UNAM'a başvurular 10 Mart'ta başlıyor. Detaylı bilgi.

“Kopyalanamayan Nano-Şifreli” CD Üzerine

Bugün Anadolu Ajansı “Kopyalanamayan DVD yaptık” adlı bir haber yayınladı ve tabi her zaman olduğu gibi haber bir anda birçok haber sitesinde yayınlandı. Haberi okuduktan sonra araştırmanın orijinal makalesini okudum. Sonra baktım ki AA’nın yayınladığı haberde anlatılanla, gerçek biraz farklı. Sitelerde haberlere yapılmış yorumlara bakınca da, haberin yanlış anlaşıldığını ve durduk yere bilim adamlarımız hakkında olumsuz düşüncelerin oluştuğuna tanık oldum. Bir de Mehmet Türkcan da konuyu tartışmamız için bir yazı yazmamı söyleyen bir e-posta atınca, hiç beklemeden bu yazıyı yazmaya başladım.

Öncelikle gerçekleri verelim. Makalede araştırmacılarımız aynı içeriğe sahip CD’leri birbirinden ayırt etmek için yeni bir yöntem keşfettiklerini anlatıyorlar. Yöntem, CD’lerin üretilirken üretimin doğası gereği üzerilerindeki yapıların farklılıklarını kullanıyor. Bir CD’nin bu durumda “parmak izi” üretilirken  ortaya çıkan yapısal farklılıklar yani. İşin güzel tarafı bu yöntemin kullanılması için çok karmaşık ekipmanlar gerekmiyor, CD okuyucunun fotodetektöründen gelen sinyaller yeterli.

Peki bunun nanoteknoloji ile ne ilgisi var, UNAM’ın işi ne bu projede? CD’nin üzerilerindeki yapı farklılıkları 20 nm civarı boyutlarında olduğu için.

Peki şimdi AA haberinde neler demiş bakalım:

Bilkent Yerleşkesi’ndeki Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü araştırmacıları, CD ve DVD’lerin kopyalanmasının önüne geçecek bir şifre sistemi geliştirdi.

Çalışmada geliştirilen nanoteknoloji tabanlı parmak izine dayalı kripto sistemi ile korunan DVD ve CD’ler hiç bir koşulda kopyalanamayacak.

Makalede böyle bir şey yok. Kopyalama (copying) kelimesi bir kere geçiyor, ve o da günümüzde CD’lerin kolayca kopyalanabildiğini anlatan bir cümlede. Makalede, bir tane bile hiçbir zaman (never) ya da yapılamamazlığı belirten (can not) da geçmiyor. Birkaç paragraf sonra Aykutlu Dana’nın sözleri aktarılıyor:

”DVD ve CD’lerde kayıtlı veri sinyalleri, okuyucu tarafından alındığında her bir DVD ya da CD’nin parmak izi ortaya çıkıyor. Bu bilgi, kopyalamanın engellenmesinde büyük yarar sağlıyor. Çalışmamız tamamlandığında DVD ve CD’lerin yapılarındaki parmak izi, algoritmalar yoluyla okunabilir duruma gelecek. Ayrı ayrı her bir DVD ve CD’nin parmak izi lazer tarafından okunabilecek. Yani DVD ya da CD her açıldığında bir şifreleme sistemi devreye girecek ve böylece fiziksel bir durum nedeniyle bunların kopyalanması neredeyse imkansızlaşacak.”

Anladığım kadarı ile çalışma daha bitmemiş. Yani araştırmanın kopyalanamama ile ilgili kısmı daha yapılmamış. Makalede yer verilmemesinin sebebi de bu. Araştırmanın sadece “parmak izi” belirleme kısmı bitmiş.

Haberin burada kendisi ile çeliştiğini görüyoruz. Haberin başlığı “Kopyalanamayan DVD yaptık”, haberin sonlarındaki cümlede ise çalışmalar  bitince, nerede ise kopyalanması imkansız CD’ler, DVD’ler yapılacak deniyor. İtalik kelimeler önemli.

Haber yorumlarında da okurlar genelde “kopyalanamamazlık” üzerinde durmuşlar haklı olarak. Haber öyle diyor, onlar ne yapsın? :) İşte gerçek ortada, Aykutlu Dâna hoca kopyalanamayan DVD yaptık demiyor.

Şöyle itirazlar da gelebilir. Bu çalışmanın ticari olarak bir geleceği yok, ne yaparsanız yapın korsanın önüne geçilemez, ya da herkes bu tekniğin uygulamaya geçmesi için gerekli yeni CD, DVD oynatıcı alır mı, CD’lerin bile devri bitti artık vs. vs. Haklısınız. Fakat araştırmacıların böyle bir amacı olmayabilir. Onlar makalesi yayınladılar mı? Evet. CV’lerine yazmak üzerine patent başvurusu yaptılar mı? Yaptılar. Onlar bunları hedefledi iseler ve bunları başardıysalar, bizim diyeceğimiz bir şey yok.

Son olarak, bu yazının amacı hiçbir şekilde bilim adamlarımızın yaptığı çalışmayı küçümsemek değil, aksine haberin verilme tarzındaki yanlışlık dolayısı ile ortaya çıkan yanlış anlaşılmaları bertaraf etmektir. İyi geceler.

2009 Nobel Ödülü Tahminleri

2009 Nobel Ödülünü kazananların açıklanmasına az bir zaman kaldı.  Kazananların açıklanması 5 Ekim’de Tıp ile başlayacak; Fizik, Kimya, Barış ve Ekonomi ile devam edecek. Edebiyat ödülünün ne zaman açıklanacağı ise bir Nobel geleneği  olarak daha sonra ilan edilecek.

nobel-madalyasi

Thomson Scientific’ten David Pendlebury 1989′dan beri Nobel Ödülü alacakları tahmin etmeye çalışıyormuş. Şu ana kadar birçok kez başarılı olmuş.

David Pendlebury’nin bu seneki tahminleri ise şöyle:

Tıp

* Elizabeth Blackburn (Kaliforniya Üniversitesi San Francisco), Carol Greider (Johns Hopkins Tıp Okulu) ve Jack Szostak (Harvard Tıp Okulu ve Howard Hughes Tıp Enstitüsü) – telomerler tarafından üretilen telomeraz enzimini buldukları için. (6 Ekim 2009 eklemesi – Nobeli bu araştırmacılar kazandı.)

* James Rothman (Yale Üniversitesi) ve Randy Schekman (Kaliforniya Üniversitesi Berkeley ve Howard Hughes Tıp Enstitüsü) – hücre zarı  değiş tokuşunu keşfettikleri için.

* Seiji Ogawa (Hamano Hayat Bilimleri Araştırma Kurumu, Tokyo)  – manyetik rezonans görüntülemenin (halk arasında MR olarak bilinir) mucidi oldukları için.

Kimya

* Michael Gratzel (İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü) – boyaya duyarlı güneş pillerini icat ettiği için. Buluşu Gratzel pilleri olarak da biliniyor.

* Jacqueline Barton (Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü), Bernd Giese (Basel Üniversitesi) ve Gary Schuster (Georgia Teknoloji Enstitüsü) – DNA üzerinde yük değişimi çalıştıkları için.

* Benjamin List (Kömür Araştırmaları Max Planck Enstitüsü) – kimyasal olarak “sağlak” bir maddeyi, “solak” yapmayı keşfettiği için.
Fizik

* Yakir Aharonov (Chapman Üniversitesi, Tel Aviv Üniversitesi, South Carolina Üniversitesi) ve Michael Berry (Bristol Üniversitesi) -  Aharonov-Bohm Etkisini ve bununla ilgili olan Berry Fazını keşfettikleri için.

* John Pendry (Imperial College of Science and Technology), Sheldon Schultz (Kaliforniya San Diego Üniversitesi) ve David Smith (Duke Üniversitesi) – metamalzemeleri tahmin ve keşfettikleri için. Meşhur görünmezlik pelerinlerinde kullanılan malzemeler.

* Juan Ignacio Cirac (Max Planck Kuantum Optik Enstitüsü) ve Peter Zoller (Innsbruck Üniversitesi) – kuantum anahtarlar üzerindeki çalışmaları sayesinde kuantum bilgisayarları mümkün kıldıkları için.

(6 Ekim 2009 eklemesi: Ödülü Charles K. Kao – ışığın optik haberleşme için fiberlerde taşınmasına yönelik çalışmaları nedeni ile , Willard S. Boyle, George E. Smith – görüntüleme yapan yarı iletken devre buluşu, CCD sensörü nedeni ile kazandı.)

Ekonomi

* Ernst Fehr (Zürih Üniversitesi) ve Matthew Rabin (Kalforniye Berkeley Üniversitesi) – insanların alışveriş yaparken dürüstlük ve işbirliği konusunda yaptıkları kararlar üzerine araştırma yaptıkları için.

* William Nordhaus (Yale Üniversitesi) ve Martin Weitzman (Cambridge Harvard Üniversitesi) – iklim değişikliğinin ekonomiye etkisini araştırdıkları için.

* John Taylor (Stanford Üniversitesi), Jordi Gali (Pompeu Fabra Üniversitesi) ve Mark Gertler (New York Üniversitesi) para politikası üzerine araştırma yaptıkları için.

Tabi ki, benim ilgilendiğim daha çok nanoteknoloji ile ilgili tahminler. Gratzel’in bulduğu doğaya hassas güneş pilleri ve John Pendry’nin metamalzemeleri nanoteknoloji ile ilgili görünüyor. Bakalım gerçek ödül dağılımı nasıl olacak? Ödül ilanları Nobel Ödülü internet sitesinde canlı yayınlanacak.

Bir başka yazıda da bugüne kadar Nobel alan nanoteknoloji keşiflerini listeleyeceğim.

Kaynak: 1 , 2

BİNOTEK Kulübü Yeni Sezonu Açıyor

Fatih Üniversitesi’nde faaliyet gösteren BİNOTEK (Biyo ve Nanoteknoloji Kulübü) yeni sezonu 2 Ekim‘de barbekü partisi ile açıyor. Sizlerle kulüp başkanı Haluk Emre Göktürk’ten aldığım e-postayı paylaşıyorum:

İstanbul’un dillere destan boğazında BİNOTEK Kulübü yeni sezona merhaba diyecek.

Kuruluşundan bu yana üyelerini hem bilgilendirip, hem üreticiliklerini artırmaya yardımcı olan kulübümüz, aynı zamanda üyelerimize sürpriz sosyal aktiviteler düzenleyerek de eğlendirmekte ve üyelerimiz arasındaki bağları güçlendirmektedir.

2 Ekim 2009 Cuma günü saat 18:00-21:00 arası planlanan İstanbul Boğazı’nda barbekü partisi ile yeni sezona merhaba buluşması, aynı zamanda üyelerimizin ilk genel kurul toplantısı olacaktır. Sizde eşsiz  gecede yerinizi almak için başvuru formunu doldurmanız gerekmektedir. Bütün üyelerimizi bekliyoruz…. Başvuru formu için lütfen binotek.org sitesini ziyaret ediniz. [nanotürkiye eklemesi: sitede başvuru formuna ulaşmak istediğiniz zaman, "Bu kaynağı görmek için yetkilendirilmemişsiniz. Giriş yapmanız gerekiyor." diye bir hata alıyorsunuz. Bu hatadan kurtulmak için siteye kayıt olmanız gerekmekte.]

Oryantasyon ve Tanışma Programı:

Binotek Kulübü olarak her sezon başında düzenli olarak gerçekleştirilen; tanışma ve oryantasyon programı başlıca şu amaçları içermektedir:

* Binotek vizyonunu, yeni bilimseverlere sunmak ve kulübün kuruluş felsefesinden kaynaklanan sorumlulukları dinleyiciler ile paylaşmak.
* Yaz dönemi içerisinde şekillenen BSRG (Binotek Scientific Research Group) hakkında bilgileri katılımcıların ilgisine sunmak.
* BSRG’de kurgulanan projeleri katılımcılara anlatmak; ayrıca grup içerisinde olmanın başlıca protokollerini ilgililere sunmak.
* Binotek Kulübü’nün önümüzdeki sezonda tasarladığı başlıca projeleri duyurmak.
* Sezon içerisinde düzenlenecek olan Biyo ve Nano Teknolojik oryantasyon programının takvimini katılımcılar ile paylaşmak.
* 2008-2009 sezonunda kulüp içerisinde üst düzey aktif olan arkadaşlarımıza kulüp onur sertifikalarının takdimi.
* 2008-2009 sezonunda bizlerden desteklerini eksiltmeyen değerli akademisyenlere teşekkürlerimizin sunulması.

Binotek Kulübü 2009-2010 sezonu Oryantasyon ve Tanışma toplantısının başlıca amaçlarıdır.İlgili tüm arkadaşlarımız davetlidir…

Fatih Üniversitesi’nde okuyan ve nanoteknolojiyi merak eden öğrenciler, bu duyuru sizler için. BİNOTEK kulübünün bu sezonu verimli geçirmesini diliyorum. Güzel bir etkinlikle açılan sezonda kimbilir daha ne güzel etkinlikler olacak.

Nanouydular

Bugün Burak Denizli adlı okuyucumuz şöyle bir soru gönderdi: “Bugüne kadar hep normal boyutlarda uydular inşa edildi, ama hiç nanoboyutta bir uydu yapılıp gönderilmiş midir ya da düşünülmüş müdür? Şu bir gercek, kullanılan teknolojiler hep ince ayarlar yapılarak oluyor ama düşünsenize küçük bir şey gönderiyorsun Mars, Neptün, Uranüs vs. gezip geliyor; bize, Dünya’ya bilgi getiriyor.”

Bugüne kadar nanoboyutta bir uydu yapılıp, uzaydan bilgi toplamak için kullanılacağı hiç aklıma gelmemişti. Hemen interneti taradım bu konuda neler yapılmış diye.

Nanouydu diye bir terim varmış, fakat bu uyduların nanoteknoloji ile ilgisi şimdilik yok. Boyutları küçük olduğu için (1-10 kg ağırlığında) nano öneki getirilmiş. Buna benzer nano ön ek kullanımını Tata Nano arabasında da rastlıyoruz.

Şu anda benim araştırabildiğim kadarı ile ABD, Kanada ve İsrail nanouydu yapmak için uğraşıyor. NASA en son Mayıs 2009′da uzayın maya hücrelerine etkisini araştırmak için bir nanouydu göndermiş ve deney başarı ile sonuçlanmış. PharmaSat adlı proje hakkında daha fazla bilgi internet sitesinde bulabilirsiniz. Bu uydu aslında minik bir laboratuvar, çeşitli ölçümler yapıp, Dünya’ya aktarıyor. Projenin NASA’nın artık bir gelenek haline getirdiği Twitter sayfası da var. Artık pek güncellenmese de, ileride hatırlamak amacı ile not edelim.

330074main_PreSat_Assembly_946-710

Bir ekmek büyüklüğündeki PharmaSat uydusu

Mikroteknoloji ile şu an nanouydu diye adlandırdığımız uydular yapıyoruz. Nanoteknoloji devriminin zirvesinde iken gerçek manada nanouydular yapabilir miyiz? Bu tip uydular bizlere neler sağlar? Nasıl problemler ortaya çıkar? Bunları araştırmak ve üzerine biraz kafa yormak lazım.

Kaynak: 1 , 2

Abdullah Gül’ün UNAM Ziyareti

Cumhurbaşkanlığının sitesini neredeyse her gün ziyaret ederim. Temmuz 2008′de sil baştan yenilenen site gerçekten çok güzel. Siteye her gün fotoğraflı, videolu haberler ekleniyor, site üzerinden gönderdiğiniz her mesaj büyük bir titizlikle okunup ilgili yerlere iletiliyor. Arkada büyük bir ekibin olduğu apaçık ortada. Yıllık 200 milyon ziyaret de tüm bu çalışmaların doğru olduğunu gösteriyor.

fors

Tüm bunları neden anlattım? Cumhurbaşkanlığının sitesine yaptığım ziyaretlerde sık sık nanoteknoloji ile ilgili bir haber var mı diye kontrol edip duruyordum da ondan. Neden mi? 2023 yılı hedeflerinde öncelikli teknoloji alanları arasına nanoteknolojiyi de koyan bir Türkiye’de, cumhurbaşkanının bu konuyu açıkça desteklemesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela Rusya’nın nanoteknoloji alanında kısa zamanda büyük işler başarmasının sebeplerinden bir tanesi, devlet başkanın bu işi önemsemesi. Putin cumhurbaşkanı olduğu 2007 yılında “nanoteknoloji konusunda lider” olacağız demişti. Bugünkü cumhurbaşkanı Medvedev de nanoteknoloji ile sık sık açıklama yapıyor, etkinliklere katılıyor. Tüm bunlar süreci hızlandırıyor, insanların şevkini artırıyor. Nanoteknoloji konusunda bir açıklamayı  en çok Cumhurbaşkanımızdan Suudi Arabistan ziyaretinden sonra beklemiştim.

İsteğim bugün gerçekleşti. Abdullah Gül dün sabah vakitlerinde Bilkent Üniversitesi kampüsünde bulunan Ulusal Nanoteknoloji Merkezi’ni ziyaret etti. 3 saat boyunca merkezi gezen Abdullah Gül çıkışta bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasındaki önemli kısımlar şöyle:

-  Sanayi devrimini, bilgisayar devrimini kaçıran Türkiye nanoteknoloji devrimini kaçırmayacak.  Hatta öncü ülkelerden biri olacak.

Tabi ki hepimiz bu amaca ulaşılmasını ister. Bunun için nanoteknoloji yol haritamızın ortaya konup, planda belirtilen hedeflere nasıl ulaşılacağı da açıkça belirtilmelidir. Genel hedefler konularak, ne yazık ki büyük işler gerçekleştirilemiyor.

- Bu tek bir proje değil. Yani bu işin, tabii ki bir magazin yanı vardır. Yani önemli buluşlar heyecan veriyor, bunların yansıtılmasını, sizler tarafından yansıtılmasını çok önemsiyorum.

Bilimin insanlara doğru  bir şekilde aktarılması gerçekten önemli. Cumhurbaşkanımızın bunun bilincinde olması güzel. Burada doğru kelimesine vurgu yapmak istiyorum. Bu konudaki düşüncelerimi bir önceki yazımda paylaşmıştım.

- Nanoteknoloji ile ilgili çalışmaların en güçlü bir şekilde devam etmesi için tüm hukuki ve mali tedbirlerin alınması talimatı verildi.

Hukuki tedbirler gerçekten önemli. Türkiye’de nanomalzeme içeren madde sayısı her geçen gün artıyor. Nanomalzemeler diğer malzemelere göre farklı fiziki ve kimyasal özelliklere sahip. Bu yüzden Dünya çapında farklı araştırma grupları nanomalzemelerin sağlık üzerine etkisini araştırıyor. Türkiye’de bu konuya yönelik çalışmalar yapılmalıdır, benzer araştırmaları yapan kurumlarla fikir alışverişine girilmelidir. Şimdi bu konuları önemsemezsek, ileride çok sıkıntılı günler yaşayabiliriz. Bir an önce Türkiye’de de nanomalzeme kullanımına yönelik has hukuki düzenlemeler çıkmalıdır.

Cumhurbaşkanımızı yaptığı ziyaret için kutluyor, nanoteknoloji konusuna daha ciddi eğilip, bu treni kaçırmamamız için elinden geleni yapmasını diliyorum.

2008-2010 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 15000'i geçti.