Bu yazıda TBMM tutanaklarındaki “nanoteknoloji” konuşmaları üzerine yaptığım kısa bir araştırmayı sizlerle paylaşmak istedim. Meclisimizde nanoteknoloji ile ilgili olarak neler, ne zaman, kimler tarafından konuşulmuş, merak ettim açıkçası. Peki bu merakımı nasıl giderdim? 1996 senesinden beri tüm tutanaklar arasında istediğiniz bir kelimenin sorgusunu şu bağlantıyı kullanarak yapabilirsiniz. Bu hizmetin bizlere ulaşmasını sağlayan tüm ilgililere buradan teşekkür ediyorum.
Nanoteknoloji kelimesi ilk defa 4 Ekim 2007 tarihinde Enis Tütüncü tarafından “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Fildişi Sahili (Kotdivuar) Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Kanun Tasarısı” tartışılırken kullanılmış:
(…)Beşinci dalgada, yazılım, nanoteknoloji, genetik ve altıncı dalgada uzay teknolojileri.(…)
Tütüncü konuşmasında önümüzdeki yıllarda gelişecek olan teknolojileri altı adımda sayarken, nanoteknoloji beşinci dalgada kendine yer bulmuş.
Enis Tütüncü biraz sonra ise şu cümleleri söylüyor:
(…)Üçüncü dalgaya geliyorum. Üçüncü dalga: Türkiye’de sanayilerin konumunu dışarıda eğer Türkiye ekonomisini geleceğin dünyasında uluslararası alanda kazananlar safında tutmak istiyorsak, böyle bir düşüncemiz varsa, böyle bir vizyonumuz varsa üçüncü dalga olarak Türkiye’de neleri ön plana getirmemiz lazım? Üçüncü dalga, biyoteknoloji Türkiye’de. Üçüncü dalgada nanoteknoloji -isterseniz açıklarız ne olduğunu- yeni malzemeler, bitki genetiği, yeni nesil nükleer teknolojiler Türkiye’de var. Üçüncü dalga olarak Türkiye’de bu görülebilir, değerli arkadaşlarım.(…)
Bir sonraki kullanma ise 16 Ocak 2008′de “Türk Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı”
Şenol Bal‘ın sözleri şöyle:
(…)Sayın milletvekilleri, dünyada birçok ülke, içinde yaşadığımız bu yüzyılın son çeyreğinde bilgi toplumuna ve bilişim teknolojisine geçmiştir. Veri madenciliği ve yapay zekâ alanındaki gelişmeler yeni imkân ve fırsatlar yaratmış, nano teknoloji birçok alanda uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye bilgi ve teknoloji çağına maalesef ayak uyduramamıştır. Bilgi ve teknolojiyi üreten değil satın alan, bu suretle kaynaklarını israf eden, gelişmiş ülkelerin pazarı olan, en değerli kaynak olan genç insan gücünü kullanamayan bir konuma düşmüştür. (…)
Devam ediyoruz. Tarih 8 Şubat 2008. Meclis “Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nı tartışıyor.
Mehmet Ali Susam, daha önce Reha Denemeç’in kanun tasarısı hakkında yaptığı konuşma ile ilgili olarak şunları söylemiş:
(…)Değerli arkadaşlarım, bakın, gene o konuşmayı izlerseniz, söylediklerinden de, örnek verdiği sanayi dallarından da anlarsınız. Otomotivden, elektronik sanayisinden ve benzeri sanayilerden örnek vererek açıklandı; ne nano teknoloji ne gen teknolojileri ne tasarımı. Bunlar hakkında çok fazla bir şey yoktu.(…)
Mehmet Domaç gelecekteki teknolojilerden bahsediyor:
(…)Geleceğe yönelik teknolojiler, nanoteknoloji, biyoteknoloji, yeni nesil nükleer teknolojiler, hidrojen yakıt pili teknolojileri, kimyasallar ve müstahzar ilaçlar, enformasyon, bilişim teknolojileri, yerli kaynakların katma değere dönüştürülmesi amaçlanan ar-ge çalışmaları arasında olmalıdır. Aşı ve antiserum çalışmaları, yaşam kalitesinin artırılması için gerekli ar-ge çalışmaları içerisinde olmazsa olmazlardır.(…)
Reha Denemeç, sanırım Mehmet Ali Susam’a cevap veriyor:
(…)İkincisi, dün geneli üzerinde konuşurken, bizim nanoteknoloji, biyoteknoloji veya diğer teknolojiler üzerinde konuşmamamızdan bunları desteklemiyoruz anlamını çıkartmak da yanlıştır. Bu konularla ne kadar ilgilendiğimizi bilenler biliyor. Onun için, burada bunları söylemek istemiyorum.(…)
Soner Aksoy‘un konuşması:
(…)Mesela, 2003-2023 Strateji Belgesi diye bir belge var. Orada “Sekiz sektör, Türkiye’yi 2023 yılında önemli marka sektörü, marka ülkesi yapacak.” şeklinde bir ifade var ama o sekiz sektör, zaman içerisinde değişikliklere uğrayabilir. Yeni teknolojiler geliyor. On sene evvelden bunu konuşsaydık eğer nanoteknoloji diye bir şey yoktu. Bugün nanoteknoloji var ve onun daha gelişmiş pek çok unsurları da günümüze gelmektedir. Dolayısıyla, geniş kapsamlı yapıp ileride ortaya çıkabilecek bütün ar-ge unsurlarını buraya, içerisine alabilmeliyiz. (…)
Aynı kanun 28 Şubat 2008′de tartışılmaya devam ediyor. Erkan Akçay‘ın konuşması:
(…)Milliyetçi Hareket Partisi, etkin bir üniversite-sanayi işbirliği gerçekleştirilerek üniversite-sanayi ortak araştırma merkezlerinin kurulmasını; üniversitelerin ar-ge kapasitesinden özel sektörün yararlanmasını, teknokentlerin üniversitelerin yanı sıra organize sanayi bölgelerinin bünyelerinde de açılmasını; bilgi üretim teknolojileri, biyoteknoloji ve gen teknolojileri, nanoteknoloji, üretim süreç ve teknolojileri ile malzeme teknolojilerinin kurulmasını savunmaktadır.(…)
Bir sonraki “nanoteknoloji” konuşması için 31 Temmuz 2008′e, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tartışıldığı güne gidiyoruz.
Reşat Doğru‘nun konuşmasından:
(…)21′inci yüzyıla “Lider ülke Türkiye” iddialarıyla girmekteyiz. 2023 yılında, önce bölgemizde lider, daha sonra dünyanın her tarafında sözü geçen bir ülke olmak istiyoruz. İşte bunların da ARGE faaliyetleri neticesinde olması gerekir diye düşünüyoruz. Biyoteknoloji, gen teknolojisi, nanoteknoloji, enerji ve tasarım teknolojileri gibi önemli konular ARGE faaliyetleriyle mutlaka ülkemizde desteklenmeli ve de bu noktada da özel sektör de buralara yönlendirilmelidir yani teşviklerimizi bu yönde yapmalıyız. Bir nanoteknoloji, bir enerji tasarım teknolojisini, hatta son zamanlarda özellikle “HES projeleri” dediğimiz o HES projelerinin (Benim eklemem: HES – Hidro Elektrik Santral), çok çeşitli yönleriyle beraber, daha rantabl hâle getirilmiş olduğu yeni yeni faaliyetler ortaya koymak mecburiyetindeyiz.(…)
Mithat Melen 13 Kasım 2008 Dünya Diyabet Günü dolayısıyla bir konuşma yapıyor ve orada nanoteknolojinin tıpta olan bir uygulamasından bahsediyor:
(…)Şimdi, gelelim işin ilaç konusuna. Türkiye’de maalesef dünyada çıkan ilaçlarla ilgili izin süresi sekiz yüz yirmi üç gün. Biz dünyadan sekiz yüz yirmi üç gün sonra ilaç kullanmaya başlıyoruz. Şimdi, dünyada iki tane araştırma var. Bir tanesi ilaçla, öbürü de nano-teknoloji denilen, yine pankreasa girilip, pankreastan hücre alınıp o hücrenin insülin yapma yapısını değiştirmekle ilgili, çok ciddi ve pahalı bir araştırma. Bu araştırmalarda da hiçbir yerdeyiz, hiçbir şey yapmıyoruz. Çok önemli çünkü yarın diyabet bitebilir, biteceği için de önlem almak gerekiyor, şimdiden dikkat etmemiz gerekiyor.(…)
Ve en son da 23 Aralık 2008′de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 2009 yılı mali bütçesi görüşülürken Hilmi Güler şunları söylüyor:
(…)Bununla ilgili başta Bilkent Üniversitesi olmak üzere, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi gibi üniversitelerle bu pillerin (Benim eklemem: güneş pilleri) Türkiye’de imal edilmesi noktasında nanoteknoloji konusunda çalışmalarımız sürüyor. Yani hayatımızın bir parçası da ARGE bizim. Proje üretmek ve bu projeleri bir vizyoner yaklaşımla ülkemizin geleceğini hazırlamak noktasında uygulamaya geçirmek.(…)
Gözüme çarpanlar:
- Nanoteknolojiden TBMM salonunda toplam 7 farklı oturumda, 11 kere bahsedilmiş ve çoğu zaman da içi boş bir kavram olarak.
- Tamamen nanoteknolojiye ayrılmış bir konuşma şimdilik yapılmamış gibi, 1996′dan önceki zamanlarda birilerinin bahsetmediğini varsayıyorum tabi ki.
- 11 aydır kimse nanoteknolojiden bahsetmemiş.
- TBMM tutanaklarında bile nanoteknoloji kelimesi her zaman doğru yazılmamış, nano teknoloji, nano-teknoloji gibi yazımlar mevcut.
İleride ayrıca nanoteknolojiden bahsedilen oturumları görmek dileği ile.