Ücretsiz bilim dergisi NetBilim'in son sayısını okumak için tıklayın.

Cafer Yavuz’la Röportaj

Bugün sizlerle ABD’deki bir araştırmacımız olan Cafer Yavuz ile e-posta üzerinden yaptığımız röportajı paylaşacağım. Cafer Yavuz’u İzmir’de yapılan “Uluslararası Güvenli Su Üretimi Kongresi” ile ilgili gazetelerde kendisi ile çıkan haberler vasıtası ile tanıdım. Cafer Yavuz suyu arsenikten ayıran bir nanomalzeme geliştirmesi ile tanınıyor.

1 -  Kendinizi tanıtır mısınız?

Odtü Kimya 2001 mezunuyum. Kimya alanında master ve doktoramı Texas’ta bulunan Rice Üniversitesi’nden aldım. Şimdi de doktora sonrası çalışmalarımı Kaliforniya Üniversitesi’nde devam ettirmekteyim.
2 -  3 ayda bir yayınlanan Katalizör isimli bir dergi çıkarıyorsunuz. Şu anda nasıl bir durumdasınız? Hayal ettiğiniz şey ne bu dergi ile?

Beklediğimiz ilgiden fazlasını gördük diyebilirim. Amaç kimyaya olan duyarlılığı ve isteği arttırmak olduğundan, birikimlerimizi biraz da söyleşi tarzında aktarmaya çalışıyoruz. Yazan arkadaşlar genelde konulara hakim olduklarından, okuduğunuzda karşınızda soğuk bir tercüme bulmuyor, zengin bir yorum alıyorsunuz. Hayalimiz çok daha fazla okura ulaşmak tabii ki.
3 -  Nanoteknoloji üzerine çalışan birisisiniz. Nanoteknolojiye kayışınız nasıl oldu? Neler üzerine çalışıyorsunuz?

Nanoteknolojiyi şu anki kadarıyla bilmiyorduk tabii. Yeni sayılırdı o zamanlar. Biraz merak, biraz da heyecan, işin içine girmiş olduk. Demir oksitlerin nano boyutlarında yapılması üzerinde çalıştım doktora boyunca. Şimdi nano boyutta katalizörler üzerine çalışıyorum. Karbondioksit ve metan gazları üzerine yoğunlaşmış durumdayım.
4 – Sizce nanoteknoloji nedir? Nanoteknolojiden neleri beklemeliyiz, neleri beklememeliyiz?

Nanoteknoloji metrenin milyarda biri boyuttaki teknoloji olması yanında, benim esas ilgimi çeken nano boyuttaki malzemelerin hem kristal özelliği taşıyıp hem de akışkan özelliklere sahip olmasıydı. İnanılmaz bir durumdu bu. Nanoteknolojinin bir araç olduğunu unutmamalıyız ama. Yani nano’dan medet umulmaz. Yine kimya, fizik, biyoloji yapıyorsunuz aslında. Nanoteknoloji bizi kurtaracak diye söylemlere girilmesini yadırgıyorum bu anlamda. Ayrıca şahsi kanaatim nanoteknolojinin artık revaçta olmaktan düştüğü. Yeni akımlara bakmalıyız. Çevreye duyarlı teknolojiler öne çıkıyor bu aralar mesela. Ona önem vermeliyiz.
5 – Suyu arsenikten temizleyen araştırmanız çok geniş yankı buldu. Bu buluşunuzu ticarileştirmeyi düşünüyor musunuz?

Buluşun amacı elektriği, su pompası olmayan fakir bölgelere çare olmaktı. Bu yüzden para kazanmayı hiç düsünmedim bu işten. Para kazanmak isteyen buyursun kazansın.
6 – Türkiye’de Ulusal Araştırma Merkezleri’nin (UNAM; UYBHM) kurulmasını nasıl buluyorsunuz?

Bilim adına ne yapılırsa az ülkemizde. Yapılacak daha çok şey var. Ama kurumlardan önce insana yatırım yapılmalı diye düşünüyorum.
7 – Türkiye bilim alanında ne gibi adımlar atmalı? Yetkiniz olsa ilk ne yapardınız?
Bilim adına kaynak ayırmak en önemlisi. Ama daha da önemlisi ayrılan kaynağın sıkı takibi. Bir de çalışan bilim adamlarının daha serbest hareket edebilmeleri sağlanmalı. Ülkemizin bilimdeki önceliklerinin belirlenmesi de lazım. Mesela bor üzerine yeterli çalışma yok. Bu konuda Bilsak.org sitemizde de rapor yayınladık. Bu açıdan yetkim olsa ilk yapacağım şey bor çalışmalarına özel kaynak ayırmak. Mesela mevcut kaynakların %15′i. En az. [Ekleme: Bor ile ilgili rapora şuradan ulaşabilirsiniz.]

8 – Türkiye’de bilimsel haberlerin sunuluş tarzını nasıl buluyorsunuz? Türkiye’de bilimsel yayıncılıkta eksiklikler neler?

Haber sunuş yönüyle batı’dan eksiğimiz yok, fazlamız var diye düşünüyorum. Halkımız çok duyarlı. Tabi bu da medyaya yansıyor. Ama haber olabilecek çalışma eksiğimiz var. Bir de bilim adamları açıklama yapmaktan korkuyorlar gibi geliyor bana. İzmir’deki arsenik olayında senden baska kimse açıklama yapmadı dedi birisi bana. Bunlar utanç verici.
9- Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz? Türkiye’ye geldiğinizde nasıl bir ortam beklersiniz?

Neden olmasın? Özgür bir ortam, emeğinin karşılığını alabildiğin bir ortam.
10 – Son olarak okurlarımıza aktarma istediğiniz bir şeyler var mı?

Bu yazılanları okuyup duyarlı olduklarını gösterdiklerinden dolayı teşekkür ediyorum. ABD’nin süper güç olmasına rağmen, hâlâ Amerikalıların saat olarak dünyanın en çok çalışan milleti olduğunu hatırlatmak isterim. Önce düşünülüyor, konuşuluyor ve sonra herkes elini taşın altına sokuyor. Ama hep konuşup, çalışanları nasıl diskalifiye ederiz ya da o suçu bu bucu gibi yakıştırmalara girersek hiçbir yere varamayız. Sonsöz olarak bir gözlemimi aktarayım. İyi yapılan bir çalışma nerede yapılırsa yapılsın, nerede yayınlanırsa yayınlansın hakettiği ilgiyi eninde sonunda buluyor.

Teşekkürler.

Rastgele bir yazı

Yorumsuz »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıdaki yorumlar için RSS beslemesi. TrackBack URL

Yorum yapın

2008-2010 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 23000'i geçti.

Real Time Web Analytics