Ücretsiz bilim dergisi NetBilim'in son sayısını okumak için tıklayın.

“Kopyalanamayan Nano-Şifreli” CD Üzerine

Bugün Anadolu Ajansı “Kopyalanamayan DVD yaptık” adlı bir haber yayınladı ve tabi her zaman olduğu gibi haber bir anda birçok haber sitesinde yayınlandı. Haberi okuduktan sonra araştırmanın orijinal makalesini okudum. Sonra baktım ki AA’nın yayınladığı haberde anlatılanla, gerçek biraz farklı. Sitelerde haberlere yapılmış yorumlara bakınca da, haberin yanlış anlaşıldığını ve durduk yere bilim adamlarımız hakkında olumsuz düşüncelerin oluştuğuna tanık oldum. Bir de Mehmet Türkcan da konuyu tartışmamız için bir yazı yazmamı söyleyen bir e-posta atınca, hiç beklemeden bu yazıyı yazmaya başladım.

Öncelikle gerçekleri verelim. Makalede araştırmacılarımız aynı içeriğe sahip CD’leri birbirinden ayırt etmek için yeni bir yöntem keşfettiklerini anlatıyorlar. Yöntem, CD’lerin üretilirken üretimin doğası gereği üzerilerindeki yapıların farklılıklarını kullanıyor. Bir CD’nin bu durumda “parmak izi” üretilirken  ortaya çıkan yapısal farklılıklar yani. İşin güzel tarafı bu yöntemin kullanılması için çok karmaşık ekipmanlar gerekmiyor, CD okuyucunun fotodetektöründen gelen sinyaller yeterli.

Peki bunun nanoteknoloji ile ne ilgisi var, UNAM’ın işi ne bu projede? CD’nin üzerilerindeki yapı farklılıkları 20 nm civarı boyutlarında olduğu için.

Peki şimdi AA haberinde neler demiş bakalım:

Bilkent Yerleşkesi’ndeki Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü araştırmacıları, CD ve DVD’lerin kopyalanmasının önüne geçecek bir şifre sistemi geliştirdi.

Çalışmada geliştirilen nanoteknoloji tabanlı parmak izine dayalı kripto sistemi ile korunan DVD ve CD’ler hiç bir koşulda kopyalanamayacak.

Makalede böyle bir şey yok. Kopyalama (copying) kelimesi bir kere geçiyor, ve o da günümüzde CD’lerin kolayca kopyalanabildiğini anlatan bir cümlede. Makalede, bir tane bile hiçbir zaman (never) ya da yapılamamazlığı belirten (can not) da geçmiyor. Birkaç paragraf sonra Aykutlu Dana’nın sözleri aktarılıyor:

”DVD ve CD’lerde kayıtlı veri sinyalleri, okuyucu tarafından alındığında her bir DVD ya da CD’nin parmak izi ortaya çıkıyor. Bu bilgi, kopyalamanın engellenmesinde büyük yarar sağlıyor. Çalışmamız tamamlandığında DVD ve CD’lerin yapılarındaki parmak izi, algoritmalar yoluyla okunabilir duruma gelecek. Ayrı ayrı her bir DVD ve CD’nin parmak izi lazer tarafından okunabilecek. Yani DVD ya da CD her açıldığında bir şifreleme sistemi devreye girecek ve böylece fiziksel bir durum nedeniyle bunların kopyalanması neredeyse imkansızlaşacak.”

Anladığım kadarı ile çalışma daha bitmemiş. Yani araştırmanın kopyalanamama ile ilgili kısmı daha yapılmamış. Makalede yer verilmemesinin sebebi de bu. Araştırmanın sadece “parmak izi” belirleme kısmı bitmiş.

Haberin burada kendisi ile çeliştiğini görüyoruz. Haberin başlığı “Kopyalanamayan DVD yaptık”, haberin sonlarındaki cümlede ise çalışmalar  bitince, nerede ise kopyalanması imkansız CD’ler, DVD’ler yapılacak deniyor. İtalik kelimeler önemli.

Haber yorumlarında da okurlar genelde “kopyalanamamazlık” üzerinde durmuşlar haklı olarak. Haber öyle diyor, onlar ne yapsın? :) İşte gerçek ortada, Aykutlu Dâna hoca kopyalanamayan DVD yaptık demiyor.

Şöyle itirazlar da gelebilir. Bu çalışmanın ticari olarak bir geleceği yok, ne yaparsanız yapın korsanın önüne geçilemez, ya da herkes bu tekniğin uygulamaya geçmesi için gerekli yeni CD, DVD oynatıcı alır mı, CD’lerin bile devri bitti artık vs. vs. Haklısınız. Fakat araştırmacıların böyle bir amacı olmayabilir. Onlar makalesi yayınladılar mı? Evet. CV’lerine yazmak üzerine patent başvurusu yaptılar mı? Yaptılar. Onlar bunları hedefledi iseler ve bunları başardıysalar, bizim diyeceğimiz bir şey yok.

Son olarak, bu yazının amacı hiçbir şekilde bilim adamlarımızın yaptığı çalışmayı küçümsemek değil, aksine haberin verilme tarzındaki yanlışlık dolayısı ile ortaya çıkan yanlış anlaşılmaları bertaraf etmektir. İyi geceler.

İlgili yazılar

9 Yorum »

  1. Yurdum haber ajansları:) Bir çok konuda maalesef habercinin insafına kalmış durumdayız. İlgi çeksin diye alakasız alakasız başlıklar, yazılar…

    Yorum Hakan Nural tarafından — 30 Eylül 2009 @ 01:02

  2. Haklısın Hakan. Tabi bu olayın da çok boyutu var. Gazetecilerin bilimsel altyapısının olmaması, bunun yüzünden bilim adamının haberi yapan gazeteciye anlaması için gerçek hayattan anlayabileceği örnekler vermesi, gazetecinin bu anlatışı yanlış anlaması ve haberi yaparken ilgi çeksin diye “iddialı” bir başlık atması… Yurtdışında da benzer olaylar tabi ki yaşanıyor, fakat bilimsel gazetecilik bizdekinden kat kat üstün. İnşaallah bir gün aradaki farkı kapatırız.

    Yorum Ahmet Yükseltürk tarafından — 30 Eylül 2009 @ 01:08

  3. Hadi bilimden bihaber gazeteci ve ajanslarımızı geçtik. Adına bilim sitesi dediğimiz çoğu web sitesi bunları kopyalayarak yayınlıyor onlara ne demeli? Yorumun için teşekkürler ve aslında geleceği açık olabilir. Yani bazen bazı çalışmaların nerede nasıl karşımıza çıkacağı belli olmaz. Dolayısıyla istenilen alanda değil de başka bir alanda yararlı olması da muhtemel olabilir ;)

    Yorum Gökhan Atmaca tarafından — 30 Eylül 2009 @ 02:08

  4. Sitelerin de suçu pek yok. Onlar da Türkiye’de ek ilgi görmeyen bilim alanında site yapıp, millete yardımcı olmak istiyorlar aslında. :) Genel olarak meselelerin iç yüzünü araştırma geleneğimiz yok. Bir yerde bulduğumuz haberi doğru kabul edip, yola devam ediyoruz. Araştırma geleneğini yerleştirsek toplumumuza, o zaman o tip haberler sitelerde olmayacak. Araştırmanın geleceği için de söylediklerine katılıyorum. Çok örnekler var öyle, çalışma yıllar sonra belki de ilk defa işe yarıyor, o da tamamen farklı bir alanda.

    Yorum Ahmet Yükseltürk tarafından — 30 Eylül 2009 @ 09:35

  5. Haber başlığını gördüğümde bende diğer herkes gibi kopyalanamayan CD/DVD’nin üretildiğini zannettim.Türkiye’de yapılan bilimsel araştırmalarla yurtdışında yapılan araştırmaların yoğunluğu arasındaki büyük fark -eskiden bu bir uçurumdu- ortada.Dolayısıyla haberi sunan yayın organları buna bir takım süslemeler yapma gereği duyuyorlar.

    İnsanların LHC çalışmalarına “Ya ne diye uğraşıyorlar anlamıyorum,Allah yaratmış işte.Gidin namaz kılın,hacca gidin ona ayıracağınız zamanla.” şeklinde yorum yaptığı bir ülkede yaşıyoruz. Habere yapılan süslemeleri yadırgamadım pek.

    Yorum Mikko tarafından — 30 Eylül 2009 @ 14:40

  6. Evet bahsettiğin bu fark kapandıkça, ülkemizdeki bilimsel gazetecilik daha da profesyonelleşecek. Milletin bilime bakışı da değişecek. Umarım tabi :)

    Yorum Ahmet Yükseltürk tarafından — 30 Eylül 2009 @ 19:50

  7. “Yapılan bir diğer çalışmada, sahteciliğin önüne geçmekte kullanılabilecek bir keşifle
    sonuçlanmıştır. Fiziksel veri güvenliği konusunda yapılan çalışmada, CD ve DVD’lerin
    nano boyuttaki parmak-izlerinin kolayca gözlemlenir bir metodla okunması
    gerçekleştirilmiştir. Optik disklerin veri depolama, üretim metodları ve fiziksel
    yapılarının çalışılması sırasında farkedilen bir özellik, seri üretim esnasında verinin
    saklandığı yapıların nano boyutta farklılıklara sahip olduğudur. Aynı kalıptan çıkmış olan
    CD’ler veya aynı sürücü ile yazılmış DVD’ler, nanoboyutlu dalgalanmalara sahiptir ve
    normal bir optik sürücü okuyucu kafası, uygun sinyaller izlendiğinde ve uygun
    algoritmalar kullanıldığında, her CD ve DVD’nin farklı bir parmak izi olduğunu gösteren
    sinyaller üretmektedir. Merkezimizde yapılan çalışmalar ile bu etki keşfedilmiş ve
    CD/DVD kopya koruması amaçlı bir sistem önerilmiştir. Bu konuda yapılan çalışmalar
    ile veri güvenliği ve sahtecilik konularında daha geniş uygulama alanlı metodlar
    geliştirilmeye çalışılmaktadır. Patent işlemleri başlamış olan buluşun ticarileşmesi
    çalışmaları devam etmektedir.” UNAM’ da nanobülten başlığının içinde bu konuda bu kadar değinilmiş. Bence bu haberi yapanlar orijinal makaleye bakmaktan ziyade buradaki doğru olan haberi hazır bir şekilde alıp kendi yorumlarıyla yanlış düzenlemiş olabilirler diye düşünüyorum. Bu benim sadece benim düşüncem, böyle bile değildir belki sadece kulaktan dolma bilgilerle de hazırlamış olabilirler. Biraz hazırcıyız sanırım:)

    Yorum Buse Alsancak tarafından — 04 Ekim 2009 @ 16:11

  8. Bence gazetecilerin aklına UNAM’ın sitesini düzenli ziyaret edip, Nanobülten koyduklarını fark edip, oradan bu haberi yayınlamak gelmez. UNAM yetkilileri Nanobülten’e koydukları metne biraz daha eklemeler yapıp, gazetecilere yollamışlar.

    Yorum Ahmet Yükseltürk tarafından — 04 Ekim 2009 @ 16:20

  9. İnanmıyorum, demek ki doğru düşünmüşüm haberi yapanlar konusunda:)) Nanobültendeki yazıları okurken bu haberi gördüm, sizin de bu yorumunuzu hatırlayınca size kendi düşüncelerimi söylemeden geçemedim… Teşekkürler. Hazırcılığımızın en kısa zamanda ortadan kalkması dileğiyle.. İyi çalışmalar..

    Yorum Buse Alsancak tarafından — 04 Ekim 2009 @ 16:28

Bu yazıdaki yorumlar için RSS beslemesi. TrackBack URL

Yorum yapın

2008-2010 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 23000'i geçti.

Real Time Web Analytics