Türkiye'deki nanoteknoloji araştırmacılarının listesi için tıklayınız.

Bayer Yeni Karbon Nanotüp Fabrikası Açıyor

Endüstriyel ölçekte yüksek kalitede karbon nanotüp üretebilen nadir şirketlerden olan Bayer MaterialScience Chempark Leverkusen’da yeni bir üretim tesisi inşaatına başladı. Fabrika yıllık 200 ton karbon nanotüp üretim kapasitesi ile dünyada birinci olacak. Toplam maliyeti 20 milyon Euro olan fabrika, 20 kişiye istihdam sağlayacak.

Bayer şu an karbon nanotüp üretimini Baytubes® markası altında Laufenburg’da 2007′de açtığı pilot fabrikada sürdürüyor.

“Gelecekte bizim için çok büyük uygulamalara yol açacak kilit bir teknolojiyi araştırıyoruz. Bu imkanı sonuna kadar kullanmak istiyoruz. Fabrikayı Leverkusen’a kurmamız, buranın bir endüstriyel yerleşim olduğuna inandığımızı tasdikliyor.” Dr. Wolfgang Plischke, Bayer

Bayer’in karbon nanotüpleri enerji, çevre, inşaat ve güvenlik gibi alanlara uygulama bilgisi var. Bilgiyi uygulamaya geçirmek için, 200 milyon Euro‘ya kadar yatırım gündemde.

Bayer

Plischke ve Rachel

“Karbon nanotüpler gerçekten önemli bir rol oynayacak. Yakıt ve pil teknolojilerini iyileştirecek, araçların ağırlıklarını azaltacak. Bu malzemelerin muhteşem özelliklerini araştırmak için Alman Eğitim ve Araştırma bakanlığı Innovationsallianz CNT 40 milyon euro yardım yapacak. Bu ittifak hükümetin yüksek teknoloji politikasının önemli bir parçası olacak ve Almanya’nın rekabetçi gücünü kuvvetlendirecek.” Thomas Rachel

Bayer’daki toplanıdan sonra akademisyenlerle ve sanayiden temsilcilerle devletin karbon nanotüp stratejisi tartışılmış. Şuradan haberin videosuna ulaşılabilir. (İngilizce)

Kaynak: 1

Deriden Glikoz Seviyesini Takip Etme

Draper Laboratuvarı araştırmacıları derinin içine konulan ve glikoz seviyesini takip eden bir nanosensör geliştirmek için uğraşıyorlar. Glikoz seviyesi yükselirse, sensör kızılötesi ışık altında floresan bir ışık yayacak. Sodyum seviyesini takip eden bir sensör fareler üzerinde denenmiş bile, glikoz sensörü de yakında hayvanlar üzerinde denenmeye başlanacak.

Sensör biyolojik olarak uyumlu malzeme ile kaplı 120 nanometre büyüklükteki boncuk polimerlerden oluşuyor. Her boncukta belirli bir kimyasalı hissedebilen floresan bir boya var. Derinin içine salındığı zaman, molekül hedef kimyasalı – mesela sodyum – hücreler arası sıvıdan polimerin içine çekiyor. Kimyasal dengeyi sağlamak için bu sefer de boya molekülü ortama pozitif bir sodyum iyonu salıyor. Floresan ışığın seviyesi, kimyasal hedefin konsantrasyonu artınca artıyor.

Sensörün derinin hemen altına enjekte edilmesi düşünülüyor. Bu durumda sensörün belli aralıklarla tekrar enjekte edilmesi gerekiyor.

Sensörün insan üzerinde denenmesine daha çok var. Her ne kadar boncuklar, hayvanların bağışıklık sistemini kötü etkilemese de, insan vücudunda ne olacağı belli değil.

Örnek video için tıklayın. Videoda kas hücresine sodyum verilmiş, o yüzden kırmızı bir şekilde ışık yayıyor.

Kaynak: 1

Nokia ve Nanoteknoloji

Nokia’nın nanoteknoloji kullanan konsept telefonu Morph’u açıklamasının üzerinden 11 ay geçti. Bu süre zarfında telefonun özelliklerini anlatan video onlarca video sitesine yüklendi, ilk olarak yüklendiği Youtube’da izlenme sayısı 2 milyon’u geçti. Telefonun ilgi çekmemesi mümkün değildi zaten. İstenilen şekle getirilen, bir sensör vazifesi gören, enerjisini güneşten alan, her zaman temiz kalan bir cep telefonu kimin ilgisini çekmez ki?

Telefonun özelliklerini eski blogumdaki yazımda anlatmıştım. Bu yazıda Nokia’nın Morph hayaline ulaşmak için neler üzerine çalıştığını Aralık 2008′de yayınladığı bir belgedeki bilgilerle anlatmak istedim.

Nokia nanoteknoloji alanında Cambridge Üniversitesi, Helsinki Teknoloji Üniversitesi ve CSC – Scientific Computing Ltd. ile ortaklaşa çalışıyor.

Nanoboyuttaki sensörler:
Videoda telefonun bozuk bir elmayı hissedebildiğini görüyoruz. İşte dış dünyayı hissedebilen bir telefon yapmak için, Nokia nanoseviyede sensörler geliştiriyor. Nanobileşenler yüksek alan-hacim oranına sahip olduğu için, kimyasal reaksiyon gerçekleştirmek için çok alan bulunuyor ve sensör uygulaması çin çok uygun.

Silikon üzerinde nanotel litografyası:
Sensör ve sinyal işleme işlemlerini iyileştirmek için nanoboyutta bileşenler ve onların üretimi için yeni teknikler lazım. Cambridge Üniversitesi ile işbirliği sonucu yeni nanotel litografya tekniği geliştirilmiş. Teknik sayesinde yüksek alana yayılmış, sıralı 3 boyutlu yapılar oluşturuluyor.

Nanotellerle Euro işareti

Nanotel litografya tekniği ile yapılmış Euro işareti

Çinko oksit uygulamaları:
Morph giyilebilir bir alet olduğu için, yüzeyinin malzemesi düşük maliyetli, çevre dostu ve dokunmatik olması gerekiyor. Bu özelliklere uygun bir malzeme olarak, Nokia çinko oksitleri (ZnO) seçmiş. Bu malzemenin incelemeleri devam ediyor.

Çinko oksitten nanoteller

Çinko oksitten nanoteller

Esnek elektronik:
Çok yönde çekilebilen ince film elektronik devreler üzerinde çalışmalar devam etmekte. Böylece tasarımda büyük bir esneklik kazanılacak.

Güneş enerjisi:
Cambridge Üniversitesi’nin daha önce yaptığı nanomalzeme araştırması desteklenmiş. Karbon nanotüplü kompozitler ile bunu başarmayı hedefliyorlar.

Grafen elektroniği:
Nanoelektronikte silikonun yerini alabilecek bu malzemenin de özellikleri araştırılıyor.

Bir zamanlar kablo üreticiliği yapan Nokia, geleceğin kablosuz olacağı tahmin edip, cep telefonlarına yönelerek ayakta kalmayı başarabildi. Şimdi de geleceğin nanoteknolojide olduğunu fark etti ve 10-15 yıl sonra anlamlı hale gelecek teknoloji geliştirmeye çalışıyor. Gerçekten ders alınacak bir şirket Nokia.

Kaynak: 1, 2

Karbon Nanotüplü Esnek Ekranlar

Karbon nanotüpleri kullanan ilk elektronik ürün bu yıl piyasaya çıkacak gibi. Unidym, karbon nanotüp kaplı plastik filmlerini 2009′un ikinci yarısında satmaya başlamayı düşünüyor.

Unidym şirketinin logosu

Şeffaf ve iletken filmlerin uygulama alanı çok, ekran sahibi tüm cihazlar için bu ürün uygun durumda. LCD’ler, ATM’ler, cep telefonları, ilan panoları, kitaplar vs.

Yukarıda örnek verdiğimiz tüm ekranlarda şu an saydam elektrot olarak indiyum kalay oksit (ITO – Indium Tin Oxide) kullanılıyor. ITO’lerin kolay kırılması ve fiyatının son 10 yılda 100 katına çıkması, karbonun çok fazla bulunan bir malzeme olması karbon nanotüp ekranları daha cazip hale getiriyor.

Sean Olson, Unidym iş geliştirme başkan yardımcısı, şirketlerinin hedeflediği ilk alanın dokunmatik ekranlar olduğunu söylemiş. Samsung, Fujitsu gibi dokunmatik ekran üreticileri ile görüşmeler başlamış bile.

Peki şu ana kadar neden üretilmemişti bu ekranlar? Makul fiyata, yüksek performanslı tamamı iletken karbon nanotüp grubu üretilemediği için. Nanotüp üretme işlemi bittikten sonra ortamda hem iletken, hem de yalıtkan nanotüpler oluşuyordu. Filmlerde kullanılabilecek nanotüpler için ayrıca ayrıştırma işlemi yapılması gerkiyordu. Artık nanotüp üretimi biraz daha iyileştirildi.

LCD ekranında karbon nanotüpler

LCD ekranında karbon nanotüpler

Peki Unidym filmleri nasıl üretiyor? Karbon içeren bir gaz ile metal katalizör kaplı sübstrat yüksek sıcaklığa getiriliyor. Gazdaki karbonlar, sübstrata yapışıyor ve yavaş yavaş karbon nanotüp metal sübstratın üzerinde büyümeye başlıyor. (Yöntem kimyasal buhar biriktirmesi olarak adlandırılıyor.) Daha sonra bir dizi saflaştırma işlemi yapılıyor. Her ne kadar üretim iyileştirilse de, hâlâ istenmeyen nanotüpler oluşuyor.

Patentini aldıkları ekran basma işlemi ile şirket, dakikada 50 metreye kadar ekran üretebiliyor. Şirket daha fazla bilgi vermemiş ve sadece “en iyi saydam ve iletken filmleri üretmek için bu teknikleri optimize ettiklerini” söylemiş.

Unidym’dan daha önce “2008′in en önemli 10 nanoteknoloji patenti” yazımda bahsetmiştim.

Kaynak: 1

Asbest Benzeri Nanomalzemelerden Endişelenmeli Miyiz?

Bu yazı Andrew Maynard’ın 2020 Science blogundaki “Asbestos-like nanomaterials – should we be concerned?” başlıklı yazının Türkçe çevirisidir. Çeviride hatalar bulursanız, yorum kısmında lütfen belirtiniz. Sizlerin de katkısı ile yazı daha da güzelleşecektir.

Korkarım ki “A” ile başlayan kelimeden kurtulamayacağız. Ne zaman ki uzun, ince, lifli nanomalzemelerin muhtemel sağlık etkilerini düşünmeye başlasak, aklımıza hemen “Bir sonraki asbest bu mu?” sorusu geliyor. Aslında meselenin şimdiye kadar çözülmüş olduğunu düşünüyorsunuzdur, çünkü karbon nanotüp gibi nanomalzemeler uzunca bir süredir ortalıkta. Yıllar geçtikçe soru devam ediyor, cevabı ise bulunamıyor. Cevap bulmak için deneme yapılmadı değil, gerçeği söyleyecek olursam, şimdiye kadar doğru araştırmaya yatırım yapma ilgisi olmadı.

Bu yazının yazılmasını lifli yapılı nanoparçacıkların olası sağlık etkilerini ortaya koyan bir raporun yayınlanması tetikledi.  Mesajlar ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın, gerçek şu ki mesele çözümden çok uzakta, ve eğer kısa zamanda çözülmezse bazı nanoteknoloji sektörlerine pahalıya mal olabilir.

Aslında rapor, kolay okunan bir rapor değil, bir devlet dairesi için hazırlanmış ve bir devlet dairesi raporu gibi okunuyor. Başka bir değişle, hedef kitle haricindeki kişilere o kadar da açık değil. Buna rağmen, bu nanomalzemeleri güvenli ve başarılı bir şekilde nasıl kullanacağımızla ilgili önemli bilgiler içeriyor.

Raporun önemli noktalarına birazdan geçeceğim. Fakat bundan önce karbon nanotüplerin güvenlik sorusunun tam olmayan, fakat bir hayli ilginç olan tarihçesini ortaya çıkarmakta fayda var.

Karbon nanotüpler 1950 ile 1980 yılları arasında birkaç araştırmacı tarafından gözlemleniyor. Fakat bu araştırmalar pek ilgi çekmiyor. (Bunu söylemekten nefret ediyorum fakat Wikipedia’da bu konu bayağı iyi işleniyor.) Ta ki Sumio Ijima’nın 1991 yılında Nature dergisinde “Grafitik karbondan sarmal mikroborucuklar” adlı bir makaleyi yayınlayıncaya kadar.

Ertesi yıl aynı dergide dikkatli bir not içeren mektup yayınlanıyor.  Mektup, Paul Calvert’in nanotüplerin de içinde bulunduğu nanofiberlerin olası faydalarından bahseden makalesine cevap niteliği taşıyor. Mektupta, Gerald Coles—bir hijyenci—şöyle diyor:

“Bayım—Her ne kadar Paul Calvert tarafından ilgi çekici olarak gösterilse de (Nature 357 365; 1992), ultra ince insan yapımı fiberler, özelliklede biyolojik organizmada bozunmayanlar, işçiler için risk taşıyor olabilir.

Şükür ki bugüne kadar üretilmiş olan sağlamlaştırılmış fiberlerin çapı 10 µm ya da daha fazla olduğu için,  iş ortamında ya da başka yerlerde havada uçuşan tozlara maruz kalma riski düşük. Fakat asbest dışındaki fiberler üzerindeki araştırmalar gösterdi ki, fiber malzemelerin morfoloji ve biyolojik devamlılığı, pnomokonyozis ya da mezotelyom gibi hastalıklara yakalanmada, kimyasal yapılarından daha etkili.

İş ortamında bu tip tozlara maruz kalmayı önlemek için alınacak önlemler, üretimdeki maliyetleri artırabilir. Bu durumda da Calvert tarafından söylenen “üretim maliyetlerinde dramatik düşüş” hayal olabilir.”

Bundan sonra, Bob Service’ın 1998 yılında Science dergisinde “Nanotüpler: Bir Sonraki Asbest Mi?” adlı haberine kadar, hiçbir şey olmadı. Service, haberinde şöyle diyor:

“Asbestin ilk tehlikeleri 1960 yılında mezotelyom hastalığı ile asbest tozlarına maruz kalma arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalarla ortaya çıktı. Asbest fiberlerinin akciğerin diplerine girecek kadar küçük olduğu ve orada yıllarca kalabileceği tespit edildi. Akciğere girdikten sonra silikat fiberlerindeki metaller katalizör rolü oynayarak, DNA ve diğer önemli hücre bileşenlerine zarar verebilecek aktif oksijen bileşikleri oluşturabilir.

Nanotüplerin bu özelliğe sahip olduğu bilinmiyor. Zararlı olup olmadıkları daha test edilecek. Fakat şimdiden görüş ayrılıkları var. “[Nanotüpler] çok muhteşem malzemeler olabilir,” diyor Art Langer, City University, New York’s Brooklyn College asbest uzmanı. “Fakat onlar [asbestin] özelliklerini gösteriyorlar, biz biyolojik özelliklerini de bağlantılı buluyoruz. Uyarı ışığı yanıyor. Langer, nanotüplerin kimyasal kararlılıkları dolayısıyla hücreler tarafından hemen yok edilemeyeceği, vücutta kalmaya devam edeceklerini ve iğne gibi yapılarından dolayı, dokulara zarar vereceğini söylüyor.”

Bu endişelerin bir etkisi oldu mu? Hayır. Tek katmanlı karbon nanotüplerin akciğerlerde tuhaflıklara yol açtığı ile ilgili birkaç çalışma yapıldı. Fakat bunlar çoğunlukla  fiziksel olarak asbeste benzemeyen malzemelerdi.

Bir sonraki köşe taşı 2006′da idi. Nature’daki makaleye birçoğumuz yorum yayınlamıştı. Şöyle demişiz:

“Fiber şeklindeki nanomalzemeleri soluk ile alma neticesinde akciğerlerde eşsiz bir zarar meydana geliyor. Bunun acilen incelenmesi lazım. Yeterli miktarda asbest fiberinin solukla vücuda alınması sonucu, mezotelyom hastalığı ortaya çıkıyor.

Her ne kadar fiber şeklindeki karbondan ya da diğer malzemelerden üretilen nanoboyuttaki parçacıkların asbest gibi davranıp, davranmayacağı bilinmese de, bazı malzemeler endişe uyandıracak kadar küçük. Asbeste benzer herhangi bir zararlı maddenin erken fark edilmemesi, hastalanmış insanların ve nanoteknoloji endüstrisinin geleceği için tahrip edici olabilir. Biz biodayanıklı nanotüp, nanotel ve nanofiberlerin sistematik bir şekilde 5 yıl içerisinde incelenmesini teklif ediyoruz.”

O zamandan beri, fiber şeklindeki karbon nanotüplerin mezotelyoma sebep olup olmadıklarını araştıran birkaç çalışma daha yapıldı, en göze çarpanı ise 2008 yılında Poland et al.i’n Nature Nanotechnology dergisinde çıkan makalesi. Özet olarak, makale nanotüplerin asbest fiberleri gibi davrandığını ortaya koymuştu.

Tarihçeye bakarsak, asbest ve nanotüp benzerliğinin belli bir süredir var olduğunu ama bu benzerliğin ne kadar olduğunu, ne gibi önlemler alınacağı hakkında pek bir şey yapılmadığı açıkça ortada.

Rapora geri dönelim. Bir yığın bilimsel bilgi içinden, bazı önemli mesajlar:

Fiber Paradigması. Yılların birikimi sonucunda uzmanlar, akciğere girerse zararlı olabilecek fiberlerin profilini çıkardı. Bu profile göre fiberin asbest gibi zararlı olması için, şu 3 kritere uygun olması gerekiyor:

  • Çap: Fiberlerin üst solunum yollarına ve oksijenin akciğere geçtiği bölgeye kadar ulaşacak kadar ince olması. Fiberlerin uzunluklarının o kadar da bir önemi yok.
  • Uzunluk: Fiberler fagositoz gibi mekanizmalardan etkilenmeyecek kadar uzun olmalı.  Bu durumda akciğerler artık kendilerini makrofajlar yardımı ile savunamıyor.
  • Biodayanıklılık: Fiberler akciğerlerde bozunmadan on yıllarca kalabilmeli.

Zararlılığı belirleyen başka faktörler de olabilir, ama en önemli 3′ü bu.

Yüksek En Boy Oranına Sahip Nanoparçacıklar ve Fiber Paradigması. Yukarıda belirlenen özelliklere sahip nanomalzemeler bulunmuş, rapor bunlara daha dikkatli yaklaşmamız gerektiği söylüyor.

Muhtemel asbest benzeri tehlikelere sahip malzemeleri belirleme. Raporun yazarları tehlikeli nanomalzemeleri belirlemek için bir de grafik hazırlamış.

Nanomalzemelerin zararlarını belirleme şeması

Araştırma öncelikleri: Son olarak da, yazarlar bu konuda gelişme yapılabilmesi için üzerine gidilmesi gereken konuları listeliyor.

  • Zarar Belirlemesi: Nanoparçacıkların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin karakterizasyonu, özellikle fiber uzunlukları ve dayanıklıkları.
  • Doz-Tepki Değerlendirilmesi: Organizma içinde ve dışında nanoparçacıkların yan etkileri.
  • Maruz Kalma Değerlendirilmesi: Maddelere maruz kalma yolları ve onların değerlendirilmesi.
  • Risk Değerlendirmesi: Nanoparçacıkların sağlık risklerinin belirlenmesi.

Bana göre, bunlar çok basit.  Karbon nanotüpler o kadar muhteşem maddeler ki, ticarileştirmemek mümkün değil. Ama aynı zamanda, uyarıcı işaretleri dikkate almadan adım atmak da, ahlaki olarak kınanan bir hareket olur. İlk zarar belirtilerinin söylenmesi üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen hâlâ cevabı bulmak yerine soruyu oluşturmakla uğraştığımıza çok şaşırıyorum.

İnşallah bu durum değişecek ve bu rapor da bu konuda öncü olacak. Bu gerçekten gerekli.

2008-2012 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 46000'i geçti.

Real Time Web Analytics