nanotıp başlığı var: yenilenebilir tıp, görüntüleme sistemleri, hedef odaklı ilaç.

AB’nin önümüzdeki yıllarda en fazla odaklandığı hastalıklardan ve bu hastalıklara nanotıbbın nasıl yardımcı olabileceğinden bahsediyor: HIV, şeker hastalığı, sıtma vs.

İhsan Gürsel konuştu

Konuşma başlığı: “DNA Nanoparçacıkları: Nanobilim uygulamalarında yeni ufuklar”

Bağışıklık sisteminin çalışma prensibi: Danger Theory (Biraz fazla teorik bir konuşma olacak gibi, ilginç bir şekilde Wikipedia’da Danger Theory maddesi yok)

Vücudumuz bakteri DNA’sına karşı bir tepki veriyor. DNA nanoparçacıklarını hayvana verince, bağışıklık sistemini uyarıyorsunuz ve savaş başlıyor.

(Konuşmadan bir şey anlayamıyorum, kusura bakmayın özet yazamayacağım. Moleküler biyoloji dersindeymişim gibi bir hissediyorum şu an kendimi.)

Hilmi Volkan Demir konuştu

Konuşmaya biraz geç girdiğim için konuşmanın başlığını göremedim.

Aydınlatmaya harcanan enerji toplam enerjinin %19′unu oluşturuyor. Aydınlanmadan dolayı ortaya çıkan karbon dioksit miktarı, araçlardan çıkan karbon dioksti kadar önemli.

Nanoteknoloji küresel ısınmaya yardımcı olabilir mi? Evet, fakat dikkatli olmalıyız, çünkü küresel ısınma çok büyük bir problem ve hiçbir bilim dalı tek başınabu problemi çözemez.

DYO, Arçelik’le çalışmışlar, şimdi InnovCoat’la çalışmalara devam ediyorlar.

Singapur’un 2030′da hayal ettiği dünya: Sustainable Singapore. Aydınlatmada hiçbir şey yapılmazsa, bu hedeflere ulaşmak çok zor. Geri kalan alanlarda %43 oranında iyileştirme yapmak lazım, bu neredeyse imkansız. Aydınlanma önemli. Bugün 1 milyar kişinin elektriğe ulaşımı yok.

Ülkeler GSYİH’sinin %0.72′sini aydınlatmaya harcıyor. Ve insanlar gitgide daha fazla elektrik kullanacaklar.

Nanokristallerle beyaz ışık üretimi. Şu an üretilen LED’lerden daha iyi performans sağlanabiliyor. Bu da birçok şirketi heyecanlandırıyor.

2 hafta sonra Çin’de bulunana Sunlight şirketine gidecekler ve proje yapmaya başlayacaklar. Bu şirket şu anki ürünlerinde nanokristal kullanıyor. Hollanda’da bir şirket ile de proje aşamasına gelinmiş.

Işık hasadından bahsedemedi hoca.

(Neredeyse hiç İngilizce kelime kullanmadığı için Hilmi Hoca’ya teşekkür ediyorum. Fiziksel terimlerin Türkçelerini takılmadan kullandı)

Emrah Özensoy konuştu

Konuşmanın başlığı: “Nanoteknoloji Yeni Bir Bilim Dalı mı? Katalitik Parçacıkların Kısa Tarihçesi”

Nanoteknoloji bir moda kelime, fakat moda kelime kullanmak lazım. Neden? Finansal destek için, projeyi süslemek için. Moda kelime kullanmak kötü bir şey demek değil.

Bundan 20 yıl önce fizikçiler, kimyacılar, biyologlar, vs. vs. hiçbiri birbirinin konferansına gitmezdi. Nanoteknoloji disiplinlerarası çalışmayı yaygınlaştırdı. Problemlerimizi çözmek için tek bakış açısının yetersiz olduğunu anladık.

Ek bilgi: Samsung’da 500-600 kimya doktoralı eleman çalışıyor, 3000 toplam doktoralı işçi sayısı. Samsung’da sadece elektronikçilerin olduğu düşünülüyor.

Eskiden beri insanlar nanoparçacıkları kullanmışlar, fakat farkında değillermiş.

Son 100 yıldaki önemli katalizörler:

1900 – 1910

Yağların hidrojenleştirilmesi, margarinin üretimi.

Sentetik metan üretimi. Metan doğalgazın bir bileşeni, ısınmada kolaylık.

Amonyak sentezi. Gübre üretimi, artan nüfusun beslenme ihtiyacı karşılandı.

1920′ler

Dizel yakıt üretimi. Petrol her yerde yok. Çok verimsiz, pahalı ama petrol fiyatları artınca cazip hale geliyor.

1930′lar

PVC’nin bulunması.

1940′lar

Steam Reforming (Buhar Dönüştürme): Endüstriyel boyutta hidrojen üretmenin tek yolu (hâlâ).

1950′ler

Polietilen ve polipropilenin bulunması. İpek pahalı, yün o kadar fazla değil. İnsanların giysi problemini çözdü. Plastik sektörü oluştu. Plastiğin ne kadar hayati bir malzeme olduğunu söylemeye gerek yok.

1980′ler

Water-Gas Shift Process. Hidrojen üretim yöntemi.

2000′ler

1910′larda bulunan amonyak sentezinin anlaşılması (2007 Nobel Kimya ödülü).

Erman Bengü konuştu

Konuşma başlığı “Türkiye’de Bilim, Nanoteknoloji”.

Malzemeyi işleme becerisi çok önemli bir husus. Eskiden beri malzemeden daha iyi verim alan toplulukların rekabet gücü artıyor.

Cortez ve Aztekler, ABD ve Amerikan yerlileri vs. vs. Cortez 20 süvari, 600 kadar silahlı adam, silahsız bir devleti darmadağın ediyor.

Şam çeliğinin içinde karbon nanotüplerin olması. Fatih’in döktürdüğü toplar. (Dönemine göre müthiş bir olay)

İbrahim Müteferrrika toplam 17 kitap ve 23 cild basabildi, Japonlar ise 1868-1912 yılları arasında aydınlandılar, 100 binlerce kitap okudular.

Devrim Arabaları meselesi. 23 kişi ile 130 günde araba yapmak. O insanlar birer kahraman. Müthiş bir fırsat kaçırmışız.

130 günde bilim yapamazsınız! Şu an bile var bu mantalite, kısa sürede büyük işler başarma isteği.

Nanoteknolojinin gerçek olup olmaması değil önemli olan, önemli olan gençlerde araştırma şevki oluşturması. Bundan faydalanmalıyız. Bugün Cumartesi günü insanlar toplandı geldi burada konferans dinliyor, çok güzel.

Yıkıcı devrim olduğu zaman, bir önceki şirket, ne kadar değerli olursa olsun, yıkılıp gidiyorlar. Tarih bunun  örnekleri ile dolu. O yüzden herkes tedirgin, büyük şirketler tedirgin.

Gereksiz yere nanoteknoloji kelimesini kullanılıyor, yanlış kullanmadan dolayı kamuoyu desteği düşüyor. Kamuoyu desteği azalınca, destek azalıyor. Bilimsel çalışmalarda başarısızlık olacak, bunu kabullenelim.

Kendi çalışmalarından örnekler: SANTEZ projesi (bir cam şirketi için kalıbın kaplanması), Bor, karbon, azottan oluşan kaplamalar yapmak, nanotüp ormanları, kök hücreler için iskele oluşturma.

Etkinlik sona erdi.

Andrew Maynard İle Röportaj

Bugünkü konuğumuz Project on Emerging Nanotechnologies Baş Bilim Danışmanı Andrew Maynard. Kendisi nanomalzemeler güvenliği konusunda dünya çapında tanınıyor, aynı zamanda sıkı bir blog yazarı. 2020Science adlı blogunu takip etmenizi öneriyorum.

1 – Kendinizi tanıtabilir misiniz?

Adım Andrew Maynard.  Washington’da bulunan Woodrow Wilson Center, Project on Emerging Nanotechnologies’in Baş Bilim Danışmanıyım. Bu proje 2005 yılında devletlere, şirketlere, tüketicilere ve diğer kişilere nanoteknolojinin oluşturacağı engelleri belirleyip, üstesinden gelmelerine yardımcı olma amacı ile başlatılmıştı. Ben bir fizikçiyim, doktoramı 1993 yılında Cambridge Üniversitesi’nden aldım fakat bir bilim adamı olarak araştırmalarımın çoğu meslek sağlığı ve aerosol parçacıklarına maruz kalma üzerineydi. Son yıllarda ise yoğun bir şekilde bilim iletişimi ve politikaları (özellikle nanoteknoloji gibi yeni bilim dallarının) üzerine çalışıyorum.

2 – Nanoteknolojiden nasıl haberdar oldunuz?

Sanırım “nanoteknoloji” kelimesini ilk defa duyup, hafızama kaydettiğim an, büyük ihtimalle 1990′lı yıllarında sonunda idi. On yıl önce havada uçan nanometre boyutundaki parçaları analiz etmek için yeni teknikler geliştirmeye çalışıyordum, fakat o zamanlar insanlar “nanoteknoloji” terimini bu kadar yaygın bir şekilde kullanmıyorlardı. 1995 yılında nanometrik parçacıkların içe çekilince olağandışı sağlık risklerine sebep oldukları ile ilgili bir araştırmadan haberdar oldum. Haber beni bu alanda araştırmaya yapmaya sevk etti. 1999 yılında İngiltere’deki Sağlık ve Güvenlik Labratuvarı için o zamanlar ultra küçük parçaçıklar olarak adlandırılan maddelere işyerinde maruz kalmanın etkilerinin araştırılmasının önündeki engellerle ilgili bir rapor yazdım. Bu rapordaki bir bölüm nanoteknoloji ile ilgili idi, ve burada insanların nanoteknoloji ile riskleri bilinmeyen malzemelerle karşı karşıya gelme riskinden bahsediliyordu. O zamanlar nanoteknoloji gelişen bir bilim alanı idi, fakat o zamanlar bile nanoteknolojinin getireceği büyük değişim ve zorlukları tahmin etmek mümkündü.

3 – Nanoteknolojinin sorumluluk bilinci ile geliştirilmesi hakkındaki düşünceleriniz zamanla nasıl değişti? Sizce bunu başarmak mümkün mü?

Doğruyu söylemem gerekise, nanoteknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi hakkındaki düşüncelerim sürekli değişiyor. Bu şaşırıtıcı değil, yeni bir alan sayılır, ve sürekli yeni bilgiler ve fikirler ortaya çıkıyor.  Uzun süreler herhangi bir teknolojinin toplumda ve çevredeki olası uzun ve kısa vadeli etkileri düşünülerek geliştirilmesi taraftarıydım, ve toplumsal faydanın kârdan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat gelişen bir teknoloji olan nanoteknolojinin sorumluluk bilinci ile geliştirilmesini nasıl sağlarsınız bu ayrı bir mesele. Bence hâlâ bir teknolojinin sorumluluk bilinci ile geliştirilmesinin önündeki problemleri ve onları en iyi şekilde nasıl çözebileceğimizi öğreniyoruz. Bunu söyledikten sonra aklıma kendimizin oluşturduğu bir engel geldi, o da “nanoteknoloji” teriminin kendisi. Nanoboyutta mühendislik üzerine birçok alanda ürünler üretiliyor ve bu alan sayısı gitgide artıyor. Sorumluluk bilinci ile geliştirme sürecinde yapılacaklar bu ürün gruplarının doğasına bağlı olacaktır. Sorumluluk bilinci ile gelişim çerçevesini belli teknolojiler etrafında değil de  nanoteknoloji çevresinde çizmemiz, yanlış soruları sorup yanlış cevapları alma riskini doğuracaktır.

4 – Nanoteknolojiden beklentiniz ne? Hangi problem çözülebilecek, hangileri çözülemeyecek?

Bu zor bir soru. Nanoboyutta dünyanın nasıl işlediğini anlamamızın ve bu dünyadan faydalanmayı öğrenmeye başlamamızın hayatımızı derinden etkileyeceğini düşünüyorum. Var olan teknolojiler atomik ve moleküler seviyede düzgün yapılar oluşturmamıza izin vermiyordu, nanobilim bu işleri daha iyi yapmamızı sağlayacak. Böyle düşününce, nanobilimdeki gelişmelerden etkilenmeyecek bir teknoloji bulmak zor, nanobilim süreçlere ve ürünlere değer katıyor. Aynı zamanda nanobilim daha önce yapamadığımız şeyleri yapmamızı sağlıyor – akıllı ilaçlar, yeni bilgisayar platformları, çok fonksiyonlu malzeme üretimi…

Bu iki süreç, şimdiki teknolojilere yeni değerler katma ve yeni teknolojiler üretme, büyük problemlerimizi – gıda üretimi, su temizliği, hastalık tedevisi, enerji üretimi gibi – çözmekte kullanabileceğimiz alet sayısını zenginleştiriyor. Burada önemli olan mesele tüm umudumuzu nanobilim ve nanoteknolojiye  bağlamamamız. Bunlar önemli araçlar. Bu araçlar dışında da elimizde araçlar var ve duruma göre daha iyi olanları var.

5 – ABD’nin nanoteknoloji stratejisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Başka neler yapılmalı? Sistemin eksiklikleri neler?

Bu büyük bir soru, birkaç kelime bu soruya tam nasıl cevap verebilirim bilmiyorum. ABD’nin Ulusal Nanoteknoloji Girişimi yeni bilim ve teknolojilerin geliştirilmesini teşvik etme konusunda inanılmaz etkili oldu.  Bence şunu söyleyebiliriz: girişim ve altında yatan strateji dünyayı değiştirdi. Daha iyi olabilir miydi? Evet. Burada geliştirme yapılabilecek üç alanı özellikle vurgulamak istiyorum.

Hareketlerimizin sosyal, ekonomik ve siyasi yönden etkilerini daha geniş bir biçimde anlama. ABD etkili bir ülke. Harekete geçtiği zaman, insanlar cevap veriyor. ABD’nin nanoteknoloji girişimi ilk başta bilime ve teknolojiye odaklanmış olsa bile, dünyayı sosyal, ekonomik ve siyasi topluluklar vasıtası ile yavaş yavaş etkiledi. Fakat, girişimin ABD’deki liderlerinin, kararlarının küresel etkilerini ya da bu kadar “güç” ile üzerilerindeki sorumluluğu tam olarak anlayabildiklerinden emin değilim. Mesela, şu an dünyanın değişik yerlerinde ekonomilerin nanoteknolojiye para aktardığını görüyoruz. Sebebi ise ABD’nin bu alana yatırım yapması ve devletlerin geri kalmak istememesi. Merak ediyorum, bu girişimlerden kaçı kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade ABD’nin bu konuda en iyi olmasından kaynaklandı? Benzer şekilde, ABD’nin nanoteknoloji üzerine odaklanması, daha önce tam olarak sorulamamış sosyal ve güvelik sorularına kapı açtı.

Pazarlama. ABD’nin nanoteknoloji stratejisi var olmayan (bunun bir sebebi de teknolojinin gelişmesinin birkaç yıl sürmesi) bir teknoloji hakkındaki beklentileri artırdı.  Bunun sonucunda, teknoloji zirve performansına ulaşmadan araştırmacıların, yatırımcıların ve tüketicilerin haklarının ellerinden alınma tehlikesi var.

Ve bir de insan ve çevre güvenliği meselesi var. Emin olmak için, ABD hükümeti ve dünyadaki diğer hükümetler ve şirketler riskler oluşmadan onları bulabilmek için gerçekten muhteşem çalışmalar yaptılar. Fakat şu soru hâlâ geçerli – yeteri kadar çalıştılar mı? Ulusal Bilim Akademileri’nin geçen yıl yayınladıkları “ABD’nin çevre, sağlık ve güvenlik etkileri araştırma stratejileri değerlendirmesi”‘nde nanoteknolojilerin daha sorumlu bir şekilde geliştirilmesi için yapılacak daha çok işin olduğu yazıyordu.

6 – Farklı araştırma sonuçlarına göre, ABD nüfusunun çoğu (diğer ülkelerde de eminim durum böyledir) nanoteknoloji hakkında çok fazla bilgi sahibi değil. Bu bir problem teşkil eder mi?

Bence etmez, fakat bu konuda uzman değilim. Nanoteknoloji farkındalığının düşük seviyede olduğu doğru. Fakat bir yandan da birçok meselede farkındalık düşük seviyede. Daha önemli bir soru şu. İnsanlar nanoteknoloji hakkında bir karar vermeleri gerektiği zaman bilgiye istedikleri şekilde ulaşabilecekler mi?

7 – Nanoteknolojinin kaderi genetiği değiştirilmiş organizmalar, nükleer enerji gibi teknolojilerin kaderine benzer olacak mı?

Bence olmayacak, çok basit bir sebepten ötürü. Nanoteknoloji belli bir teknolojiyi temsil etmiyor, gerçekten çok geniş ve değişik teknolojileri adlandırmak için kullanılan moda bir kelime. Nanoteknolojinin belli alanlarda uygulanması – mesela gıda sanayisi – başka alanlara göre – nanoelektronik  gibi – daha zor olabilir.

8 – Nanoteknoloji devrinin “gerçek kazananları” kimler olacak sizce?

Doğru anlarsak, hepimiz. İşbrliği ile teknoloji geliştirmeye doğru bir yönelme var. Ne demek bu? Yenilikten faydalanacak insanlar da (sen, ben gibi insanlar) denklemin  bir parçası oluyor. Durum tam olarak böyle değil fakat, gitgide yaklaşıyoruz. Bu trend devam etikçe de, nanobilimin milyonların, belki de milyarların hayat kalitesini yükseltmek için kullanılma ihtimali artacak.

9 – 3. Sanayi Devrimi ne olacak? :) (Nanoteknoloji hakkında konuşmaktan sıkıldık, 10-15 yıl içinde nanoteknoloji her yerde olacak, konuşacak yeni bir konu bulmalıyız.)

Ha ha. Sentetik biyoloji diyecektim, fakat aslında diyeceğim şu. Öyle bir çağa giriyoruz ki teknolojik yenilikler birbiri ile o kadar bağlantılı ve hızlı ki, devrimsel değişiklikler, farklı alanlardaki tecrübelerimiz birleştirdikçe ortaya çıkacak. Bazıları buna yakınsama diyor. Bu “üçüncü sanayi devriminin” farkına varabileceğimizi de düşünmüyorum. Her şey olup bittikten sonra farkına varcağız, bu devri yaşamak bulut içinde olmaya benzeyecek, bulutun farkına anca içinden çıkınca varabiliyorsunuz.

10 – Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı? Röportaj için teşekkürler.

Sadece çok heyecan verici bir dönemde yaşadığımızı, birkaç yıl içerisinde teknolojik yeteneklerimizin geçmişte yapabildiğimiz her şeyi geçeceğini  fakat buna rağmen teknolojinin aklımızı başımızdan almasına ve ortaya çıkan problemlerle ilgili çözümleri gözden kaçırmamıza izin vermememiz gerektiğini söylemek istiyorum.

Yorumlarınızı bekliyorum. Bir başka röportajda görüşmek üzere.

14 Mart 2010 düzeltme: 6. soruda “diğer ülkelerdeki durum hakkında bilgim yok” kısmı “diğer ülkelerde de eminim durum böyledir” olarak değiştirildi. Röportajın orijinalinde soruyu böyle sormuşum. Yanlışlık için özür dilerim.

Bilkent’te 3. Nanoteknoloji Günü Düzenleniyor

Bugün Bilkent Nanoteknoloji Kulübü başkanı Durmuş Uğur Karatay‘dan bir e-posta aldım. 27 Mart 2010 Cumartesi günü 3. Nanoteknoloji Günü’nü düzenliyorlarmış. Kayıt olmak için kulübün sitesini ziyaret etmelisiniz. Katılım herkese açık. Ankara’da olanlara duyurulur.

Program şöyle:

09:00 – 09:30 Açılış ve Kayıt
09:30 – 10:30 Prof. Dr. Ekmel ÖZBAY
10:30 – 10:45 Kahve Arası
10.45 – 11:45 Yrd. Doç. Dr. Gürer BUDAK
11.45 – 12:45 Öğle Arası
12:45 – 13:45 Doç. Dr. İhsan GÜRSEL
13:50 – 14:50 Yrd. Doç. Dr. Hilmi Volkan DEMİR
14:50 – 15:20 Kahve Arası
15.20 – 16:20 Yrd. Doç. Dr. Emrah ÖZENSOY
16.25 – 17:15 Yrd. Doç. Dr. Erman BENGÜ

Etkinlik yeri:

Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Muhendisligi Binasi EE-01 Salonu.

05 Mart 2010 eklemesi: Salonun kapasitesi 160 kişi imiş.

Ulaşımla ilgili sorularınız olursa aşağıya yorum bırakabilirsiniz, ya da e-posta atabilirsiniz. Görüşmek üzere.

2008-2012 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 46000'i geçti.

Real Time Web Analytics