UNAM'a başvurular 10 Mart'ta başlıyor. Detaylı bilgi.

Davos’ta Nanoteknoloji – 2

Davos’ta ilk nanoteknoloji oturumu Perşembe günü “Nanoteknolojinin Yeni Uygulamaları” başlığı ile yapılmıştı. O oturumun özeti için şu yazıma bakabilirsiniz. Bugün ise “Nanoboyutta Kanser” başlıklı bir oturum yapıldı. İşte özet maddeler:

Kanser, hücrelerin çoğalması ile ilgili birkaç kritik genin değişime uğraması sonucu ortaya çıkıyor. 23.000 genden 500′ü hücrenin çoğalmasını kontrol ediyor. Sadece 6 tanesi bozulsa, normalde hücre ölüyor; fakat bazen bir kanser hücresi oluşuyor ve bölünme kontrol edilemiyor. Katılımcılar nanoteknolojinin teşhisi, tedavisi ve izlenmesindeki uygulamalarını tartışmışlar.

• Kanser tedavisinde, nanoparçacıklar Truva atı rolü oynuyor. Kanser ilaçlarını direk hücrelere taşıyorlar. Parçacığın polietilen glikol ile kaplanması ile makrofajların etkisi azaltılıyor. Yöntemin yan etkileri az, fakat vücutta karbon parçacıkların iş bitinceye kadar dolaşması ile ilgili bazı endişeler var.

• Bir hastalığın moleküler nedenlerini öğrenmek için gözle görmemiz lazım. Nanoteknoloji bir çözüm sunuyor. Işık yayan nanokristaller, ya da diğer adları ile kuantum noktacıklar,  hücreleri belirlemek, izlemek ve yok etmek için kullanılabilir. Nanoparçacıklar MRI’de de kullanılabilir.

• Kanser genetik olarak çok zarar veriyor. Nanoteknoloji genetiği anlamamıza yardımcı olacak ve böylece kanser hücrelerin hepsini tedavi edeceğiz.

• Hedef, kişiye özel ilaç. Doğru ilacı, doğru hedefe, doğru insana ulaştırmak.

• Bir tedavi metodu da epidermal büyüme faktörünü (EGF) kullanıyor.  EGF’yi izleyen bir antikor bir altın nanoparçacığa ekleniyor. Nanoparçacığa belli bir dalga boyunda ışın yollanarak, hücrenin ısınması, böylece ölmesi sağlanıyor.

• Nanoparçacıklarla tümöre ulaşan ilaç oranı artıyor ve böylece tedavi şansı yükseltilmiş oluyor.

• Hücrede nanoboyutta ölçüm ve izleme yapmak için daha güçlü bilgisayar ve yazılımlara ihtiyaç olacak. Böylece hücredeki süreçleri daha iyi anlyacağız.

• Bilim adamları kanser araştırma yöntemlerini değiştiriyorlar. Gruplarda artık mühendis, klinisyen ve biyologlar var.

• Yeni bir Ar-Ge programı gerekli. Ayırılan para iki katına çıkarken, üretilen ilaç sayısı yarılandı. Genellikle, yeni bir ilacın çıkması 10-20 yıl alıyor ve 1 milyar $ harcanıyor. Verimli bileşenleri bulma oranı ise %5.

• Nanoüretim yöntemleri ile ilaç geliştirme süreleri kısaltılabilir, çünkü moleküler olarak inşa etme mümkün.

• Klinik denemeler için yatırım gerekli. Erken teşhis, hayat kurtarır.

• Doğru soruları sorabilmeleri için, bilim adamlarının birçok dalda eğitilmesi lazım. Bilim dalları biribirinden ayrık şeklinde eğitilmemeli. Bilim adamları bilgisayar bilimi, nanoteknoloji, biyoloji, mühendislik ve klinik hakkında bilgi sahibi olmalı.

• Laboratuvar çalışmalarını kliniğe aktarma gibi büyük bir problem var.

• FDA’nın piyasaya ilaç sürme kuralları değişmeli. Ölüm riski yüksek hastaların FDA’nın onaylamadığı ilaçları kullanılmasına izin verilmeli.

Disiplinlerarası eğitim gene dikkatimi çeken madde. İlaçların herkese uygun fiyata getirilmesinden bahsedilmemiş. Kanser tedavisinin tedavisinin bulunmasından daha önemlisi, tedaviyi herkesin karşılayabiliyor olması bence. Son madde ise tartışmaya açık bir madde. Onaydan geçmemiş ilaç ile hastanın ölümü riske atılmalı mı? Siz ne düşünüyorsunuz?

Kaynak: 1

Avustralya’da Nanoteknoloji

Avustralya Nanoteknoloji Ofisi 2007-2008 dönemine ait Ulusal Nanoteknoloji Stratejisi adlı raporu yayınladı. İngilizce rapora bu bağlantıdan (PDF) ulaşabilirsiniz. Bu yazımda, rapordaki önemli kısımları Türkçeye çevirip, Avustralya’daki nanoteknoloji ile ilgili genel bir bilgi sahibi olmak isteyenlere yardımcı olmak istedim.

Avustralya’da nanoteknoloji çalışmaları devlet araştırma organizasyonlarında, tıp araştırma enstitülerinde, biyoteknoloji araştırma organizasyonlarında ve üniversitelerde yapılıyor. Bu tip yerlerin toplam sayısı 75, fakat ayrıntılı olarak hangi tür organizasyondan kaç tane var bilinmiyor.

Nanoteknoloji araştırmalarının çoğu devlet tarafından karşılanıyor. 2007-2008 döneminde toplam destek 141.2 milyon $ olarak gerçekleşmiş. Avustralya’daki 41 üniversitenin 31′inde nanoteknoloji araştırma grupları var. Bazı üniversitelerde birden fazla araştırma merkezi var.

Avustralya’da çoğu küçük ya da orta düzeyde 80 tane nanoteknoloji şirketi var. Raporda 3 tane başarılı şirket tanıtılmış:

Starpharma—dendrimerlerin tedavi bilimi, ilaç taşıma ve diğer uygulamalarda kullanılmasını inceleyen bir şirket. ABD’de bulunan Dendtritic Nanotechnologies’in çoğunluk hissesine sahipler.

CAP-XX Ltd—nanoyapılı elektrotlu süperkapasitör geliştiren bir şirket. Süperkapasitörlör küçük boyutlu aletler için (telefon, sabit disk, PDA, sensör, modem gibi) güvenilir bir güç kaynağı görevi görüyor. Şirket Sydney’de kurulmuş. İngiltere ve ABD’de ofisleri bulunmakta.

• Dyesol Limited—Dye Solar Cell (DSC) teknolojisinin ticarileştirmiş. DSC ise doğayı taklit eden ve nanoteknoloji kullanan 3. nesil bir güneş pili teknolojisi. DSC teknolojisi boyalı titanyum dioksit nanoparçacıkları ile fotosentezi taklit ediyor. Şirket 2004′te kurulmuş, 2005′ten beri de Avustralya Borsası’nda. Şirket şu an askeriye için 2 yıllık bir projenin son aşamasında. Projenin amacı katlanabilir güneş enerjisi alıcıları üretmek.

Boeing, Airbus, Intel, Sony gibi büyük şirketler Avustralya’daki nanoteknoloji şirketlerinden faydalanmışlar.

Sanayi’nin nanoteknolojiden haberdar olmasını sağlayan Australian Nano Business Forum ve Australian Nanotechnology Alliance gibi oluşumlar var.

Avustralya nanoteknoloji ofisi’nin ortaokullarda nanoteknoloji programı  oluşturma hedefi var. İlk örnekleri AccessNano sitesinde görebilirsiniz. Çeşitli üniversitelerde master ve doktora programları devam ediyor. Bazıları ilk mezunlarını vermişler bile.

Avustralya’da nanoteknoloji hakkında bilgilendirme yapmak için halka açık toplantılar, internet sitesi ve medya kullanılıyor. Toplantılara katılım 12-100 kişi arasında olmuş. 2008′de 1100 kişi ile yapılan araştırmaya göre Avustralya halkının %66’sı nanoteknolojiyi duymuş, %8′i ise nanoteknolojinin ne olduğuna cevap verebilmiş. 2005′te yapılan benzer araştırmada bu değerler sırasıyla %55 ve %4 imiş.

Benim önemli gördüğüm kısımlar bunlar. Raporda benim atladığım kısımları, yorum kısmında belirtirseniz güzel olur.

Davos’ta Nanoteknoloji

28 Ocak – 1 Şubat arasında İsviçre’nin Davos kentinde yapılacak olan Dünya Ekonomi Forum’unda iki tane nanoteknoloji ile ilgili oturum var. Birisi bugün TSİ 13.30-15:00 arasında yapıldı. Oturumun başlığı  “Nanoteknolojinin Gelecek Uygulamaları” idi. Oturumu canlı olarak izleyemedim, yoksa gelişmeleri canlı olarak blogda aktaracaktım. Bu yazı ise Forum’un internet sitesinde yayınlanan etkinlik özetinin Türkçesi.

Katılımcılar nanoteknolojinin tıp, enerji, düzenleme ve ticarete olan etkisini tartışmış.

• Nanoteknolojik  üretim hâlâ büyük bir problem olarak duruyor. Doğada bu tip üretim zaten var. Doğadan faydalanarak, hastalıkları kontrol etmek için biyolojik aygıtlar yapabiliriz.

• İlaçların %50′den fazlası alıcıları hedefliyor, fakat deneme yanılma yoluyla geliştiriliyorlar. Moleküler seviyede alıcıları izleyebilen ve müdahale edebilen aygıtlar geliştirerek, bu darboğazı aşabiliriz.

• Silikon, elektrik ve beyin arasında bir arayüz geliştirerek, nöroprotez ile görme ve duyma iyileştirilebilecek.

• Teşhis ve terapinin beraber yapılması kanser tedavisini iyileştiriyor. Moleküler seviyede müdahale ile tümörlerle daha verimli başedebiliriz.

• Kanser tehlikeli olmaya başlıyor. 2020′de ölümlerin %70′i kanserden olacak.

• Nanoteknoloji ile temiz su ve güneş enerjisinin maliyeti düşecek. Bu da gelişmekte olan ülkeler için iyi.

• Enerji üretimi baskın bir kaygı olacak. Enerjiye az yatırım yapılıyor. Sağlığa 30 kat daha fazla yatırım yapılıyor. Gelecek 40 yıl içerisinde enerji talebi ikiye çıkacak. Nanoteknoloji bu konuda da yardım sağlayacak.

• Güneş enerjisini güneş yokken de kullanabilmeliyiz. Depolama sorunumuz var.

• Nanoteknolojinin insanlara ve çevreye etkileri belirlenmeli. Genetiği değiştirilmiş gıdaların faydaları, insanların bu tip gıdalara kötü bakması ile gölgede kaldı. Hükümetlerin bu konuya eğilmesini sağlamalıyız.

• Disiplinlerarası bilgiye sahip bilim adamı eksiği var. Eğitimciler bilgisayar mühendisi öğrencilerine genetik ve biyoloji dersi vermeli, genetik ve biyoloji öğrencilerine bilgisayar mühendisliği dersi verilmeli. Zeki öğrencilerin önü açılmalı.

• Nanoteknolojiye yatırımların geri dönüşü 5 ilâ 20 yıl sonra gerçekleşiyor. Bazı projelerin şu an desteklenmeme ihtimali var. Uzun vadeli projelerden elde edilecek kısa vadeli fırsatlar var.

• Yatırımın çoğu malzeme geliştirmeye gidiyor, fakat üretim yeteneğinin geliştirilmesi için de yatırım lazım.

• Rusya 5 milyar $’lık yatırım planın bir parçası olmaya davet etmiş yatırımcıları. Tek şart, üretimin Rusya’da yapılması.

Benim en çok dikkatimi çeken madde, eğitimde değişikliklere gidilmesinin talep eden madde oldu. Nanoteknolojinin faydaları ve zararları daha önce defalarca dile getirilmiş konular zaten. Rosnano başkanı Anatoliy Çubays’ın katılması ile Rusya’nın reklamı yapılmış oldu. İnşaallah gelecek yıllarda, biz de bu başlıklı konularda katılımcı oluruz.

Diğer nanoteknoloji oturumu 31 Aralık’ta “Nanoboyutta Kanser” başlığı ile yapılacak. Şimdilik iyi geceler.

1 Şubat 2009 eklemesi: Davos’ta Nanoteknoloji-2 başlıklı yazıya şuradan ulaşabilirsiniz.

En küçük yazıyı yazma yarışı 50 yıldır nanoteknolojinin gelişmesine yardımcı oluyor.  İlk olarak Richard Feynman, 1959 yılında bir kitabın sayfasını 25.000 kez küçültecek ilk kişiye 1000 $ vereceğini açıkladı. Ödül 1985 yılında Stanford Üniversitesi elektrik mühendisliği öğrencisi Tom Newman’a verildi. Tom Newman elektron demeti litografyası kullanarak Charles Dickens’in İki Şehrin Hikayesi adlı hikayesini yazmıştı.

Daha sonra 1990′da IBM, tarama tünelleme mikroskobunu kullanarak IBM kelimesini 35 tane ksenon atomu ile yazdı.  Yazının boyutu 1.5 nm idi.

IBMKsenon

Dün “en küçük yazı oluşturma” rekoru tekrar Stanford Üniversitesi’ne geçti. “Stanford University”‘nin baş harflari olan S ve U harfleri 0.3 nm büyüklükte yazıldı.

En küçük yazı

Yazı, bakır kıymığı yüzeyindeki kuantum elektron dalgalarının girişimi ile oluşmuş.  Dalgalar hologram oluşturuyor,  ve böylece mikroskoplarla görülebiliyor. Bakır yüzeyin üzerine tarama tünelleme mikroskobu ile karbon monoksit molekülleri dizilmiş.

Kaynak: 1

Dünya’nın İlk Ulusal Zorunlu Nanoteknoloji Düzenlemesi Geliyor

Söylentiye göre Kanada devleti Şubat’ta dünyada ilk defa, şirketlerden ürünlerinde nanomalzeme kullanımını detaylı bir şekilde bildirmesini isteyen düzenlemeyi hayata geçiriyor. Toplanan bilgiler, nanomalzemelerin risklerini belirlemede ve buna uygun güvenlik önlemlerinin oluşturulması için kullanılacak.

Haberi yapan Project on Emerging Nanotechnologies (PEN) bundan önce defalarca nanomalzemelerin güvenliğinin artırılması yönünde çağrı yapmıştı. İlginçtir, ilk adımı Kanada attı.

“Nanoteknoloji hızla gelişiyor. İnsanlar ve çevre gitgide daha fazla nanomalzemeye maruz kalıyor. Buna karşılık, devletler üretilen nanomalzemelerin riskleri hakkında bir bilgiye sahip değil. Bu bilgiler güvenli  bir nanoteknoloji için çok önemli.  Kanada’nın bu adımı, nanoteknolojinin hatasız ve yüksek kalitede bilime uygun ilerlemesini sağlamak için çok önemli.” Andrew Maynard, PEN bilim danışmanı.

Kanada’nın düzenlemesi, ABD’deki Çevre Koruma Ajansı’nın (Environmental Protection Agency (EPA))  Nanoboyut Malzeme Yönetici Programı raporundan hemen sonra geldi. EPA’nın bu atılımına sanayiden çok az katılım olmuş. Bakalım Kanada’da durum ne olacak? En önemlisi Türkiye’de bu tip uygulamaları ne zaman göreceğiz?

Kaynak: 1

2008-2010 NanoTürkiye. Blogdaki yazılar alıntı yapılarak kullanılabilir. skD Teması kullanılmıştır. Farklı ziyaretçi sayısı 15000'i geçti.