1 – Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
1983 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukluk ve gençlik yıllarım Kadıköy ilçesinde geçti. 2002 yılında İstanbul Alman Lisesi’ni, 2006 yılında da Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü birincilikle bitirdim. Üniversite ikinci sınıftayken akademisyen olmaya karar verdim ve lisans derecemi almamın ardından Yale Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği ve Malzeme Bilimi Bölümü’nde doktora çalışmalarıma başladım. 2012 yılı Mayıs ayında doktora derecemi aldım ve Eylül ayında Bilkent Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nde yardımcı doçent olarak akademik kariyerime devam edeceğim. Kendi araştırma grubumu kurmak, genç meslektaşlarım ve öğrencilerimle çalışmaya başlamak için sabırsızlanıyorum.
2 – Doktora çalışmanız Yale Üniversitesi’nde “Yılın en iyi doktora”sı seçildi. Doktora çalışmanızdan biraz bahsedebilir misiniz?
Doktora çalışmam 2012 yılında Yale Üniversitesi’nin Mühendislik Fakültesi tarafından “en iyi doktora tezi ödülü” olarak da bilinen “Henry Prentiss Becton Prize for Exceptional Achievement in Research” ödülüne layık görüldü. Laboratuvardaki arkadaşlarımla beraber yaptığımız çalışmalarda nanoteknoloji için büyük önem arz eden temassız atomik kuvvet mikroskopisi (noncontact atomic force microscopy) tekniğini daha da ilerleterek malzeme yüzeylerinin çevrelerindeki atom ve moleküllerle etkileşimlerini kuvvet ve enerji cinsinden üç boyutta görüntülemeye yarayan “üç boyutlu atomik kuvvet mikroskopisi” (three-dimensional atomic force microscopy) yöntemini geliştirdik. Elde ettiğimiz sonuçlar Nature Nanotechnology ve Advanced Materials gibi dergilerde yayımlandı. Geliştirdiğimiz teknikle atomik düzeydeki temel işleyiş prensipleri pek de iyi bilinmeyen sürtünme, heterojen kataliz gibi konularda önemli ilerlemeler kaydedileceğini düşünüyorum.
3 – Atomik kuvvet mikroskobu konusuna ilginiz nasıl başladı? Bu konuyu çalışmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?
Lisans eğitimimin başlarında Boğaziçi’nde aldığım fizik dersleri temel bilimlere olan merakımı artırdı. Doğayı ve evreninin işleyişini belirli kurallar çerçevesinde rasyonel olarak anlayabilme fikrinden etkilendiğimi hatırlıyorum. Takip eden senelerde Makine Mühendisliği bölümünde aldığım malzeme bilimi dersleri sırasında da maddenin atomik yapısıyla ilgilenmeye başladım. Doktora başvuruları sırasında fiziğe olan ilgimi ve makine mühendisliği eğitimimi birleştiren alanlara yoğunlaşırken atomik kuvvet mikroskopisiyle tanıştım. Malzemelerin en temel düzeyde yapı ve özelliklerini incelemeye yarayan atomik kuvvet mikroskopisinin dünya çapında en önemli öncülerinden olan Prof. Udo Schwarz’la çalışmaya karar vermem bu şekilde gerçekleşti. Bu konuyu çalışmak isteyenlere tavsiyem internette uzunca bir zaman geçirerek konunun, ülkemizdeki çalışmaları da göz ardı etmeyerek, dünyada en iyi hangi araştırma gruplar tarafından temsil edildiğini öğrenmeleri ve yüksek lisans/doktora başvurularını, diğer konular için de geçerli olduğu gibi, büyük bir ciddiyetle yapmalarıdır.
4 – Türkiye’deki nanoteknoloji çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Yurtdışında Türkiye’deki çalışmalar ile ilgili nasıl yorumlar yapılıyor? Türkiye ne gibi adımlar atmalı? Atmazsa neler olur?
Türkiye’deki nanoteknoloji çalışmalarının Bilkent Kampüsü’nde bulunan Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) önderliğinde son senelerde büyük aşama kaydettiğini düşünüyorum. Yurtdışında tanınan ve çok prestijli dergilerde makale yayımlayan gruplarımız var. Sabancı ve Koç gibi bazı diğer üniversitelerimizde yeni kurulan merkezlerle de bu trendin devam edeceğini düşünüyorum. Gözlemlediğim kadarıyla yurtdışında da Türkiye’de yapılan çalışmalar eskiye oranla daha çok saygı görmeye başladı. Geçen seneki MRS sonbahar toplantısında öğlen yemeği sırasında yan masada oturan ABD’li araştırmacılar son senelerde Türkiye’den gelen katılımların oldukça çoğaldığından bahsediyorlardı. Bu gelişmeler bizi mutlu etse de dünyada bilim ve araştırma alanında söz sahibi olmak adına tahminimce en önemli mesele halihazırda yurtdışında bulunan başarılı araştırmacılarımızı çeşitli teşviklerle Türkiye’ye çekebilmek. Bu bağlamda TÜBİTAK ve Avrupa Birliği tarafından geliştirilen teşvik programlarını görmek sevindirici.
5 – Türkiye’de eğitim/araştırma sisteminde nelerin değişmesini istersiniz?
Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde verilen eğitimin dünya çapında olduğunu söyleyebilirim. Gözlemlediğim kadarıyla yurtdışında doktora programlarına kabul edilen Türk öğrenciler diğer ülke vatandaşlarına göre oldukça yüksek bir bilgi düzeyindeler. Aynı sözleri üniversitelerimizdeki araştırma kültürü için söyleyebilmek malesef mümkün değil. Temel bilimler ve mühendislik dallarında araştırma yapmak isteyen yeni nesil öğrencilerimizi dürüst, etik ve akla dayalı bir araştırma kültürüyle donatmak biz öğretim görevlilerinin asli görevlerinden olmalı diye düşünüyorum. Bunun haricinde son senelerdeki atılımlar da göz önüne alınınca, fiziksel araştırma altyapısı açısından çok büyük eksiklerimiz yok. Aynı özen öğretim görevlileri tarafından haftada birkaç saat ders vermek haricinde genç araştırmacılar yetiştirmeye de gösterilirse ülkemizi bilim ve teknoloji alanında iyi şeyler beklediğine inanıyorum.
6 – Sizce nanoteknoloji şu ana kadar Dünya’da neleri değiştirdi? İleride neleri değiştirecek/neleri değiştirmeyecek?
Nanoteknolojinin yaşamımıza şu ana kadar olan katkıları genelde boya, gıda, tekstil, kozmetik gibi sektörlerde pasif nanoparçacıklar vasıtasıyla oldu. İleride nanoteknolojinin daha fonksiyonel olarak kullanıldığı uygulamaların, özellikle savunma, hastalıkların tedavisi, enerji ve enformasyon alanlarında artacağını düşünüyorum. Nanoteknolojinin sanayi devrimine benzer çapta bir devrime yol açıp açmayacağını kestirmek henüz çok zor, ancak günlük yaşamımıza olan etkisinin önümüzdeki yıllarda hissedilir derecede artacağından şüphem yok.
7 – Halk nanoteknoloji ile ilgili neleri bilmeli? Nanoteknoloji okullarda anlatılmalı mı?
Nanoteknolojinin yaşamımıza olan faydalarının yanısıra, beraberinde getirdiği riskler de mevcut. Belirli nanoparçacıkların doğaya verebilecekleri zararlar, nanoteknoloji sayesinde geliştirilebilecek yeni silahların etki seviyeleri düşünüldüğünde, halkı bu konuda bilinçlendirmenin ve nanoteknolojiden -basit bir seviyede de olsa- okullarda bahsetmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Bunun yanısıra nanoteknoloji uygulamalarının yol açabileceği olumsuz etkilerin bağımsız kuruluşlar tarafından araştırılmaya ve denetlenmeye başlanması yararlı olacaktır.
8 – Nanoteknolojinin kaderi genetiği değiştirilmiş organizmalar, nükleer enerji gibi teknolojilerin kaderine benzer olacak mı?
Bunu söylemek için henüz çok erken ancak yukarıda bahsettiğim şekilde bir denetim mekanizması küresel ölçekte kurulursa nanoteknolojinin olumsuz sonuçlarından mümkün olduğunca arındırılarak yaşam kalitemizi artıracak uygulamalara yönlendirilebileceğini düşünüyorum.
9 – Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı? Röportaj için teşekkürler.
Röportaj için ben teşekkür ederim. Önümüzdeki senelerde Bilkent’te yapacağımız bilimsel çalışmalarla dünyada ses getirmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda yakın bir zamanda yeni bir röportajda görüşmek üzere diyelim.
Not: Mehmet Baykara’nın gönderdiği küçük düzeltmeler 01 Haziran 2012 saat 16:58′de metne uygulanmıştır.